CHP'nin psikolojisi...

Amacım CHP'yi küçümsemek, ona patolojik bir etiket yapıştırmak değil. Kendini zorla köksüz bırakmış bir ülkedir Türkiye. Bu köksüz ülkenin en köklü kuruluşudur CHP ve bir ülkenin göçebelikten, barbarlıktan kurtulabilmesi için gereken şey kök salabilmektir.

Cumartesi sabahı, sabah ritüellerimi yerine getirdikten sonra Spotify’da Bach’ın Fransız Süitleri’ni açtım ve yazımın başına oturdum. Bu köşede ilk defa kendi alanımın dışına çıkmaya cüret ederek siyasi bir parti hakkında yazacağım. Bir çocuğun anne-baba ve kardeşleriyle olan ilişkisi metaforu üzerinden anlamaya çalışacağım CHP’yi. Kıyıdan yine de çok uzaklaşmıyorum yani.

Siyasi olarak karışık bir aileden geliyorum ben. Babam ve annem CHP’liydi. Annemin CHP’liliği babamdan mütevekkil, eş durumundan yani. Zira dedem Demirelciydi. Ilıcak’ların zamanındaki Tercüman gazetesini okurdu. Ben küçükken çok severdim Tercüman’ı. Çünkü dedem evde, salonun ona ait köşesinde kahvesini yudumlayarak, sessiz ama eve hakim bir şekilde oturuyor demekti bu. Tercüman gazetesinin sayfaları çevrilirken çıkan hışırtı güven duygusu verirdi bana.

Teyzemin kocası, eniştem MSP’liydi. Haliyle teyzem de MSP’ye oy verirdi. MSP’li dediysem başları kapalı insanlar gelmesin gözünüzün önüne. Teyzem onca kilosuna rağmen yazlığında mayoyla denize girerdi. Akşamları kadınlı erkekli karışık okey turnuvaları düzenlerler, en yüksek ve neşe dolu kahkahaları teyzem atardı.

 

Üniversiteye başladığımda dedemle eniştemin saçlarımı uzatmam, sakal bırakmam ve küpe takmama gösterdikleri tepkileri de partilerinin görüş açısına uygun olmuştu. Eniştem papaz, dedemse komünist mi olduğumu sormuştu sitemle. Annemse Ecevitçiydi ve elbette ‘özgürlükçü’ydü ama üniversitedeki aşırı sol gruplara katılıp hapse düşeceğimden, okulumun aksayacağından endişelenirdi.

Babamın yakın akrabalarıyla birlikte oturduğumuz ‘Hasanoğlu Apartmanı’ da karışıktı. Amcam köken aldığımız Yunanistan’ın Gümülcine kasabasından kalma bir alışkanlıkla etrafta bir ağa gibi dolaşır ve haliyle Demirel’e oy verirdi. Bunun bir nedeni de Ecevit’in komünist olmasıydı. Amcamın benden sekiz yaş büyük olan oğlu oy vermezdi. O rakı şişesinde balık olmayı seçmişti. Benden dört yaş büyük amca oğluysa ülkücüydü. MHP’li yani. Hiçbir zaman BBP’li olmadı, çünkü biz göçmenler rakı içmeyi severiz.

Bunu onunla hiç konuşmadık ama sanırım ülkücülerin çoğunlukta olduğu bir mahallede oturmamız ve onların o ‘delikanlı’ duruşları çok etkilemişti Erkan Ağbimi. Hukuk Fakültesini bitirip avukatlık yapmaya başladıktan sonra, bir süre DSP İlçe Başkanlığı yaptı. Bunun ideolojik bir kayma olduğunu düşünmüyorum. Ulusalcı ve milliyetçi lakaplara sahip bu partilerin didişmesini, birbirini çekemeyip kıskanan ve diğerinin yokluğunda onun en sevdiği oyuncağı kıran kardeşlerin kavgasına benzetiyorum zira.    

Babam Cumhuriyet okurdu haliyle. Cumhuriyet de, Tercüman da kesinlikle parti yayın organları gibi haber yaparlardı. Bu da sanırım herkese normal gelirdi. Gazetelerin asıl işlevinin bilgi vermek olduğunu, günümüzde de olduğu gibi, herkes unutmuştu. Haberin yalan ya da en hafif değimiyle izlenim olmasıyla kimse ilgilenmezdi. Herkes kendi gazetesini okur ve özdeşleştiği parti aracılığıyla kendini haklı, özel ve ait hissederdi. Siyaset meydanı bireysel olarak eksikliğini çektiğimiz babalardan geçilmiyordu.

CHP’nin psikolojisini yazmak nereden aklıma geldi? Sanırım Türkiye ailesinin yaşça en büyük çocuğu olduğu için en iyi onu tanıyorum. DP ve onun devamı AP diye bir şey kalmadı zaten. AKP MSP’nin devamı değil. HDP henüz bir parti mi bilmiyoruz. (Bu arada HDP’nin barajı geçmesinin Türkiye’nin geleceğinin demokrasi içinde tanımlanması açısından olmazsa olmaz bir ön koşul olduğunu düşünüyorum.)

CHP’yi sistemik psikoloji açısından değerlendirdiğimizde yapacağımız en iyi tanım sanırım şudur; bakkallıktan süpermarket sahipliğine geçmiş ve biraz paralanmış bir ailedeki, uzun süre tek çocuk olarak kalmış olan şımarık ergen. (Not düşmeliyim; amacım kesinlikle CHP’yi küçümsemek değil. Bir terapist olarak değerlendirdiğim hiçbir durumu, vakayı küçümsemem söz konusu değil, aksine anlamaya çalıştıkça daha da empati gösterir ve yakın hissederim kendime. O nedenle amacım seçim öncesi CHP aleyhtarlığı yapmak değil kesinlikle. Ayrıca CHP, kasabalılıktan kentli olmaya hızlı bir geçiş yapmış ve kasabalı oluşundan utandığı için Cumartesi sabahları AKM’deki klasik müzik konserine giden Türk insanıdır.)

Baba despotluk, şiddet ve yasaklar dışında hiçbir şey görmemiş olduğu ailesinden özgürleşip biraz da paralanınca içinde bulunduğu muhafazakar ortamdan kaçan bir kasabalıdır. Kente gelmiştir ve çocuğunu koleje yollamak istiyordur. Yabancı dil öğrensin, batılı olsun, bir meslek edinsin ve kendisi gibi sabah, akşam, hafta sonu demeden milletin ağız kokusunu çekmesin. Çocuğa özgürlük tanımanın ucunu kaçırır ve şımarttıkça şımartır onu. Arabayı gizlice çalıp mahallenin kızlarına hava atmasına da ses çıkarmaz, ondan gizli sigara içmesine de. Zaten bir 18 yaşına girsin birlikte kafaları çekecek ve zamparalık yapacakladır.

Gün gelir ekonomik durum biraz daha düzelir. Oğlanın da yaramazlıklarından iyice yılan aile ikinci çocuğu istemeye başlar. Yeni gelen çocuk büyük heyecan yaratır ama ergenliğe girmek üzere olan şımarık oğlan, tahtının elinden gitmesine fena halde bozulmuştur. Bütün ailenin dikkati ve sevgisi yeni gelen çocuğa yoğunlaşmıştır çünkü. Günümüzde olduğu gibi, anne-babalığı öğreten kerameti kendinden menkul aile ve çocuk psikologları da henüz türemediğinden, aile ilk çocuğu ihmal ettiğinin ve onu uçuruma sürüklediğinin farkına varmaz. İçkiye, sigaraya verir kendini şımarık ve mutsuz oğlan, asabileşir iyice. Onla bunla kavga etmeye, herkese karşı büyüklenmeye, kimseyi beğenmemeye başlar. Bu arada üçüncü, dördüncü çocuklar da gelir dünyaya. Hiçbirini sevmez, durmadan eleştirir onları, gözlerinin üstünde kaşları vardır çünkü. Kendisi dışındaki herkes yanlış yapmaktadır, her şey kötüye gitmektedir. Nerede o eski günler değil mi? Oysa kendisi de söylenmekten, kahvede kağıt oynamaktan, geceleri rakı masalarında ülkeyi kurtarmaktan başka bir şey yapmaz. Okulu yarım bırakır, bir meslek sahibi olmaz. Ama zaten eğitim sistemi o kadar kötüdür ki, okuyup ne yapacaktır. O hayatını yoluna koymaya, çok para kazanmaya dair bütün beceri ve yetilere sahiptir, lakin ailesi ona inanmamaktadır.

İyice kendi içine kapanır, etrafında ondan nemalanmak isteyen şakşakçı bir kitleyle mahallede kalakalır. Oradaki iktidarı yetmektedir artık orta yaşa gelmiş ama ergen kalmış hafif göbekli, saçları kısmen dökülmüş ve baba parasıyla etrafına çay ısmarlayan o, bir zamanların parlak çocuğuna. Mahalledeki güvenli alanından da çıkmak istememektedir, çünkü en derinde kendine güveni çoktan sıfırlanmıştır.

Tek bir örnek vermek istiyorum gerçek CHP hikayesinden. Son belediye seçimleri yaklaşırken, daha önce AKP’de olan Sarıyer Belediyesi yapılan yoklamalardan anlaşıldığı üzere CHP’ye geçecek gibidir. Ama ne olur? CHP evrakları vermekte gecikir. Neredeyse seçime giremeyecektir. Neyse ki sonunda bir şekilde girerler seçime ve belediyeyi alırlar. Nasıl yorumlamalıyız bu unutkanlığı?

Unutmak, önemli  bir savunma mekanizmasıdır. Olmasını istemediğimiz şeyleri unuturuz, bizi rahatsız eden duyguları bastırırız. Ben CHP’nin aslında gerçekten iktidara gelmek istediğini düşünmüyorum. Onlar kendi mahallelerindeki iktidarlarından memnunlar çünkü. Gidin bir ilçe teşkilatına, herkes birbirine başkan diye sesleniyordur, göreceksiniz. Çünkü yıllardır çok sayıda insan herhangi bir dönem, herhangi bir şeyin başkanlığını yapmıştır ve bu da onlara yeter. Gerçekten yönetime geçmek ise sorumluluk almak ve o konforlu alandan çıkmak demektir. Ya başaramaz ve rezil olurlarsa mahalleye? Bu durumda bilinçdışı unutma mekanizması girer devreye ve bir de bakmışsınız evraklar zamanında teslim edilmemiş.

Spotify’da Dire Straits’in eski bir albümüne geçtim. ‘Brothers in Arms’. Son satırlarını yazmaya başladım yazımın. Başta belirttiğim gibi amacım CHP’yi küçümsemek, ona patolojik bir etiket yapıştırmak değil. Kendini zorla köksüz bırakmış bir ülkedir Türkiye. Bu köksüz ülkenin en köklü kuruluşudur CHP ve bir ülkenin göçebelikten, barbarlıktan kurtulabilmesi için gereken şey kök salabilmektir. O anlamda CHP’ye ihtiyacımız var. Ama onun ergenlikten sıyrılıp erişkin moda geçmesi ve sorumluluk alması gerekiyor. Sanırım artık o da bunun farkında ve eve ekmek getirmenin yollarını aramaya başladı, söylenip durmak yerine.

Ama ailemizin melankolik havasının bir yas atmosferine dönüşmemesi için, en küçük çocuğumuzu, HDP’yi kurtarmak ve ona destek olmak zorundayız. Aile olmanın ilk koşulu karşılıklı dayanışmak ve saygı göstermektir. Çocuğun ölümü geleceğin yok olması demektir çünkü.

Bu her aile için böyledir.