Gazetecilik ve etik: Özgür Mumcu

Bir erkeğin genç bir kadını öpmesi neden manşetten verilecek kadar önemli?

Bugün aslında karar vermekte neden güçlük çektiğimizle ilgili bir yazı yazmayı düşünüyordum. Hafta içi bu konuda birkaç kitap karıştırdım, konuyla ilgili bir iki bilimsel makale okudum ve yazıyı kafamda yazdım. Cumartesi sabahı çocukları önce spora, ardından matematik dersine götürdükten sonra Yağmur’a söz verdiğim gibi FİFA 2015 oyununu almak için Akmerkez’e gittik.

Bütün bunları yaparken günlük gazetelere göz gezdirdim. Milliyet, Vatan ve Hürriyet’in magazin eklerinin en tepesinde Özgür Mumcu’nun Bilge Öztürk’le öpüşürken çekilmiş fotoğrafları vardı. Cumhuriyet Gazetesi köşe yazarı ne zamandan beri ve neden magazin basınının takip ettiği birine dönüşmüş merak ettim birden.

Özgür Mumcu Türk basın tarihinin en önemli gazetecilerinden Uğur Mumcu’nun oğlu. Uğur Mumcu 24 Ocak 1993 yılında arabasına yerleştirilen bir bombayla Ankara Cebeci’deki evinin önünde bir suikast sonucu öldürüldü. Bugüne kadar da, hiç şaşırtmayacak bir şekilde, katilleri bulunamadı.

Bizim eve kendimi bildim bileli Cumhuriyet girerdi. Ben de 11-12 yaşlarından itibaren Cumhuriyet’in köşe yazarlarını okumaya başladım. Uğur Mumcu’nun ‘Gözlem’ adlı köşesinin başlığı ve birkaç satırı sağ altta, geri kalanı da iç sayfalarda olurdu. İlk olarak mutlaka onu okurdum. Sonra sırasıyla İlhan Selçuk, Oktay Akbal, gününe göre Mustafa Ekmekçi ya da Mehmed Kemal gelirdi. Mustafa Ekmekçi halkın proteine ulaşma sorununun ancak domuz çiftlikleriyle çözüleceği konusunda ısrarcıydı. Mehmed Kemal edebi tadı olan yazılar kaleme alırdı. Broy Yayınlarından çıkmış ‘Öğle Rakıları’ adlı bir şiir kitabı vardır. Oktay Akbal’ın ikinci sayfada sol sütundaki denemeleri öyküleri kadar lezzetliydi. Sağlık durumundan ötürü maalesef yazamıyor artık.

Uğur Mumcu’nun yazısıyla başlardı Cumhuriyet Gazetesi. Onun o mizah dolu, sivri dili dokunduğu bütün konuları tüm açıklığıyla gözler önüne sererdi. Onun erişemeyeceği gizli bir belge yoktu sanki. O kadar çok karanlık konuyu aydınlatmayı başarmıştı ki. 1982 anayasası hazırlanırken her maddeyi tek tek incelemiş, demokratik bulmadığı maddeleri (yani neredeyse bütün maddeleri) didik didik etmişti. Biliyorsunuz o anayasa %92 oyla kabul edildi. Halk oylamasıyla. Darbecilerin halk oylaması yapması da oksimoron oluyor sanırım.

13 yaşında kendi paramla aldığım ilk kitap Uğur Mumcu’nun Tekin Yayınları’ndan yayınlanan ‘Söz Meclisten İçeri’ adlı kitabıdır. Bu kitapta Mumcu Meclis tutanaklarından milletvekillerinin birbirleriyle yaptıkları tartışma ve kavgalar sırasında ettikleri komik ve küfürlü diyalogları toplamıştır. Çok eğlenceli bir kitaptır.

Yıllar geçti ve ben Cumhuriyet okumayı bıraktım. Çeşitli nedenlerden dolayı. Biraz sağa kaydığını filan düşündüm sanırım. Radikal bana daha uygun bir gazete olarak gelmeye başlamıştı.

Özgür Mumcu babası öldüğünde 16 yaşındaymış. Ezgi Başaran’a verdiği bir röportajda parçalanmış arabasını gördüğünde babasının öldüğünü anladığını, eve girdiğinde “Öldü mü?” diye sorduğunu anlatır.

Siyaset Bilimi okuduktan sonra Sorbonne’da hukuk doktorası yapan Özgür Mumcu’yu ben Radikal’deki yazılarından tanıdım ve hep merak ettim ne yazdığını.

Radikal Gazetesi eski özelliklerini bir bir yitirmeye başladıktan ve en sonunda basılı bir gazete olmaktan vazgeçip dijital olarak yayın hayatına devam etme kararı aldıktan sonra, Özgür Mumcu da anlaşılır nedenlerle gazeteye veda etti. Kısa bir süre sonra da babasının gazetesinde, Cumhuriyet’te yazmaya başladı. Nedense Cumhuriyet’te başka bir güzel yazmaya başladı. Bilinçdışı bir yarış söz konusu mudur babasıyla bilemem. Ama en az babasını okuduğum kadar keyifle okuyorum Cumhuriyet’te üçüncü sayfada sağ sütunda yayınlanan yazılarını. Cesaretini, öfkesini, alaycılığını seviyorum. Biraz da onun sayesinde tekrar Cumhuriyet almaya başladım ve bundan da çok memnunum. Kendimi, aslında ait olduğum yere geri dönmüş gibi hissediyorum.

Ben gazeteci değilim. Psikiyatr ve psikoterapist kimliğimle daha iyi anladığımı sandığım psikolojik konularda deneme yazıları kaleme alıyorum. Gazeteye hiç gitmem. Gazete çalışanlarını pek tanımam. Bir Cem Erciyes’i, bir de Çınar Oskay’ı tanırım. Çınar’ı geçenlerde bir barda bir kızla “ayaküstü eğlenirken” gördüm. Cem evlidir. O oturarak eğlenmeyi seviyor. Haftaya bir meyhanede rakı balık yapacağız.

Yazılarımı gazetenin editörlerinden Bahadır Özgür’e mail ile gönderirim. Özgür Mumcu’yla tanışmadım. Yalnızca Radikal’in özel bir gününde uzaktan görmüşlüğüm vardır. Babasından daha yakışıklı olduğunu yazarsam darılmaz bana sanırım. Bunca yıllık terapist tecrübesiyle, serseri, fırlama (övgü sözcükleri olarak kullanılmıştır) bir havası olduğunu söyleme hakkını görüyorum kendimde. İstek ve arzularına ket vurmayı pek istemeyen, herhangi bir şeyi istiyorsa yapması gerektiğini düşünen bir hali var. 16 yaşındayken babası bombayla paramparça edilen genç bir adamın (1977 doğumlu) böyle olmasında garip bir şey de yok.

Gazeteci değilim ama gazeteci arkadaşlarım, dostlarım var. Gerçek gazetecilerin hepsi mutsuz. Bilinen konu; otosansüre kadar varan devlet baskısı. Muhalif bir sese tahammül edemeyen devlet ve devletle işi olduğu için gazetesinin suya sabuna dokunmasını istemeyen gazete patronları. Bu nedenle mesleklerini yapamadıklarından, yalnızca gazete çıkarır gibi yaptıklarından yakınıyor gerçek gazeteciler. Şimdilik mevzilerini korumaya çalışıyorlar, gün gelir devran döner diye tutunmaya çalışıyorlar. Haklılar da.

Ben magazini severim. Futbolcuların, oyuncuların, mankenlerin ve onların sevgililerinin görünmek istediklerinde belli mekanlara gittiklerini ve görünür olduklarını biliyorum. Magazin muhabirleri ve görünmek isteyen ünlüler arasında gizli bir anlaşma olduğunu tahmin edebiliyorum. Hatta kimsenin bilmesini istemedikleri belli durumların magazin basını tarafından saygıyla karşılandığını da biliyorum. Bence bu gazetecilik etiği açısından olması gereken bir durum.

Bu sabah Milliyet Gazetesi’nin magazin ekini elime aldığımda manşette Özgür Mumcu’nun iki fotoğrafını gördüm. Bir mekanın önünde (yazılanlardan Asmalımescit olduğunu öğrendim) genç bir kadınla birlikte. Kadının Tarkan’ın eski sevgilisi olduğunu öğreniyorum yazıdan ve Özgür Mumcu’yla Şubat ayında “kısa süreli flörtleşme yaşadıklarını” da. Türkçe harika. “Flörtleşme yaşamak.” Güzel bir deyim kazandırmışlar Türkçemize. Flört etmemiş onlar, flörtleşme yaşamışlar. Yine gazete haberine göre “bir mekanın önünde ayaküstü eğleniyorlar.” Biliyorsunuz eğlenmek çeşit çeşittir. Ayaküstü, oturarak, yatar vaziyette vs olabilir. Onlar ayaküstü eğlenmeyi seçmişler o gece. Asıl haber bu sırada başlıyor. Hani köpeğin insanı ısırması değil de, insanın köpeği ısırmasıdır ya, birden Özgür kızın üzerine eğiliyor ve dudaklarına yapışıyor kızın. Özgür Mumcu’nun kızı ısırdığını sanıyorlar sanırım ve flaşlar patlıyor. ŞOK! ŞOK! ŞOK! Yani erkek ve kadın şok oluyor. Şok olmuş haldeki fotoğrafları da var gazetede. Yan yana ayakta duruyorlar. Suratlarından şok akıyor.

Sonra Özgür Mumcu elini cebine sokuyor ve meslektaşlarını aşağılamaya başlıyor. Onlara para teklif ediyor fotoğrafları silmeleri için. Benim bu haberden öğrendiğim en önemli şey, Özgür Mumcu’nun paralarını cüzdanında değil cebinde taşıdığı. Önemli bir ayrıntı, öyle demeyin.

Aynı haber Hürriyet’in Kelebek ekinde de, Vatan’ın Makaron ekinde de var. Ama Mumcu’nun elini para dolu cebine sokup meslektaşlarını aşağıladığı ayrıntısı yok, ki işte haber atlatma diye buna denir. Milliyet Cadde gazeteciliğini göstermiş ve Sorbonne’lu züppenin nasıl da meslektaşlarını aşağıladığını bulup çıkarmış ortaya.

Bu kadar saçmalamak yeter. Soru şu: “Gazetecilik etiği nerede?” İki bekar genç insan büyük olasılıkla içki de içtikleri bir Asmalımescit gecesinde, “bir mekanın önünde ayaküstü eğlenmenin” bir türünü gerçekleştiriyorlar. O sırada çekilen fotoğraflar var. Peki, olabilir. Bu durumun açığa çıkmasının kendilerine ve sosyal ilişkilerine zarar verebileceğini düşündükleri için fotoğrafların silinmesini istiyorlar. Ama bu fotoğraf kareleri o kadar değerli ki, bir meslektaşlarını küçük düşürmek pahasına bunları, üstelik manşetten yayınlamak zorundalar. Genç bir erkeğin genç bir kadını öpmesi neden manşetten verilecek kadar önemli? (Acaba bilinçdışı bir kıskançlık mı yaşıyorum Özgür’le ilgili? Ben Lucca’nın önünde bir kadınla “ayaküstü eğlensem” kimse fotoğrafımı çekmez. Özgür ne yaptı da bunu başardı bulmam gerek.)

“Hadi Özgür Mumcu gibi bu ülkenin en güzel muhalif kalemlerinden birine saygınız yok, Uğur Mumcu’ya da mı saygı duymuyorsunuz?” diyesi geliyor insanın.

Umarım Akit önümüzdeki günlerde bu konunun üzerine gider de, konu daha derinlemesine analiz edilme şansı bulur.

Özgür, bir akşam biralayalım da, bana bu başarının sırlarını anlat. Ben de senin şoku üzerinden atman için yardımcı olurum karşılığında. Barter usulü...