Kaos

İnsanlar randevularını iptal ediyorlar, ne düşünmeleri gerektiğini bilmiyorlar. Kimse bilmiyor. Kafkaesk bir terör ortamındayız. Neyin neden olduğu da belli değil. Bu belirsizlik hayatı daha da çaresizleştiriyor.

Sokaklar bomboş. Korku başat duygu. Korku ve şaşkınlık. Kimse evinden çıkmıyor, zorunlu olmadıkça. Bir cumartesi böyle başlıyor, böyle devam ediyor.

Yapmak istediğimiz bilimsel bir çalışma için araştırma şirketi İpsos’un desteğini almak istiyoruz. TherapiaGroup ekibi olarak Nişantaşı’nda bir kafede İpsos’ta çalışan Özge ve TSOL’un direktörü Elvan’la buluşacağız. Elvan Nişantaşı’na çıkmak istemediğini söyleyerek gelemeyeceğini söyledi. Ben bu kaygıyı biraz fazla bulduğumu, eğer Özge geliyorsa buluşabileceğimizi söyledim.

 

Bu arada Taksim’de bomba patladı. Benim ekibimden Esra telefon edip evde kalmak istediğini söyledi. Özge çoktan evden çıkmıştı ve ben de onu daha güvenli olduğunu düşündüğüm Arnavutköy’e davet ettim. Mahallemizin sabahları kafesi, akşamları barı olan Luzia’ya. Sivas filminin yönetmeni ve Luzia’nın sahiplerinden olan Kaan kahvaltısını ediyordu. Saçlarını henüz taramaya vakit bulamamış sanırım. Mehmet de karşısında oturmuş, onu kızdırmaya çalışıyor. Biz bize ve güvendeyiz.

Ben İstanbul’un korkmaya başlamasının Güneydoğu’dan alaycı ve acı bir gülümsemeyle izlendiğini düşünüyorum. Bomba patlama olasılığının İstanbul insanını eve kapatmasının her gün bombaların patladığı Cizre’den nasıl göründüğünü İstanbul’un Arnavutköy’ünden bilebilme şansım yok. Ama ben hayatımı sürdürmeye devam edeceğim yine de. Bunu diyorum ama aslında yazmaya oturduğum ‘Psikoterapi nedir?’ yazısını erteleyip bu satırları yazmaya başladığıma göre ben de hayatımı sürdüremiyorum demektir.

İnsanlar randevularını iptal ediyorlar, ne düşünmeleri gerektiğini bilmiyorlar. Kimse bilmiyor. Kafkaesk bir terör ortamındayız. Neyin neden olduğu da belli değil. Bu belirsizlik hayatı daha da çaresizleştiriyor.

Sokaklar bomboş. Herkes birbirini arıyor, iyi olup olmadığını sormak için. Haber sitelerine girilemiyor. Her zamanki gibi internet yavaşlamış. Normal karşılanıyor bu da her şey gibi. Bombanın Kürt illerinde patlaması normalken bunun İstanbul’da olması hepimizi dehşete düşürüyor.

Bir Whatsapp grubundan Bağdat Caddesi’nin de bomboş olduğu haberi geliyor. Bir Cumartesi öğleden sonrası için bu ne kadar şaşkınlık verici. Bir başka Whatsapp grubundan da kızımın oynadığı voleybol takımının yarınki maçının iptal olduğu haberi geliyor. Bugünkü antrenman iptal değil. Ama antrenmana geleceklerin başına bir şey gelirse bunun sorumluluğunun gelenlerde olduğunu bildiriyorlar. Çok güzel, çocuklarımıza bu yaşta sorumluluk almayı, üstelik hayatlarının sorumluluğunu almayı öğretiyoruz. Gerçekten de Kafka külliyatını raflardan indirip yeniden okumanın tam zamanı.

Hayatın anlamını çalışmak istediğimiz bir çalışma başlatmak üzereyiz. Oysa çocukların antrenmana gitmek için kendi hayatlarıyla ilgili sorumluluğu üstlenmek zorunda oldukları bir ülkede hayatın anlamı tabii ki hayatta kalabilmek dışımda bir şey olamaz. Ya da anlamsızlığı mı demeli?

Gelen danışamanlarımdan olanağı olanlar yurtdışına yerleşme planları yapıyor. Haksız bulamam onları ama bütün ülke yer mi değiştireceğiz yani ve kimden kaçıyoruz?  

Bir cumartesi günü böyle geçiyor. Yaralanalar, ölenler, hayatta kalmak için evde kalanlar, sevdiklerinin hayatını merak edenler, spor yapmak için kendi hayatlarının sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalan çocuklar.

Yarın ‘Psikoterapi nedir?’ başlıklı yazımı yazmaya devam edip Pazartesi yayınlanması için editörümüz Cüneyt’e göndereceğim. Ama bugün terör günü. Patlaması beklenen bomba patlatması beklenen şahıs tarafından patlatıldı. Bir gazeteci arkadaşımdan duyduğuma göre. Başka bir konuda yazı yazmak mümkün değil bugün.

Biz Arnavutköy’de güvendeyiz, şimdilik. Çocuklarım evde güvendeler. Sokaklar bomboş. Hayat kaotik. Doğa bize gülüyor. Mehmet entropiden bahsediyor. Konuyu yanlış mı anlamış ne? Yazımı yazdığım için doğrusunu anlatma ukalalığına hiç girmiyorum.

 

Tarih bizi nasıl yazacak acaba? “Birileri ölürken, birileri hâlâ hayatta olmanın sevincini yaşayıp bu gizli ferahlama duygusundan suçluluk duyuyordu.” diye mi?

Akşama Şerif’in evinde Bülent’in ‘İhtiyaç, ego ve dürtü’ konusundaki seminerini dinleyeceğiz. Bir iki kadeh şarap içer evlere dağılırız. Tedirgin.