Kafeinsiz kahve, alkolsüz bira, aşksız birliktelik

Aşkı bulamadığı zaman bile insan, cinselliğin verdiği hazdan ya da birlikteliğin getirdiği diğer avantajlardan vazgeçmek istemiyor mu?

Kafeinsiz kahve ve alkolsüz birayla, kahve içiyormuş veya bira içiyormuş ‘gibi yapmak’ bir yandan ‘sağlıklı’ ve fit kalmakla ilgili de olsa, diğer yandan keyif veren kahve ve biradan vazgeçilemediğinin de göstergesi. Peki aşksız bir birliktelik yaşamak bunlarla bir tutulabilir mi? Aşkı bulamadığı zaman bile insan, cinselliğin verdiği hazdan ya da birlikteliğin getirdiği diğer avantajlardan vazgeçmek istemiyor mu? Yoksa günümüz insanının en büyük korkularından biri olan yalnız kalamamakla mı ilgili âşık olmadan birliktelik yaşamaya evet demek?

Geçenlerde, gittiğim spor salonunun yanındaki Starbucks’ta vücudunda tek gram yağ olmayan ve hayatı boyunca tek bir yanlış hareket yapmadığına yemin edebileceğim bir adam caffe latte istedi. Bildiğiniz sütlü kahvenin Frenkçesi. “Kahvesi kafeinsiz, sütü yağsız olsun!” diye de telaşla ekledi. Yüzünde asil ve kendinden memnun bir gülümseme, koltuklardan birine kendini dünyaya sunacak şekilde oturup kahvesinden nefis yudumlar alıyormuş gibi yaptı. Gibi yaptı diyorum, çünkü ben de nasıl bir tadı olduğunu merak ettiğim için aynısından ısmarladım. Ancak gibi yapılabilecek sıcak bir sıvıydı içmeden bıraktığım şey.

Birayı sizler niye içersiniz bilmiyorum ama ben akşamları, günün yorgunluğunu atıp biraz gevşeyebilmek ve daha keyifli sohbet edebilmek için içerim çoğunlukla. Aslında biranın tadı, alışmamışsanız çok güzel değildir. Diğer bütün içkiler gibi. Bütün içkiler, kimileri şarap ve viskiyi ne kadar elitize etmeye çalışırsa çalışsın, sonuç olarak içindeki alkolün etkisi için içilir. Tersini iddia edeni terapiye almaya hazırım. Öyleyse alkolsüz bira içmek nasıl bir keyif verebilir? Kimsenin evde oturup maç izlerken alkolsüz bira içtiğini sanmıyorum. Alkolü bırakmak isteyen alkolikleri ayrı tutuyorum. Bir barda otururken oranın raconuna ters düşmemek ya da delikanlılığa halel getirmemek için bir şeyler içiyor gibi yapmak dışında ne anlama gelebilir alkolsüz bira?

Ya âşık olmadan biriyle birlikte olmak? Bu aslında yanıtlanması daha zor bir soru. Çünkü ilişkilerin % 90’ı aşkın yanına bile uğramadığı birliktelikler. Peki neden herkes aşkın peşinde ya da sevgilisinin kendisine âşık olup olmadığıyla bu kadar ilgili?

Bizim görücü usulüne yakın evlilikler, mantık evliliği adı altında Batı’da da aşk evliliklerinin yerini almaya başladı. Bizim büyük şehirlerimizde, Batılı bir hayat tarzını benimsemiş belli bir sosyo-kültürel kesim de birlikte olacakları kadın ya da erkeği insanlığın ilk dönemlerinde olduğu gibi, eş adaylarının ruhsal ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılayıp karşılamayacaklarına göre seçiyor. Milyonlarca yıl birliktelikler temel gereksinimlerin karşılanması ve hayatta kalmak güdüsüyle yapıldı.

İnsan ömrünün antibiyotiğin keşfiyle ciddi bir uzama göstermesi, hayatta kalmak için kadın ve erkeğin birbirine ihtiyaç göstermemeye başlamasıyla ilişki dinamikleri de çok değişti. Ama bu dönem o kadar kısa ki henüz, insan genetiğinde herhangi bir değişiklik oluşabilmesi mümkün değil. İlişkiyle ilgili gen veya genlerimiz varsa eğer, onlar hâlâ, erkeğin gücü ve korumayı, kadının huzur ve aidiyet duygusunu temsil ettiği zamanlara ait.

Aşk ise kesinlikle bunlarla ilgili değil. Aşk; bilinmezin, belirsizliğin, tutkunun, terk edilme kaygısının, arzulanmıyor olma endişesinin, duygusal iniş-çıkışların eşlik ettiği kaotik bir yaşantılar yumağı. Kötü mü? Kesinlikle hayır. Üstelik günümüzün sahtelik, yapaylık ve rol yapmak üzerine kurulu dünyasında aşkın kendisi olmadan yaşanan bütün birliktelikler tek gecelik ilişkiler gibi. Yalnızca daha uzun sürüyor.

Ama o kadar yoğun ve korkutucu ki aşk, akşam birasız, sabah kahvesiz çekilmiyor. Üstelik alkollü ve kafeinli olmak koşuluyla…