Ege'de bir pansiyon ve Melike Koçak'ın öğrencileri

Melike Koçak Notre Dame de Sion Lisesi'nde edebiyat öğretmeniydi bundan bir hafta öncesine kadar. Ama çok büyük bir kabahat işledi. Öğrencilerine insan muamelesi yaptı, onları özgür düşünmeye, analitik bakışı öğretmeye ve edebiyat sevdirmeye çalıştı. Ne kadar tehlikeli değil mi?

Çocukları 15 gün spor kampına gönderdim geçen hafta. Ben de bu fırsattan yararlanarak ve çocuklarımı ihmal ediyorum diye hiçbir suçluluk duygusu duymadan kendime dört günlük küçük bir tatil hediye ettim. Dikili’nin biraz ötesinde Bademli Köyü var. Sevgili Altan Yağcı (siz onu Aslı Altan olarak bilirsiniz, ne yazık ki yıllar önce oyunculuğu bırakmış ve daha sonra bir efsane haline gelmiş Safran’ı açmıştı Beyoğlu’da. Onu da bıraktı. Bir bırakma ustasıdır Altan.) her yaz oraya gider, ben de onun bana bulduğu küçük bir pansiyona yerleştim Bademli’de.

Kedilerin, köpeklerin serbestçe dolaştığı, bahçesinde zeytin ağaçları, sevimli bungalovlardan oluşan bir pansiyondu gittiğim. Kahvaltı saatinde diğer bungalovlarda kalan insanları gözlemleme, birbirleriyle ve çocuklarıyla ilişkilerine tanık olma fırsatı buldum. Çok eğlendiğimi, bazen çok şaşırdığımı itiraf etmeliyim. İzmirli bir aile vardı örneğin. Adam turizm sektöründen kırklı yaşlarının başında, kadın özel bir okulda yönetici ve 11-12 yaşlarında iki tombul kız. Lucky adlı köpek kimseye kahvaltıda rahat vermediği için, pansiyonun işletmecisi Ahmet Bey onu dışarı çıkarıyordu her sabah. Çıkarırken de tatlı tatlı uyarıyordu Lucky’yi: “Seni bağlarım bak Lucky. Sonra ağlayıp duruyorsun. Çık dışarı işte.” Lucky’nin cevabı kuyruk sallamak oluyordu her defasında.

Bir sabah dışarı çıkmayı kabul etti ama sonra arka taraftan duvarı aşıp tekrar kahvaltı sofrasının yanındaki mutat yerini aldı. Tombul kızlardan birinin aklını onur kavramı meşgul ediyordu anlaşılan, anne babasına sordu: “Lucky’nin yaptığı onurlu bir davranış mı?” Turizmci baba atıldı: “Lucky onurlu olsaydı, kovulduğu yere bir daha geri dönmezdi.” Dayanamadım karıştım: “Acaba onun varlığından rahatsız oluyorsak biz gitsek? Burası bizim olduğu kadar ve belki de daha çok onun mekanı değil mi? Hem bazen direnmek de onurlu bir davranış değil mi?” Çocukların gelecekteki ilişkilerini, kişilik yapılarını zedelemek için onları illaki şiddetli travmalara maruz bırakmak, şiddet uygulamak, taciz etmek gerekmiyor gördüğünüz gibi. Çocuklar anne babalarıyla bir tatil kasabasında tatlı tatlı sohbet ederken de neler geliyor başlarına. Onuru narsistik tepkiyle karıştıran bir babanın masum tanımıyla.

Başka bir sabah tombul kızların annesi öğretmen/yönetici hanımın bir veliyle yaptığı telefon konuşmasına tanık oldum. Günümüz eğitim sistemi ve kişisel gelişim alanındaki popüler kelimeleri bu kadar hızla, tek bir “eee” demeden, arka arkaya ve düzgün cümleler içinde kullanabilmesine hayran olmadım desem, yalan olur. Şöyle bir şey: “Okulumuzda çocuklarımızın yaratıcılıklarını geliştirme, karşılaştığı problemleri çözebilme, farklı ve etkin düşünebilme gibi temel kazanımlar edinmesini amaçlıyoruz. Her çocuk birbirinden farklı ve eşsizdir. Biz de her çocuğun fiziksel, duygusal ve sosyal ihtiyaçlarını göz önünde bulunduruyoruz. Okulumuzda, Amerika´da geliştirilmiş olan etkin öğrenme eğitim sistemi ile çoklu zeka kuramı beraber kullanılarak oluşturulan bir okul öncesi eğitim programı uyguluyoruz. Atölye etkinlikleri ile ince motor becerilerini geliştirmeyi amaçlarken, doğa aktiviteleri ile kaba motor gelişimi destekliyoruz. Bu çocuklar özel çocuklar. Daha fazla uyarana ihtiyaçları var. Bu yüzden çok farklı yaklaşımlar sergilememiz gerekiyor. Yaratıcılıklarının gelişmesi çok önemli, bu yüzden sık sık sanatsal etkinlikler düzenliyoruz. Bir yandan bu çağda çocukların egoları da şişkin bildiğiniz gibi. Bu yüzden farkındalık kazanmaları için de çaba sarfediyoruz. Çocukların sosyal, psikolojik ve bilişsel gelişimlerini son yöntemlerle destekliyoruz ve takibini yapıyoruz. Bunun için Yale Üniversitesi’nde geliştirilmiş bir sistemi adapte ettik. Aslında aynen uyguluyoruz. Haftada iki saatlik bir oyun programı bu.”

Hayranlık verici, değil mi? Haftada iki saat oyun oynatarak çocukların bilişsel, sosyal ve psikolojik gelişimlerini sağlıyorlar. Artık farkındaysanız bütün çocuklar eşsiz ve biricik ve özel. Hepsi zeki ama potansiyelini kullanmıyor. Yahu benim ilkokula gittiğim dönemde arkadaşlarım arasında tembeli vardı, matematiğe kafası basmayanı vardı, resim çizemeyeni vardı. Zeka düzeylerimiz birbirimizden farklıydı. Şimdiki çocukların hepsi harika oysa. Bir de potansiyellerini kullanmayı öğrenseler.

İzmir’de Amerika’dan ithal edilen yöntemlerle çocukların her bir şeylerini geliştiren öğretmenler var. Bir de Melike Koçak gibileri. Melike Koçak bir edebiyat öğretmeni. Notre Dame de Sion Lisesi’nde edebiyat öğretmeniydi bundan bir hafta öncesine kadar. Ama çok büyük bir kabahat işledi. Öğrencilerine insan muamelesi yaptı, onları özgür düşünmeye, analitik bakışı öğretmeye ve edebiyat sevdirmeye çalıştı. Ne kadar tehlikeli değil mi? O çocuklar da boş durmadılar ve öğretmenlerinden aldıklarını kendi yaratıcılıklarıyla birleştirip bir fanzin çıkarmaya karar verdiler. Adını da Tavuskuşu koydular.

Fanzin nedir diye boş boş bakanınız varsa yardımcı olayım. Fanzin: “İngilizce FANatic ve magaZINE kelimelerinin kısaltılmasıyla oluşturulan finansal kaynaklardan ve hiyerarşik yapılardan uzak alternatif bir basılı materyeldir. Farklı yöntemlerle çoğaltılan örnekleri olmakla beraber genellikle fotokopi aracılığı ile çoğaltılarak, satış amacı güdülmeden dağıtılan yayınlardır. Dergiden (Süreli yayınlardan) ayrı olarak, süresi belirsiz olarak çıkar ve daha amatörce hazırlanır.”

Bu kendini bilmez çocuklar Mayıs sayısının kapak konusu olarak kendi yaşlarını başlarını aşan bir konuya el atmışlar: “Kadın Cinayetleri Politiktir.”

Diyorlar girişte. Ne hadlerine! Bu bir şey değil. “Penis”, “vajina” ve hatta “.m” kelimelerini cümle içinde kullanma cüreti göstermişler. Bu da okul yönetimi tarafından uygun bulunmamış elbette. Kim bunların edebiyat öğretmeni? Melike Koçak. At o zaman onu, sorun çözülür. Asmadıklarına dua etsin Melike Öğretmen. Bu arada fanzinin künyesinde Melike Öğretmenin adı yok. O da fanzin çıktıktan sonra okuyor yazılanları. Ama öğrencilerine Murathan Mungan gibi eşcinsel bir yazarın kitabını tavsiye eden öğretmen çocukların ruh sağlığını bozmuştur elbette, ki onlar da o acayip kelimeleri cümle içine kullanmaya cüret etmişler.

‘Ruh sağlığı!’ Herkes nasıl da ağzına sakız ediyor bu isim tamlamasını. Ne büyük laf! 16-18 yaşındaki çocukların ruh sağlığı bozuluyormuş öğretmenleri yüzünden. Hukuksuzluğun, ahlâksızlığın, adaletsizliğin ayyuka çıktığı ülkenin kendisi değil de, öğrencilerine has edebiyatı öğretmeye çalışan Melike Öğretmen bozuyormuş onların ruh sağlıklarını.

İlahiyat profesörü Hayrettin Karaman oruç bozmayan şeyleri sıralamış. T24 de haber yapmış. Hepsini almıyorum buraya:

1— Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek ve cinsel birleşme.

2— Oruçlu iken uykuda ihtilâm olmak.

3— Bir cinsel objeye dokunmadan bakarken veya düşünürken boşalmak.

Farkındaysanız hepsi cinsel açlıkla ilgili. O kadar gözünüz dönmüş ki oruçlu olduğunuzu unutup cinsel ilişkiye giriyorsunuz. Tam rahatladınız, orgazm sonrası sigarası yakmak üzeresiniz: “H..r, oruçluydum ben!” Ama neyse unutmuştunuz canım.

Ama son madde zıplattı esas beni. “Bir cinsel objeye bakarken veya düşünürken boşalmak” da oruç bozmuyor. Cinsel obje de sanırım kadın bedenidir. Çıplak olması gerekmiyor. Tesettürlü, kapalı değilse zaten cinsel obje sınıfına girer kadın dediğin.

Bu haberi okuduğum günden beri herkese soruyorum: “Hiç bakarak ya da düşünerek boşaldın mı?” Şimdiye kadar kimseden olumlu yanıt alamadım. Belki benim çevrem yeteri kadar geniş değildir, bilemedim. Sonra kendim de denedim. Seksi bulduğum bir kadını düşünmeye başladım. Bayağı zorladım kendimi, bırakın boşalmayı erekte dahi olamadım. Bunun üzerine seks terapisti Cem Keçe’ye gitmeye karar verdim. Bende cinsel haz eksikliği mi var acaba? Endişelendim biraz. Biliyorsunuz o bir risalesinde ne şekilde olursa olsun boşalmak gerek diye yazıyor. Bana bu konuda yardımcı olabilir sanırım. Neyse özel sorunlarımla size meşgul etmek istemem.

Ciddileşelim. Cinselliğe böyle bakılan bir ülkede genç çocukların penisten, vajinadan, kızlık zarından, regl kanından bahsetmeleri kabul edilebilir şey değil. Hele bunu yazanlar 16-18 yaş grubundan genç insanlarsa. Bu ülkede 13 yaşındaki kız zorla evlendirilir, tecavüze uğrarcasına cinsellik yaşamasına neden olunur ama aklı başında 16-18 yaşındaki lise öğrencilerinin seksist, eril bakış açısını insanların yüzlerine çarpması “dozaj aşımı” olarak değerlendirilir.

Cumhuriyet gazetesinden Özlem Yüzak da bir NDS’li olduğunu yazıyor önce, “gençlerin duruşlarına saygısının sonsuz” olduğunu, ancak şu satırların fazla ‘şey’ olduğunu yazıyor: “Küfürler seksistti ancak ortada koyulacak bir .. yoktu.” “Orgazmlar tekliydi, sesler erkekliğin sesiydi.” “Bütün erkekler s..kebilirdi, bütün kadınlar s..ilmeye mahkum olandı.” Yüzak diyor ki, “Bu ve benzeri cümlelerin yer aldığı bir fanzinin yayınlanmasına bir lise okulunun onay vermemesi hayli anlaşılabilir kanımca…” Sayın Yüzak çocuklar zaten izin almıyorlar kimseden, onlar Gezi sonrası çocukları. Onlar isyankâr. Tam da olması gerektiği gibi. “Elbet bir hinlik vardır seni sevişimde / Ey kanıma çakıllar karıştıran isyan” dizelerini anımsamamızın yeridir diyorum.

Bu arada yukarıda gençlerin hiç süslemeye gerek duymadan ifade ettikleri hangi konu yanlış? Can Yücel’in bir anısı ya da fıkrasıdır bilmiyorum ama onun anlattığına göre, bir yazısında g.t kelimesini geçirdiği için çıkarıldığı mahkemede hakime şöyle demiş: “Hakim Bey sizi bilmiyorum ama bizim memlekette g.te g.t derler.” Gençlerin söyleminin bu kadar vurucu olabilmesinin nedeni çocukların g.te g.t demeleri. Bunu fark etmeyen bir edebiyat jürisi üyesi edebiyatla olan ilişkisini gözden geçirmeli bence.

NDS’nin zihniyeti, sorun gördüğü bir şeyi çözme biçiminde kendini ele veriyor. Sorun çıkartan mı var, at onu! Çocukları da tek ayak üzerinde mi bekletecekler acaba? Bilgisayarlarının klavyelerine kırmızı biber sürelim bence.

Melike Öğretmen ve öğrencilerini kutluyorum. Bu arada fanzinleri ne kadar çok tanındı. Dergi olarak raflarda görürüz belki bundan sonra…

Melike Öğretmen, Ege’deki pansiyonda telefon konuşmasına kulak misafiri olduğum öğretmen/yöneticinin bir müşteri adayını ikna etmek için nefes almadan ardı ardına sıraladığı yalanları öğrenebilseydi, şimdi işinin başında olacaktı. Ama o “barış/savaş kışkırtıcılığında edebiyatın rolü” gibi tehlikeli sularda yüzmeyi seçiyor. Eee atarlar işte böyle okuldan Melike Öğretmen. Sen kendini nerede sanıyorsun? Bu ülkenin Allah’a çok şükür herkese ‘dozaj’ını anımsatan güzide okulları var.

Ne demiş atalarımız, “Her şeyin bir şeyi var!”