Cansıkıntısı

Cansıkıntısı ama birleşik yazılacak ve okunacak. Ne kadar güzel bir kelime bu. Almancada cansıkınıtısının karşılığı Langweile. Uzamış zaman gibi bir anlama geliyor. Bir anlamda doğru

Pazar yazımı yazmak için masama oturduğumda içimdeki ağırlığın altında ezildiğimi fark ettim. 20 Şubat Cumartesi, saat 14.57. Ülkenin hali, evet beni de üzüyor, herkes sanırım başka şeylere üzülüyor ve sinirleniyor olsa da. Örneğin biraz evvel CNN Türk’te bir haberde, Aziz Yıldırım’ın ülkenin bölünmesi tehlikesi karşısında öfkeli olduğunu ve eylem yapma zamanının geldiğini söyledi. Fenerbahçe Spor Kulübü ya da Beşiktaş Spor Kulübü nasıl bir eylem yapabilir acaba bu konuda? Özgün katkılarını bekliyoruz doğrusu.

Sanırım çaresizlik duygusu, elimizden gelebilecek hiçbir şeyin olmadığı düşüncesi, konuşmaktan ya da yazmaktan korkmak ve cansıkıntısı, evet esas olarak cansıkıntısı şu an en azından benim ruh halimi anlatan kelimeler.

Cansıkıntısı ama birleşik yazılacak ve okunacak. Ne kadar güzel bir kelime bu. Almancada cansıkınıtısının karşılığı Langweile. Uzamış zaman gibi bir anlama geliyor. Bir anlamda doğru. Geçmeyen bir zaman dilimi içinde sıkılan bir can. Hangi maskemi taksam bugün? Herkes benden terapist maskesiyle dolanmamı istiyor ama bunun süreklilik göstermesi halinde ne kadar sıkıcı olduğunun farkında değiller.  

Yukarıdaki çizimin güzelliğine bakın. Özge bana bu hafta harika çizimler gönderdi. ‘Aşk ve Diğer Hastalıklar’ adlı bir kitap toparlıyorum, Doğan Kitap’tan çıkacak birkaç ay içinde. Kitapta ‘Aşkın Maskeleri’ adlı bir bölüm var, onu biraz genişletmek istiyordum. O nedenle Özge’den maskelerle ilgili çizimler istedim hafta başında. O da bana harika şeyler gönderdi. Bir tanesi ‘İçimizdeki Kalabalık’ kitabımın kapağı olabilir mesela. Hangisi mi? İşte şu:

Ama bu kendimi zorlamalarım işime yaramıyor bugün. Canım sıkılmaya devam ediyor. İpek Özbey Hürriyet Pazar’daki Popüler Psikoloji sayfamıza benim narsizm yazılarımdan harika bir kolaj yapmış. O bile doğru dürüst sevindirmedi beni. Depresyonda mıyım acaba sevgili danışanlarım?

Almanya’da bir psikiyatri grubu Hayatın Anlamı üzerine basit ama çok güzel bir çalışma yapmış. Adını SMILE koymuşlar. SMILE, ‘Schedule for Meaning in Live Evaluation’ın kısaltması. Bunu farklı Avrupa dillerine çevirmişler ve her ülkenin hayatın anlamıyla ilgili kendi değerlerini belirlemişler. Ayrıca ülke insanlarının hayatı ne kadar anlamlı bulduklarıyla ilgili bir ortalamaya ulaşmışlar. Bu çalışmayı burada yapabilmek için bu ekiple bir işbirliğine girdik. Türkçeye çevirdik bu formu ve çevirinin güvenirliğini test ettik. Şimdi ‘The School of Life’ın desteğiyle bizim insanımızın hayatın manası hakkında ne durumda olduğunu anlamamıza faydası olacak bir çalışmaya başlamak üzereyiz. Bu da motive etmiyor beni bugün. Kadın olsam saçlarımı kestirmeye giderdim.

Mayıs ayında Asos Kozluhan’da ‘Academy Resilience’ olarak birer haftalık sürelerle, her ay gerçekleşecek ‘Hayatı Nasıl Yaşamalıyız?’ adında bir proje başlatıyoruz. Mehmet Duru’nun Kozlu Köyü’nde eski taş evlerden yaptığı harika bir otel var. Orayı görmeye gidecektik bu hafta sonu. Oraya da gidemedim.

Aşkın Halleri kitabımın baskısı tükendi. En geç bir ay içinde biraz genişletilmiş ve gözden geçirilmiş baskısı bu kez Doğan Kitap’tan çıkacak. Bu hafta sonu onu çalışmam gerek. Ama bilmiyorum yapabilecek miyim? Cansıkıntısı yakamı bırakmıyor.

Şimdi insan maskemi takıp dışarı çakacağım ve Arnavutköy sahilinde dolaşacağım biraz. Sonra gidip Luzia’da kahve içeceğim. Kaan hâlâ Berlin’de. Film Festivali nedeniyle. Yönetmen maskesiyle dolaşıyor sanırım. Ortaklardan Nevzat’la biraz sohbet edip – o da işletmeci maskesini takmak zorunda akşamları, Mehmet Gürsoy’un gelmesini bekleyeceğim. O her daim gülümseyen, artık yüzüne yapışıp kimliği haline gelmiş maskesiyle kapıdan içeri girecek ve neşeyle masaya oturacak. Madlen köşede kendi kendine mırıldanıyor ve bizim hiçbir zaman giremeyeceğimiz spritüel maskesinin arkasına çekilmiş olacak. Kerem zarif hareketlerle yaklaşıp o gün için kendine uygun gördüğü maskesinin ardından gülümseyerek ne içmek istediğimizi soracak.

İlk kadehleri ısmarlayacağız. Gecenin ne kadar süreceğini can sıkıntısı belirleyecek. Bu kez ayrı yazılıp ayrı okunacak...