Birlikte kitap okumak...

Lütfen kalkın yerinizden, en severek okuduğunuz kitabı çıkarın kitaplığınızdan ve biraz karıştırın. Sizi gülümseten bir paragrafa rastladığınızda ne hissettiğinizi sorun kendinize ve...

Hayatla başa çıkmanın en zevkli yollarından biri biriyle birlikte kitap okumak olsa gerek. Neden derseniz, kesin bir yanıtım olamaz size. Edebiyat dışında her şey kirlendiği için belki de. Oktay Akbal, müthiş öykü kitabı ‘Önce Ekmekler Bozuldu’da çok uzun yıllar önce haber vermişti bize bu kirlenmeyi. Yaşlı insanlar gibi yazmak, konuşmak istemiyorum ama ilişkilerin, politikanın, aşkın ve hatta totaliter yönetim biçimlerinin bile daha dürüst olduğu zamanlar oldu bu ülkede. Bakıyorum etrafıma, kendi yaşadıklarım da dahil olmak üzere, kitaplar dışında sığınabileceğim bir yerin kalmadığını görüyorum.

Demokrasinin oturduğu ülkelerde kitap okuma oranı ortalama olarak kişi başına yılda 10-12 arasında değişiyor. Yani insanlar ayda en az bir kitap okuyor. Bizde bu oran 10 yılda bir tane. Kitap okumadığını gururla söyleyen psikiyatrların ülkesi burası. Bunu yazarken aklıma, buna benzer şeyler yazdıktan sonra aldığım tepkiler geliyor. Bu ülkeye ve insanına yukarıdan ve biraz da küçümseyerek bakıyormuşum. Kitap okuma oranının en düşük, kadına şiddetinse en yüksek olduğu ülkelerden birinin vatandaşı olmaktan gurur duymam mı bekleniyor acaba diye soruyorum kendime?

Elâlem ne der meselesi o kadar önemli ki bizler için, bir sorunun tespiti, dile getirilmesi halinde ilk refleksimiz bunu başkasının duyması ve rezil olacağımız korkusu oluyor.

Bu koşullarda, 46 yaşında, sahip olduğu ve olmadığı değer yargıları nedeniyle, kendini biraz bu toplumun dışında hisseden benim gibi insanlara kendi küçük dünyalarını kurmak ve mümkün olan en azla yetinmek dışında hiçbir şey kalmıyor. Yazmak, okumak, çocuklarımla zaman geçirmek, psikoterapi yapmak, durmadan müzik dinlemek, arada film izlemek. Bazen telefonumu açıyor ve arayanlara bakıyorum. Hastalarım ve çocuklarım dışında bir telefon numarası görmüyorum. Bir seçim bu. Daha az mutsuz olmak için bu ülkede. Henüz toplumsal duyarlılığımı yeteri kadar törpüleyemediğim için gazete okumaya devam ediyorum. Ama onu bıraktığım günler de gelecek. Bu arada bir gazete istatistiği: 7 milyonluk İsviçre’de toplam gazete tirajı üç buçuk milyon. 70 milyonluk Türkiye’de ise üç milyona varmıyor bile.

İşte bu nedenle insanın, birlikte kitap okuyacağı, Justine’in sayfaları arasında birlikte hazla kaybolacağı birini bulması çok değerli. Bulduğunu düşündüğünde yitirmemek için çaba sarfetmesi de…

Oysa hayat hepimizi çok kırılgan, alıngan yaptı. Hepimiz kendimizi bir parça yetersiz, oldukça değersiz hissediyoruz çünkü. Marks’ın yabancılaşma kavramını psikolojik anlamda değerlendirirsek; çoğunluğumuzun yaptığı iş, yaşadığı ilişkiler, içinde bulunduğu toplumsal yapı o kadar az doyurucu ki, insanlar kendilerini korumak için duygusal olarak her şeye mesafe koymak, hatta duygularını bastırmak zorunda kalıyor. Bu da kişinin kendine, hayata yabancılaşması demek. Duygu acemisi insanlar olduk hepimiz.

Danışanlarım bilirler ve bezmişlerdir benden; yaşadıkları her şey sonrasında onlara, o an ne hissettiklerini sorarım. “Ne hissediyorsunuz? Ne hissettiniz? Ne hissetmiş olabilirsiniz?” O kadar uzağız ki hissettiklerimizden, çoğunlukla aldığım yanıt çok genel olur önce. “Kötü hissettim” ya da “iyi hissettim” gibi. Uzun bir yolculuğa çıkmamız gerekir gerçek duygulara ulaşabilmemiz için. Bazıları duygu yerine düşüncelerini söylerler. “Bana haksızlık yapıldığını hissettim o an” gibi örneğin. Oysa duygularımızın ne olduğunu tespit edemeden, yaşadığımız olayların bizim için ne mana ifade ettiğini bilebilmemiz de mümkün değildir.

Okurlarımla bir deney yapmak istiyorum bugün. Lütfen kalkın yerinizden, en severek okuduğunuz kitabı çıkarın kitaplığınızdan ve biraz karıştırın. Sizi gülümseten bir paragrafa rastladığınızda ne hissettiğinizi sorun kendinize. Duygunuzu tespit ettikten sonra, bu paragrafın neden o duyguyu doğurduğunu bulmaya çalışın. Sonra sevgilinize, sevgiliniz yoksa sevgili adayına ya da bir dostunuza telefon açın, mümkünse onunla buluşun ve bu paragrafı okuyun ona. Ne hissettiğini sorun. Kendi duygunuzu paylaşın. Emin olun bugününüz daha güzel olacak. Birine kendinizi daha yakın, hayata kendinizi daha az yabancı hissedeceksiniz.