Bir kez daha Borderline kadın...

Geçen haftaki 'Borderline kadını' yazımı farklı tepkiler geldi. İyi bulanlar da oldu, seksist bulunlar da. O nedenle bu hafta hiç espri yapmadan yazıyorum. Çünkü humor sanırım bu ülke topraklarını çoktan terketmiş...
Bir kez daha Borderline kadın...

Geçen hafta 'Borderline kadın' başlıklı yazıma birçok tepki geldi. Aslında Borderline’nın kendisi gibiydi tepkiler de. Yazıyı çok iyi bulup yararlananlar olduğu kadar, Borderline kadını suistimale açık bir hale getiren, seksist bir yazı olduğunu öne sürenler de oldu. Tabii ki bir hekim olarak böyle bir amacım olamaz. Üstelik bunu gazete sütunlarında yapacak kadar fütursuz değilim diye düşünüyorum.

O nedenle bugün Borderline kişilik yapısını biraz daha ayrıntılı yazmaya karar verdim. Üzerinden hiçbir espri yapmadan. Humor sanırım bu ülke topraklarını çoktan terketmiş.
Borderline kadın dememin sebebi, hastaların dörtte üçünün kadın olmasıdır. Benzer travmatik süreçlerden geçmiş erkekler ya narsistik ya da antisosyal bir kişilik yapısı geliştirirler. Bence bu bile kadınların erkeklerden çok daha güçlü ve empatik olduklarını gösterir. Düşünsenize erkek başına gelenden çoğunlukla dış dünyayı sorumlu tutup ötekini suçlar ve cezalandırırken, kadın hep kendi payını soruyor olup bitende. Borderline bu sorgu ve cezalandırmayı patolojik, yani kendine ve ilişkilerine zarar verir bir biçimde yapsa da.

Borderline kadın terkedilmekten, hayatının dalgalı olmasından çok korkar. Hayata ve insanlara karşı güvensizdir, çocukluğunda fiziksel ve/ya da ruhsal tacize uğramıştır. Duygusal olarak aç bırakılmıştır, yetersizlik ve utanç duyguları kendisine sürekli eşlik eder ve ilişkilerinde çok sık alttan alır. Bunlara psikoterapide şema diyoruz ve ‘duygusal yoksunluk, terkedilme, instabilite, boyun eğicilik, cezalandırıcılık ve güvensizlik şemaları’ olarak adlandırıyoruz.

Bütün bunların nedeni Borderline kadının temel duygusal ve ruhsal gereksinimlerinin çocukluğunda kendine bakım veren kişilerle olan ilişkisinde yeteri kadar doyurulmamış olmasıdır. Bunlara ek olarak ihmal edilmiş, belki terkedilmiş ya da terk edilmekle tehdit edilmiş, ya doğrudan fiziksel şiddete maruz kalmış ya da sürekli bunun tanığı olmuştur. Anne-babadan biri ya da her ikisi de alkol ya da madde bağımlısı olabilir. Evde sürekli instabil bir atmosfer söz konusudur ve bu durum Borderline kadın adayını büyük bir çaresizlik duygusuna sürükler. Küçük çaresiz çocuk kendini bu durumdan sorumlu hisseder. Bir şeyleri yanlış yapmaktadır ama neyi? Zaten durmadan da suçlanmakta, küçümsenmekte ve eleştirilmektedir. Bu çaresizlik duygusu ömür boyu eşlik eder Borderline kadına. Huzursuzluk ve boşluk duygusuyla birlikte. Huzursuzluk ve boşluk duygusu zamanında mesafeli, uzak, eleştiren, küçümseyen ve hatta şiddet uygulayan ebeveyn tutumu nedeniyledir.

Borderline kadın diğer birçok ruhsal sıkıntısı olan insandan, bütün bu şemalara davranışsal, düşünsel ve duygusal düzlemde aşırı tepki göstermekle ayrılır. Buna neden olan, biyolojik olarak duygularını düzenlemekte belli bir zorluk yaşıyor olması ve bunun üzerine yukarıda sözünü ettiğim travmatik çocukluk yaşantılarının varlığıdır.

Gün içinde duygusal durumu çok sık değişebilir. Bu duygusal durumları biz psikoterapide mod olarak adlandırırız. Seans içinde bile moddan moda geçebilir Borderline kadın. Bunun nedeni sözünü ettiğimiz şemaların aktive olması ve bu şema aktivasyonunun bireyi moddan moda gezdirmesidir. Hasta kendini bazen terkedilmiş küçük çocuk modunda hisseder ve azıcık yakınlık uğruna alttan alır ve kendisinden talep edilen her şeyi yapar. Buna rağmen ruhsal gereksiniminin karşılanmadığını hissederse şimşek hızıyla kızgın çocuk moduna geçip karşısındakine hakaret edebilir, bağırıp çağırabilir. İdealize ettiği ve dünya iyisi ilan ettiği öteki, birdenbire dünyanın en kötü insanına dönüşür. Eleştiren ve cezalandıran ebeveyn modu ortaya çıkabilir ardından ve bütün bu olanlarda hastanın kendisini sorumlu tutar ve kendisine fiziksel ya da ruhsal olarak zarar vermesine yol açar. En aşırı durumlarda kendini kesmesine, intihar etmesine yol açar ya da aşırı alkol tüketir, madde kullanır. Ya da tıkınırcasına yer ve ardından kendini daha da suçlu hissedip kusar.

Bazen kendini korumaya çalıştığı duygusuz bir moda geçer. Hiçbir şeyin ona ulaşamadığı bir moddur bu. Kendini belli bir süre güvende hissettiği, her türlü yaşantıya daha rahat dayandığı ve tahammül ettiği bir mod. Acemi terapist çok yanlış bir şekilde iyileşme olarak algılayabilir bu modu. Ama kazan içten içe kaynıyordur ve terkedilmiş ya da kızgın çocuk modu bir gün, birdenbire, tekrar ortaya çıkar.

Bütün insanlar arasında olduğu gibi Borderline insanlar arasında da eğitim, ekonomik, zeka vb açısından farklar vardır. Aynı zamanda bütün bu çocukluk travmalarının şiddeti açısından da. Bu nedenle bütün Borderline kadınlar tabii ki yukarıda saydıklarımı aynı şiddette, aynı şekilde yaşamaz.

Eğitim düzeyi yüksek, ekonomik olarak iyi durumda, zekası ortalamanın üstünde bir Borderline kadın, içinde yaşadığı bütün fırtınalara rağmen gayet ‘uyumlu’ bir hayat yaşayabilir. Akademisyen olur, başarılı bir iş kadını olur, iyi bir anne olur, iyi bir eş ya da sevgili olur. Ama içinde durmaksızın bir şeyleri yanlış yaptığı duygusu, kötü bir anne/eş/çalışan/insan olduğu inancı kemirip durur aklını, yüreğini. Boşluk duygusunu toplumsal olarak kabul görür kimi aktivitelerle doldurmaya çalışır. Aşırı çalışır ya da spor yapar örneğin. Huzursuzluğunu diğer insanlardan belli bir miktarda daha çok içerek bastırmaya çalışır. Bazen dipsomanik içme atakları olsa bile stres sorumlu tutulur kendisi ve çevresi tarafından.

Ama bazıları vardır ki yukarıdaki Borderline kadın kadar şanslı değildir. Ailevi koşulları kötüdür, okula gidemez, düzgün bir iş bulamaz. Zekası illaki yüksek olmak zorunda değildir hiç kimsenin, onun da değildir. İçindeki huzursuzluk, boşluk ve öfkeyle kendine çok fazla zarar verecek şekilde başa çıkmaya kalkar. Çok içer, çok saldırgan olur, cinsel ve fiziksel istismarın bolca yaşandığı ilişkilere girer. Kendini mıknatıs gibi görür hatta. Şiddet uygulayan erkekleri kendine çektiğini düşünür.

Burada çok kısaca özetlemeye çalıştım Borderline kadının dramını. Üzerine en çok düşünülen, kitap yazılan, psikiyatr ve terapisti en fazla yoran bu insanlık durumu hakkında hangi aklı başında psikiyatr, seksist bir yazı yazar, onları suistimale açık hale getirecek, kadını değersizleştirecek cümleler kurar? Bunu yaptığım iddia edildiği için soruyorum bu banal soruyu.

Sanıyorum bu sanal dünya insanların, süper egolarını, vicdanlarını, etik kuralları, en basitinden adab-ı muaşeret kurallarını kolayca bir kenara bırakmalarını sağlıyor. Utanmak dostlar, en büyük erdemlerimizden biridir. Lütfen utanmaktan korkmayınız.