Kıskanmak... İkinci kısım

Kıskançlık duygusuyla ne yapacağız? En son bilimsel çalışmaların sonucunu beklemeye gerek yok. Davranışlarımızın üzerinde kısmen hakimiyetimiz olduğunu, kısmen de bununla yaşamamız gerektiğini bilmemiz yeterli.

Kıskançlık duygusunu tartışmaya kaldığımız yerden devam edelim.

Kıskançlık her zaman kendini uygar bir şekilde göstermiyor tabii ki. Bir adamın önce karısını ve çocuklarını, sonra kendini öldürdüğü aile trajedilerinin ardında çoğunlukla patolojik bir kıskançlık yatar. Ülkemizde bu tür cinayetlerin çok büyük bir çoğunluğu erkekler tarafından işleniyor. Oysa bu bütün kültürlerde böyle değil. Örneğin ABD’de kadınların kıskançlık nedeniyle işledikleri cinayetler, erkeklere göre iki kat daha fazla.

Kıskançlığın biyolojik temeli olmasıyla, kültürel nedenlerinin olması meselesi niye önemli? Çünkü bir davranışın nedeni biyolojik derseniz, ne yaparsanız yapın, onu değiştirebilme olasılığınız çok az demektir. Kültüre bağlı bir davranışsa değiştirilebilir.

Peki kadınlar ve erkekler eşlerini kıskandırmak için bilinçli bir çaba gösteriyorlar mı? Bu sorunun yanıtı evet. Ve bilimsel çalışma sonuçlarına göre, bunu kadınlar erkeklere göre daha çok yapıyor. Kendilerini eşlerine, eşlerinin kendilerine olduğundan daha bağlı hisseden kadınların %50’si kıskandırma çabası içine girerken, kendilerini daha az bağlı hissedenlerin ise yalnızca %26’sı kıskandırmaya çalışıyor. Kim daha az bağlıysa, daha güçlü hissediyor kendini. Daha çok bağlı olansa zayıf. Kendini eşine göre daha bağlı, yani daha zayıf hisseden kadın, eşini provake edip onun kendine bağlılığını test etme ihtiyacı duyuyor. Ama bu çok da riskli bir davranış, çünkü eşi ilişkiye yeteri kadar angaje değilse, bu flört denemesini ciddiye almayıp kayıtsız da kalabilir.

Erkekler de kadınları provoke etmeye çalışıyor ama çok daha az. Erkekler çoğunlukla tam tersini yapıyor. Kendilerini eşlerine göre daha bağlı, yani kendini daha zayıf hisseden erkekler, eşlerini elde tutmak için kıskandırmaya çalışmıyor. Aksine karılarını kaybetmemek için ellerinden gelen her şeyi yapmak istiyorlar. Bu alttan almak, onunla daha çok ilgilenmek, eşini hediyelere boğmak olabiliyor. Ki o zaman sorun yok. Ama bizimki gibi kültürlerde bu çaba açık fiziksel şiddet gibi ilkel taktiklere kadar varabiliyor. Eşlerinin başka erkeklerle konuşmasını yasaklamak, zamanını herhangi bir erkekle geçirmesini engellemek, başka bir erkeğin varlığında eşine fiziksel olarak daha yakın olmak (ona dokunmak, sarılmak vs.), duygusal manipülasyonlara girişmek (suçluluk duygusu uyandırmak gibi), rakipleri değersizleştirmek ya da onları tehdit etmek, eşine ya da rakibe şiddet uygulamak erkeğin taktiklerinden en önemlileri.

İlişkisi tehlikeye giren, yani bir şeyler kaybetmek üzere olan taraf açısından bakıldığında kıskançlığa neden olan durum (flört) oldukça dramatiktir. Oysa kimin kaybeden, kimin kazanan olacağı böyle bir oyunda kesinlikle bilinemez.

İlişkisi olan biriyle bir aşk ilişkisi (affair) yaşamaya başlayan kişi kendisine ait olmayan, aslında hiçbir hakka sahip olmadığı yabancı bir bölgeye adım atmış demektir. Bir evin huzurunu cinsellik aracılığıyla yok etmiştir.

 

Bir aşk ilişkisi daha önce barışın hakim olduğu bir evi tarumar eder. Üçüncü şahıs evin sahibiyle bir rekabete girmiştir. Evdekinden daha iyi olduğu iddiasındadır. Daha önce kendisine kapalı olan yasak odaların kapısını açmıştır. Aşk ilişkisinin temel motifi huzursuzluktur. Bu kasıtlı olarak yaptığı bir şey değildir elbette. Ama belli bir dengesi olan sistemi sarsmıştır bir kere. Bu nedenle zararsız bir aşk ilişkisi yoktur. Zekice zararsızlaştırılmış ve akla yakınlaştırılmış aşk ilişkileri vardır yalnızca. Rakip, yarışmacı bir mukayeseyi başlatır farkında olmadan: Kim daha çekici, kim daha önemli? Ve daha çekici, daha önemli olduğunu bildiği sürece oyunun içinde kalır.

Kıskançlık aslında bir önlem alma çabasıdır. Bir şeyin başlamasını önlemek ister kıskanan taraf. Ama bir şeyin başlayacağını gerçekten bilebilir miyiz? Hayır, yalnızca tahmin ederiz. Bazen gereğinden fazla kıskançlık göstererek gerçekte olmayan bir şeyin etrafında dönüp dururuz. Bazen de safça, aslında kıskanmamız gereken davranışları görmezden geliriz.

Hadi gerçekçi bir bakışla, eşimizin sadakatsizlik olasılığı ortaya çıktığında ne gibi hatalar yaptığımıza bakalım.

Yanlış-pozitif hata: Hiçbir neden olmadığı halde kıskançlık yapmak diye tanımlayabiliriz bu durumu. Yani patolojik kıskançlık. Bizim için önemli olan bir ilişkide kendimizi güvende hissetmezsek yaşadığımız bir duygudur bu. Bunun için psikanalizin akla yakın bir açıklaması var ama bu gelecek haftaki kıskançlık yazısının konusu.

Yanlış-negatif hata: Çok açık bir neden olmasına rağmen kıskanmamak olarak açıklayabiliriz bu hatayı da. Burada bir yeti eksikliği söz konusudur neredeyse. Çok açık olan şey görünmez ya da yadsınır. Aslında var olan bir duyguyu yasaklar kendine kişi. Kıskanmayı sahip olmakla özdeşleştirir çoğunlukla. “Onun sahibi değilsin, bu nedenle kıskanmaya hakkın yok. Onun özgürlüğünü kısıtlayamazsın” der kendine farkında bile olmadan. Gerçekten de, her iki tarafın özgür iradesiyle başlatılan ve sürdürülen bir ilişkide buna hakkımız yoktur. Gelin görün ki, duygusal şemalarımız demokrasinin henüz var olmadığı eski zamanlardan kalmadır. Bu nedenle de başka türlü yürür işler. Demokratik olmayan, tek taraflı, saldırgan bir şekilde.

Peki kıskançlık duygusuyla ne yapacağız? En son bilimsel çalışmaların sonucunu beklemeye gerek yok. Davranışlarımızın üzerinde kısmen hakimiyetimiz olduğunu, kısmen de bununla yaşamamız gerektiğini bilmemiz yeterli. Kıskançlık duygusunun mutlak hakimi değiliz. Peki ama onun esiri olmamak için ne yapmalıyız?

Kıskançlık sarmalına kapılmış olanlarımız bunun nasıl kötü bir duygu olduğunu bilirler. Kıskançlık duygusunun yarattığı öfkeyi, kaygıyı, paranoid kuşkuculuğu. Bir de kıskançlığın yöneleceği adres de karışır bazen ve belirsizlik iyice artar. Adres, eşimizin gönlünü çelmeye çalışan ve kendisini olmadığı kadar mükemmel gösteren rakibimiz mi? Yoksa rakibe gönlünün kapısını aralayan ve ona karşı koymayan sevgili mi? Ya da her şeyi abartılı, belki de olmadığı bir şekilde algılayan ben mi?

Yanlış yanıtla başlayalım: “Kıskançlık yanlış, acı verici ve gereksiz bir duygudur. Bu nedenle de bastırmak, yok etmek ya da en azından kimseye belli etmeden içimizde tutmalıyız onu.” Bu düşünüş biçimi yanlıştır, çünkü içeriğe değil, şekle odaklanır. Ne olup bittiğine bakmak yerine duruşumuzu korumak. Ne saçma!

Sorun kıskançlık duygusunun kendisi değil, kıskanmamıza neden olan durum ve bu durumla ilgili algımızdır. Olasılıkla doğru algılıyoruzdur üstelik. Biri sevgilimizi çalmaya çalışıyordur ve başarılı olmak üzeredir. Kıskançlık haklıdır. Yanlış bir duygu değildir yani. Böyle bir durumda bu duyguyu bastırmaya çalışmak, kızgın bir sobanın üzerinden elimizi çekmemek kadar aptalcadır.  Çünkü kıskançlığın acısı da yanık acısı gibi bize ne yapmamız gerektiğini söyler. Peki biz insan teki bu durumda ne yapıyoruz?

Aktif ama sakin bir şekilde müdahale ediyor kimimiz. Bir partide arkadaşım bir kadını oldukça beğenmişti ve her fırsatta onunla sohbet etmeye çalışarak espriler yapıp duruyordu. Sohbet uzayınca kocası yanlarına yaklaşıp nazik ve kocaman bir gülümsemeyle “Karımı sizden kaçırabilir miyim?” diyerek eşinin koluna girdi ve başka bir yöne doğru götürdü onu. Kadın da, biz de oldukça etkilenmiştik adamın davranışından. Erkek arkadaşımın davranışlarını doğru yorumlamış ama duygularının esiri olmayıp uygun bir şekilde müdahale etmiş ve duygularının da, durumun da hakimi olmuştu.

Tabii burada provake edilmiş bir kıskançlık da söz konusu olabilir. Belki de kadın eşini kıskandırmak için sahneye bir flört oyunu koymuştu. Ve erkek de eşinin ihtiyacı olan ilgiyi fark edip doğru müdahaleyi yapmış, eşine ilişkilerinin onun için önemli olduğunu gösterivermişti sakince.

Hollanda’da yapılan bir çalışmada, eşleri biriyle flört ettiğinde erkek ve kadınların nasıl tepki gösterdiklerini araştırmışlar. Araştırmacıların bulmaya çalıştıkları şey, rakibin hangi özelliklerinin kıskançlık tepkisine neden olduğunu bulmaktı. Erkekler için dış görünüşün o kadar önemli olmadığı ortaya çıktı çalışmada. Erkek için önemli olan rakibin baskın ve kararlı davranışı oluyordu. Kadın içinse rakibesinin çekiciliği arttıkça tehlike de artıyor, dolayısıyla kıskançlık tepkisi daha sert oluyordu. Rakibenin karakteriyse hiçbir önem taşımıyordu kadın için. Bu çalışmanın sonucu oldukça açık: Erkek statüyle, kadınsa çekicilikle yarışma içinde. En azından bu çalışmadaki denekler için.

Teatral olarak pek hoş gözükmese de en çok kullanılan yöntem ahlâki olarak eşi suçlamak ve onun kendisini suçlu hissetmesine neden olmak. Kıskanan taraf diğerini güven, sadakat ve bağlılık duygularını zedelemekle suçlar. Böylece diğerini kontrol etmeyi dener. Ama bu ancak her iki taraf da aynı içsel değerlere sahipse işe yarar.

Toplumsal olarak moral değerlere ihtiyaç duyanlar esas olarak zayıflardır. Güçlü olan iktidara sahiptir, bu nedenle de moral değerlere ihtiyaç duymaz. Aksine bu değerler onu, yapıp etmek istedikleri konusunda kısıtlar. Ahlâk ve moral değerler güçlünün kurallara uyması için gerekli çerçeveyi çizer. Ahlâkçılaştırıcı tutumun temel stratejisi suçluluk duygusu uyandırmaktır. Bunu sözel, yani suçlayarak yapabileceği gibi demonstratif, yani sözel olmayan bir şekilde, örneğin yaralanmış bir suskunluğu hayata geçirerek de yapabilir kıskanan taraf. Böylece suçlamaların havada uçuştuğu ve/ya da ketum bir suskunluğun hakim olduğu tatsız bir atmosfer yaratarak durumu hakimiyeti altına alır veya almaya çalışır.

Kıskançlık aslında bir erken uyarı sistemidir. Çünkü aşk ilişkilerinin çoğu görünüşte zararsız flörtlerle başlar. Kıskançlık duygusunun hayatımızı ve ilişkimizi tarumar eden bir teröriste dönüşmesine izin vermemek ve onu eğitip uygarlaştırmak zorundayız.

Bunun birinci koşulu kıskançlığı anlamlı bir duygu olarak kabul etmek ve sosyal algımızla iletişimsel yeteneğimizin önemli bir aktörü olduğunu görmektir. Bunu başarabilmemiz için de öncelikle kendi algılarımıza güvenmeye başlamamız gerekir. Bu algımızın sonucunda ortaya çıkan kıskançlık duygumuzu bastıramayız ama kıskançlığımızı nasıl ifade edeceğimize karar verebiliriz. Kıskançlık duygumuzu ifade ediş biçimimiz aynı zamanda partnerimize duyduğumuz saygının bir göstergesidir. Ne kadar olgun, aktif, sakin bir tepki gösterirsek kendi imajımızı da, ilişkimizin imajını da o kadar korumuş oluruz.

Gelecek hafta kıskançlığın günlük hayattaki görünümlerini bir kenara bırakıp kişinin ruhunun derinliklerinde neleri harekete geçirdiğini tartışacağız.