Bekâret ve eşcinsellik...

Cinsel eylemin yalnızca erkeğin kadına yaptığı, yaparken de aşağıladığı bir cezalandırma yöntemi olduğu başka kaç toplum var acaba dünyada?

A&G Araştırma Şirketi ve Ipsos Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nün Türk halkının aşka, ilişkiye, evliliğe bakışına dair geniş bir araştırması olmuş. Bu araştırmadan çıkan iki sonucu paylaşmak istiyorum.
Sonuçlardan birine göre “Halkın yüzde 77,5’i evlenen kadın mutlaka bakire olmalıdır” cevabını veriyor. Yani bu ülkede beş kişiden dördü kadının evlenirken bakire olması gerektiğini düşünüyor. Bu ne demek biliyor musunuz? Kadın cinselliği namusun en önemli kriteri olmaya devam ediyor ve uzun süre daha devam edecek. Töre cinayetleri çok uzun süre daha var olacak, tecavüze uğrayan zavallı kız çocukları aileleri tarafından öldürülmeye devam edecek. Tecavüz eden erkeklerin, bekâretin önemli olduğunu düşünen erkek hâkimler tarafından uzun süre daha en hafif cezalarla durumu atlatmaları sağlanacak.
İşlevi kız çocuğunun enfeksiyona karşı korunması olan ve evrimsel bir artık olarak orada kalmış bir zar, kadının özgürleşmesinin önündeki en büyük engel olmaya devam edecek. Daha uzun yıllar kadınlar bekâretlerini korumak ve erkeklerine ‘namuslu’ bir şekilde kendilerini teslim edebilmek uğruna, doğanın bize sunduğu sıradan ama en zevkli yaşantı olan cinsellikten mahrum kalmaya devam edecekler.
Peki, sizce erkek yalnızca namusu temsil ettiği için mi kadının evlenene kadar bakire kalmasını istemektedir? Bekâret daha önce cinsel ilişkiye girmemiş olmak, başka bir erkeğin cinsel organını tanımamak anlamına gelir. Dolayısıyla kocasının erkekliğini karşılaştırma olanağına sahip değildir kadın. Sakın ağır yetersizlik duygularıyla, dolayısıyla narsistik sorunlarla kıvranan feodal toplum erkeği, en azından cinsellikte yeterliymiş hissine sahip olmak istiyor olmasın? Ve bunu namus kavramına sığınarak rasyonalize etmeye çalışıyor olmasın? Cinsel eylemin yalnızca erkeğin kadına yaptığı, yaparken de aşağıladığı bir cezalandırma yöntemi olduğu başka kaç toplum var acaba dünyada? Lütfen küfürlerimize bir bakalım. Ama bence bu istatistiksel sonucun en ağır tarafı, bu oranın bu kadar yüksek olmasına neden olanın kadınların büyük bir kısmının da böyle düşünmeye devam ediyor olması. Erkeğin kadın üzerindeki egemenliğini sürdürmek, kendine yalancı bir narsistik doyum sağlamak için bekâreti savunmasını anlamak mümkün belki ama kadın neden köle olmaya, özgürleşmemek için bakire kalmaya devam etmek istiyor?
Araştırmanın diğer can yakan bir sonucu da “Türkiye’de isteyenler hemcinsleriyle evlenebilmeli fikrine katılanların oranının sadece yüzde 3,6” olması. Bu homofobik toplum, eşcinselliği bir sapıklık olarak görmeye devam ediyor ve uzun yıllar da öyle görmeye devam edecek demektir bu sonuç. Bir toplumun uygarlık düzeyinin en önemli işaretlerinden biridir eşcinselliğe bakış açısı.
İnsanın kendinden ‘farklı’ olduğunu varsaydığı ötekine bakış açısı hayatın içinde o kadar çok ince detayı belirler ki aslında. Yukarıdaki cümleyi kurarken önce ‘farklı olana bakış’ diye yazdım. Sonra fark ettim ki, bu cümle o haliyle ayrımcılığın dikâlâsı. Yani ben de aslında eşcinselin farklı olduğu düşüncesini benimsemek üzereyim. Hâlbuki eşcinsel heteroseksüelden, bir kadın bir erkekten ne kadar farklıysa o kadar farklıdır. Ve hiç kimsenin eşcinsellere herhangi bir hakkı vermek veya vermemek gibi bir hakkı olamaz. Bu tıpkı Türk’ün Kürt’e kendi dilinde okuma yazma, kendini anadilinde savunma hakkını verme hakkına sahip olmadığı gerçeği gibidir. Bu hak doğal olarak vardır.
Eşcinsellik sonradan olma bir şey değildir, kişi erişkin olduğunda bir yaşam biçimini seçiyor değildir. O zaten eşcinsel doğar. Tıpkı kadın ya da erkek doğmak gibi. Kadınlar evlenene kadar bakire kalmak zorunda oldukça, eşcinsellerin hayatlarıyla ne yapmak istedikleri feodal bir cehaletin iki dudağı arasında kaldıkça ekonomimiz ne kadar düzelirse düzelsin, geri kalmış, mutsuz, hayatın kıymetini bilmeyen, barbar bir toplum olmaya devam edeceğiz.