Değişmekten korkmak ve aşk...

Takıntılı birey her şeyi olduğu gibi, duygularını da kontrol altında tutabilmek ister. Çünkü duygular inişli çıkışlı, öznel ve geçicidir. Aşk ve tutku en tehlikelisidir, çünkü öngörülemez, akıldışı ve bir anlamda zayıflık belirtisidir.

Süreklilik özlemi en erken zamanlardan beri var olan ve çok derinlere yerleşmiş bir duygudur. Kişilik gelişimi için alışılmış ve güvenilir olana ihtiyaç duyulur. Bu süreklilik durumu kimi özgün insani özelliklerimizin, örneğin duygu sistemimizin, sevme yeteneğimizin gelişmesini sağlar. Güvenmeyi ve umut etmeyi öğretir bize. Benzer yaşantı ve algıların tekrar tekrar ve bir süreklilik içinde deneyimlenmesi bellek gelişimi ve dünyada varlığımızdan emin bir şekilde ‘olabilmemiz’ için de gereklidir. Kaotik bir dünya yukarıda sözünü ettiğim yetilerin gelişmesini engeller, dışarıdaki kaosun bir benzeri iç dünyamızda da ortaya çıkar.

Bizi seven ve sevdiğimiz bir varlığı kaybetmeyecek olduğumuza dair inançla birlikte, süreklilik arayışı dinsel duyguların da kökenini oluşturur. Tanrısallık, zamandan bağımsız olması, sonsuzluğu ve her yerde olduğu var sayımı nedeniyle, süreklilik ihtiyacımızı doyuran önemli bir keşiftir.

Bu ihtiyacın içinde ne kadar derinlere kök saldığının bilincinde değildir insan. Ama güvendiğimiz, alıştığımız ve değişmez diye var saydığımız şey değişmeye başladığında ya da yok olma tehdidiyle karşılaştığında hemen algılarız bu ihtiyacımızı. Geçiciliğin ürpertisini hissediveririz içimizde, zamanın ve insan olarak bağımlılığımızın bilincine varırız acıyla. Geçicilik duygusundan kendimizi ne kadar korumak istersek o kadar daha çok artar korkumuz.

Geçicilik duygusundan kurtulmak isteyen kişinin en sık baş vurduğu strateji her şeyi olduğu gibi tutmaya, değişmesini engellemeye çalışmaktır. Her türlü değişim kişinin geçici olduğu duygusunu anımsatır ona. Bu nedenle aynı, tanıdık ve güvenilir olanı bulmaya ya da yeniden inşa etmeye çalışır. Bir şey değişirse rahatsız olur, huzursuzlanır ve kaygılanır. Bu nedenle de değişiklikleri sınırlamaya, azaltmaya, eğer mümkün olursa tamamen engellemeye gayret eder. Yeni olana karşıdır ama bu nafile bir Sisifos uğraşıdır nihayetinde. Çünkü hayat değişim demektir.

Bu durumda, takıntılı insanın temel sorunu abartılı bir güvenceye alma ihtiyacıdır diyebiliriz. Dikkat, öngörü, uzun vadeli planlar, sürekliliği güvenceye almaya çalışmanın yolarıdır takıntılı insan için. Kaygı penceresinden bakarsak, takıntılı insanın sorununun risk, değişim ve geçicilikten duyulan korkudur da diyebiliriz. Yüzmeyi öğrenmeden denize girmeyen birine benzer takıntılı insan.

Takıntılı insanların büyük bir kısmının ağzına kadar dolu giysi dolapları vardır ama onalar hep eski ve aynı şeyleri giyerler. Yeniler güvence adına rezerv olarak durur dolapta. Yeni bir şey kullanmak zorunda kalmak tedirgin eder takıntılı insanı. Yeni giysilerin modasının geçmesine, güveler tarafından yenmesine aldırış etmezler. Yeni bir şey kullanmak o şeyi zamana ve geçiciliğe terk etmek demektir ve bu da takıntılı insana kendi geçiciliğini, dolayısıyla ölümü anımsatır.

Aynı korku hepimizin içinde az ya da çok vardır. Ölümsüzlük ve süreklilik arzusu insanca, pek insanca bir duygudur. Ölümsüz olanı arayıp dururuz. Bıraktığımız gibi bulduğumuzda herhangi bir şeyi ya da insanı, içimiz huzur dolar. Biriktirmek toplamak da böyle anlaşılabilir. Ne olursa olsun, pul, resim ya da kitap. Bu sayede bilinçdışı bir şekilde bir parçacık da olsa sonsuzluğa, ölümsüzlüğe sahip oluruz. Çünkü biriktirmek hiç bitmez, eksik olan bir şey hep vardır. Her zaman alınmamış, kütüphanemizde olmayan bir kitap bulunur.

Takıntılı insan akla gelebilecek her alanda eskiye sımsıkı bağlıdır. Değişmekten kurtulmanın tek yolu budur ona göre. Ailevi, toplumsal, ahlaki, politik ya da dinsel, bütün gelenekler eninde sonunda dogmatizme, tutuculuğa, ön yargılara ve fanatizmin herhangi bir şekline götürür bireyi. Bunlara ne kadar sıkı sarılmışsa değişim ve yeniyi temsil edene o kadar toleranssız olur takıntılı kişi. Eskiyi korumayı sağlamaya ne kadar sıkı sarılırsa, geçicilikten duyduğu korku da bir o kadar artar oysa.

Her alışkanlığın, her dogmanın, her türlü fanatizmin arkasında bir korku saklıdır diyebiliriz. Değişimden ve geçicilikten, yani ölümden duyulan korku. Bu nedenle de takıntılı insan, biri ya da bir şey onun hegemonyasından çıkmaya kalkarsa, onun isteklerine boyun eğmezse ciddi bir tehdit hisseder. Herkesi ve her şeyi, kendi düşüncesine göre nasıl olması gerekiyorsa, öyle olmaya zorlar. Zorla aynı tutmaya ve istediği gibi olmasını sağlamaya çalıştığı şey bir bumerang gibi gelir vurur sonunda takıntılı insanı.

Sınır tanımayan, irrasyonel, belirsizliğe açık ve bireyi güvensiz sulara sürükleyen bir duygu olan aşk da bu durumundan dolayı takıntılı bir insan için çok huzursuz edici ve tehlikelidir. Aşk şekil verilebilecek bir şey değildir, onun kendi kuralları vardır ve aklın bir tarafa bırakılmasını ister. Aşk varsa hakim olan odur. Her şeyi güvenceye ve egemenliği altına almak isteyen biri için ne büyük bir tehdit.

Takıntılı birey her şeyi olduğu gibi, duygularını da kontrol altında tutabilmek ister. Çünkü duygular inişli çıkışlı, öznel ve geçicidir. Aşk ve tutku en tehlikelisidir, çünkü öngörülemez, akıldışı ve bir anlamda zayıflık belirtisidir.

Bütün ilişkilerinde sorumluluğu, hakimiyeti almak ister, kendi kararlarının uygulanması için diretir. Karşısındakini kendiyle eşit düzeyde göremez. Düşey bir düzen tutkunudur. Aşağıda ya da yukarıda, çekiç ya da çivi. Kim aşağıda olmak ister ya da bir çivi. Öyleyse iktidar ele geçirilmelidir. Depresif birey kaybetme korkusu nedeniyle sevgilisini kendine bağımlı kılmak ister, takıntılı bireyse erk ihtiyacından dolayı. Sevgiliyi kendi isteğine göre biçimlendirmek ister. Ötekinin başka olma durumunu kabullenmekte çok zorlanır. Sevgiliyi mülkiyetinde, kendine tabi olarak görmeye başlar kısa sürede. Takıntılı biriyle yaşanan ilişkilerde sevgiliden çok şey gider. Yalnızca onun uyum sağlaması, kendini ilişkiye adapte etmesi beklenir, büyük bir doğallıkla.

Öte yandan bağlılık takıntılı insan için kader gibidir. Dayanma gücü çok fazladır. Yüzde yüz sadıktır, çünkü değişim düşünülemez onun için. Mantık evliliği yapar. Evliliğe karar vermek de çok zordur ayrıca. Nişanlılık süreleri normalden çok daha uzun sürer. Evlilik tarihi sık sık ötelenir. Ama bir kere karar verdiyse bu sonsuza kadardır. Kendisi ya da eşi çok mutsuz olsa da ilişkiyi sürdürmeye devam eder. Boşanmak söz konusu değildir.

Yukarıda anlattığım kadar ağır değil de, hafif takıntılı biri çok tutkulu bir aşık olmaz belki ama güvenilir ve stabil bir eş olur. Ölçülü bir sıcaklığı vardır eşine karşı. Emniyet ve güven duygusu verir. En ufak bir sorun çıktığında çözmek için sorumluluk alır. İhtiyatlı bir eştir ve ilişkisi karşılıklı güven, sorumluluk ve yakınlığa dayanan mutlu bir birliktelik olarak görülür başkaları tarafından.

Neden takıntılı olunur onu da bir sonraki yazıya bırakalım.