İstanbul'da olağan bir gün...

Bu hüznü açıklayacak bir şey bulamıyorum. Hatta üzüntü. Elimi kolumu kaldıramıyorum. Neden? Çünkü, Güneydoğu'da hala çocukları vuruyorlar...

Güneydoğu’da çocukları vurdular…

Arnavutköy, 08.30. Uyandım. Bugün cumartesi olmasına rağmen koşuşturmacalı bir gün. Akşam 18.00’de ofisin açılış partisi var. Özge’nin de resim sergisi açılışı. Yine ofiste. Özge çok heyecanlı. Dün akşam ben sekiz gibi seanslar bittikten sonra Luzia’ya gittim bir iki kadeh şarap içmek için. Özge’ye sen de gelsene dedim. Oysa o pijamalarını giymiş masasının başında düşünüyordu. Yarın açılışlta ne giysem diye. Atladı geldi ama…

 

Güneydoğu’da çocukları vurdular…

Kavacık 10.30. Çocuklarla kahvaltıya geldim. Geç kalmışım, Yağmur çoktan doyurmuş karnını. Annesiyle spora gidecek. Ben Eylül’le oturuyorum. Geçen hafta voleybol okulunda canını sıkacak bir şey oldu. İki senedir voleybol oynuyor Eylül. Severek oynuyor. Geçen sene Marmara Üniversitesi Anadolu Hisarı Kampüsü’nde olan bir okula gidiyordu. Maalesef çok da iyi değildi. Bu sene Net Voleybol diye bir yere gidiyor. Eski milli voleybolculardan birinin koçluğunda çok iyi antrenman yaptıkları, voleybolu gerçekten öğrendiği bir spor okulu şimdi gittiği. Koçuna da hayran Eylül. Yardımcı koçlar da iyi. Henüz beraber oynadığı takım arkadaşları düzeyinde olmadığı için maçlarda hep yedek kaldı. Bunu da hiç sorun etmedi, ayrıca takıma ait hissetti hep kendini. Kenardan destek verdi, heyecanlandı, üzüldü, sevindi.

Haftada 5-6 antrenman yapıyorlar. Normalde hiçbirini kaçırmıyor. Geçen hafta grip nedeniyle okula da antrenmanlara da gidemedi pek. Koçu, perşembe günü bir hazırlık maçı olduğunu ve Eylül’ü de maça beklediğini söyledi. Annesi de götürdü kızımızı. Bu hazırlık maçında herhalde Eylül’ü de denemek istediğini düşündük. Oysa dört set süren hazırlık maçında 14 kişilik takımın 13’ünü oynatıp yalnızca Eylül’ü hç maça almayarak ciddi bir şekilde üzülmesine neden oldu kızımın. Odasında ağladı bize belli etmemeye çalışarak. Hiç bir açıklaması da yok koçun. Eylül bize, “Önemli değil, hazırlık maçı bu yalnızca.” dedi. Kendi kendine başa çıkmaya çalışıyor. Ama ben de koçuyla konuşacağım yaşadığı üzüntüyü.

 

Güneydoğu’da çocukları vurdular…

Zor bir haftaydı. Neden pek bilmiyorum. Olağandı da bir yandan. Olağan seanslarım, yetiştirmem gereken yazılar, ‘Resilience’ eğitimlerinin hazırlanması için Şule’nin olağan sıkıştırmaları, İsmet ve Mehmet’le, yazın onların Asos/Kozlu’daki mekanlarında yapmak istediğim atölye çalışmaları için toplantılar Bebek Kahve’de filan. Evet, ‘TherapiaGroup, Hayat Atölyesi’. Mehmet ismin çok havada olduğunu, hiçbir şey anlatmadığını söylüyor. Ama alt başlığını sevdi o. ‘Nasıl Yaşamalıyız?’ Çünkü Asos’lu filozof Aristo’ya atfedilen temel felsefi soru bu. Oysa Şencan’ın ablası Nurcan, tecrübeli bir reklamcıdır kendisi, bu sorunun çok ukalaca olduğunu, ankete aldığı bazı insanları rahatsız ettiğini söylüyor. Bu arada Mehmet de yılların reklamcısı. Sonunda kimseyi dinlemeyip kendi sezgilerimle hareket eeceğim sanırım. Altan yalnızca ‘Hayat!’ de diyor. Slogan gibi ve bir mühürle damgamı vurur gibi. ‘Hayat!’ Sert bir kadındır Altan.

Güneydoğu’da çocukları vurdular…

Bu arada iki kişiyi küstürdüm sanıyorum. Nur ve Handan. Nur, Selçuk’un sergisine davet etmişti beni geçen hafta. Ben de gitmeye kararlıydım. Ama Çiğdem çocuklarla olan programımızı anımsattı. Mutlaka çocuklarla olmam gerekiyordu. Bense gidemeyeceğimi haber vermeyi unuttum. Bazen böyle savruk davranabiliyorum. Sonra ben onu açılışa davet edince mesajımı okuduğu halde yanıt vermedi. Umarım gelir bu akşam.

Handan kuzenim. Mimar. Bundan önceki iki ofisimin düzenlenmesinde o yardımcı oldu bana. Daha doğrusu her şeyi o yaptı. Son zamanlarda keyfi pek yerinde değil. Ben de telefonlarına yanıt veremedim birkaç kere. Böyle olunca da yeni ofis için tekrar onu aramaya utandım. Yalnızca işim düşünce arıyorum gibi olmamak için. Ona da davetiye gönderdim. Başka sözü olduğu için gelemeyeceğini yazdı. Ofisi onsuz düzenlediğim için mi, yoksa ona da biraz özensiz davrandığım için mi darıldı bilmiyorum. Gelecek hafta onun ve Nur’un gönüllerini almam gerek, alabilirsem.

Günydoğu’da çocukları vurdular…

Garip bir hüzün var içimde. Üzüntü bile denebilir. Sanki yaşamak için zorluyormuşum gibi kendimi. Yaşamamak için de hiçbir nedenim yok oysa. Her şey yolunda hayatımda. Evimi, ofisimi, dostlarımı ve özellikle hastalarımı çok seviyorum. Çocuklarımı içime sokasım geliyor. Beni nasıl eğlendiriyorlar. Yaz için harika ‘psikoloji atölyeleri’ planlarım var, yukarıda sözünü ettiğim gibi. Kitap projelerim, önümüzdeki en az beş yılımı dolduran. Evet kilo vermem gerekli ama genel olarak sağlığım yerinde. Bu hüznü açıklayacak bir şey bulamıyorum. Hatta üzüntü. Elimi kolumu kaldıramıyorum. Neden? Çünkü,

Güneydoğu’da hala çocukları vuruyorlar…