Lilith Kompleksi; kutsal ve fahişe...

Tanrı Adem ve Lilith'i aynı çamurdan yarattı, dolayısıyla her ikisi de aynı değerdeydi. Ama onlar ilişkilerinde hiçbir zaman huzur bulamayıp sürekli bir güç savaşı içinde oldular. Lilith Adem'e boyun eğmedi...

İsmim Lilith. Tanrı’nın Adem’le aynı anda yarattığını unutmak için tüm kutsal kitaplardan adını utanmazca sildiği ve cennetinden kovduğu, buna karşılık ölümsüzlükle ödüllendirdiği ve yalnızlıkla cezalandırdığı, yalnızlığını şeytanla düşüp kalkarak gideren, şeytandan olma bebekleri Tanrı tarafından katledilen, Adem’in ilk karısı Lilith’im. Tanrı’ya başkaldıran ilk kadınım... Lilith, S.12, Esra Pekin. Sel Yayıncılık

Tanrı Adem ve Lilith’i aynı çamurdan yarattı, dolayısıyla her ikisi de aynı değerdeydi. Ama onlar ilişkilerinde hiçbir zaman huzur bulamayıp sürekli bir güç savaşı içinde oldular. Lilith Adem’e boyun eğmedi. Durmadan misyoner pozisyonunda sevişmeyi reddetti ve cinsellik oyununa aktif olarak katılmak, kendisi de zaman zaman üstte olmak istedi. Kadının boyun eğmeyi reddetmesi Adem’in güvenini sarstı ve kızdırdı, kavga Lilith’in cennetten kaçmasıyla sonuçlandı.

ÇİZİMLER: ÖZGE EKMEKÇİOĞLU 

Boyun eğmemesi patriarkal Tanrı tarafından hoş karşılanmadı ve cezalandırıldı Lilith. Sonsuza kadar şeytani çocuklar doğurmaya, şehvet düşkünü bir baştan çıkarıcı olarak yaşamaya ve çocuk katili olmaya mahkum edildi. Adem Lilith’in kaçışından şikayetçi olup yalnız kalmak istemeyince Tanrı onun kaburgasından Havva’yı yarattı. Havva, kaburgasından yaratıldığı Adem’e boyun eğdi ve onun isteklerini kayıtsız şartsız yerine getirmeye “Evet” dedi. Havva kutsandı, Lilith’se şeytanla eş tutularak tabulaştırıldı.

Anne, hayatın başlangıcında çocuk için en önemli kişidir. Hamilelik, doğum ve emzirme süresi boyunca anneyle yaşanılan yakın ilişki içinde edinilen deneyimler, bireyin varoluşunu nasıl şekillendireceğini, kendisinden ne yapacağını belirler. İyi anne çocuğa, nasılsa öyle var olmasının hakkı olduğunu hissettirir, temel güven duygusunu, kendilik bilgisini verir. Güvenilir ve stabil duruşuyla çocuğun emniyet, güven ve korunma duygusu edinmesini sağlar, güvenli bağlanma deneyimleri yaşantılamasına olanak verir ve çocuğunun en önemli haz kaynağı olarak ruhsal bir doyum yaşamasını sağlar.

Emzirme ve doğurma gücü olmayan babaya anneden daha önemsiz bir rol düşmez. O anne ve çocuk arasındaki, başlangıçtaki simbiyotik ilişkide ortaya çıkması kaçınılmaz olan çatışmaları yönetir ve dış dünyayı keşfetmeye çalışırken anneden uzaklaşmasının tedirginliğini yaşayan çocuğa destek olur. Baba anneden kopmayı, macerayı, bağımsızlığı, yeniyi ve yabancıyı temsil eder. Böylece çocuk birbirinin içinde erime ve bir olma, bağımlılık, koşulsuzca almak, korunmak ve güvenlik duygu ve durumlarının karşı kutbuna yaklaşmaya başlar, bu iki kutuplu hayatın dinamiği konusunda ilk yeti ve becerileri edinir. Baba çocuğa, dış dünyadaki ikincil narsistik haz kaynaklarına ulaşma konusunda yardımcı olur.    

Çocuğun hamilelik ve emzirme döneminde anneyle kurduğu cennetimsi, simbiyotik temel deneyimin zamanından önce sonlandırılması çocuk için sorunsuz olmaz. Çocuğun anneden temel bir sorun yaşamadan ve isteyerek ayrılması üç yaş civarında olur. Daha erken gerçekleşen her türlü ayrılık çocuk için stres ve travma kaynağıdır.

Kadınların toplumsal eşitlikle ilgili haklı ve acil mücadeleleri çocuğun hayatının ilk yıllarındaki anne işlevlerine duyduğu ihtiyacın birbiriyle çatışması söz konusudur burada. Bu nedenle, bu sürecin kadının aleyhine yürümemesi için azami özen gösterilmelidir. Kadınla ilgili sosyal politikalar, annelik nedeniyle ortaya çıkan dezavantajların ortadan kaldırılması yönünde olmalıdır. Anne olan kadının devlet tarafından korunması, desteklenmesi ve cesaretlendirilmesi gerekir. Kadının patriarkal toplumsal yapı içindeki özgürlük mücadelesi, erkeklerle eşit haklara kavuşması, çocuğun kaderi için bir tehlike olmaktan çıkarılmalı, kadının anneliğinin toplumsal yaşama angaje olması sağlanmalıdır.

‘Annelik’ten anlamamız gereken, kişinin karşısındakini dinlemeye, anlamaya, empati göstermeye ve duyguların ortaya çıkmasına izin vermeye hazır olmasıdır. Öte yandan, anneliğe özgü olarak vurguladığımız bu değerler aile hayatına mahsus ‘kadınsı’ özellikler olmaktan çıkarılmalı, toplum olarak birlikte yaşamamızın temel değerleri haline getirilmelidir.

Anneliğin somut olarak azalması ve bizzat anneler tarafından suiistimal edilmesi uzun zamandır bütün toplumlarda ve her toplumsal katmanda gözlediğimiz bir olgudur. İyi anne artık yalnızca kurgusal bir ideal olarak var, çünkü anne olan her kadın aynı zamanda yetişkin bir bireydir. İlişkisini, cinselliğini, kariyerini düşünme hakkı ve isteği olan normal, ‘egoist’ bir insandır ve bu nedenle de annelik işlevlerini ideal olarak yerine getirmesi mümkün değildir. Öte yandan çocuğunun tek ve en önemli haz kaynağıdır. Anneliğe yüklenen kutsallık ve çocuk yetiştirmeyle ilgili idealizasyonla hayatın diğer gerçekleri arasında sıkışıp kalan kadın aşırı bir yük altındadır. Kaçınılması mümkün olmayan bu aşırı yük, çocuğa bir sorun olarak yansıtılmazsa patolojik bir etki yaratmaz. Çocuk eksik kalmak zorunda olan anneliği, duygusal olarak çalışma olanağına kavuşursa, abartılı annelik gösterileriyle kendisine bir yalan yaşatılmazsa ve normal annelik işlevleri çocuğun müteşekkir kalması gereken ve suçluluk hissetmesine yol açan edimler olarak yansıtılmazsa, duygusal ve ruhsal bir sorun ortaya çıkmaz.

Lilith miti Hristiyan ve İslam kaynaklarından zamanla yok olup gitmiştir. Lilith’in yaratılan ilk kadın ve Adem’in ilk karısı olduğunu Yahudi kaynakları aracılığıyla öğreniyoruz. Tevrat’a da Sümer efsanelerinden girdiği düşünülmektedir.

Günümüzde kadından Lilith gibi gözükmesi ama Havva gibi davranması istenmektedir. Havva cinsel olarak pasifliği, monogamiyi, kendini kurban eden bir anneliği, mutfağı ve çocuk odasını temsil ederken, Lilith eşit değer ve hakları, cinsel olarak aktif olmayı, hazzı ve çocuğu istememe hakkını temsil etmeye başlamıştır. Havva kutsalı, Lilith fahişeyi simgeler.

Psikanalist H.J. Maaz, Lilith’in bu mutlak yadsınma ve sürgününün, yüzlerce yıldır toplumsal olarak kabul gören temel ‘kadınsı özellikler’in psikososyal olarak tabulaştırılması anlamına geldiğini belirtir ve buna ‘Lilith Kompleksi’ adını verir. Ve bu durum bizim de içinde bulunduğumuz Batı kültürünü belirleyen önemli etkenlerden biridir. Lilith Kompleksini Maaz şöyle özetler:

· “Kadın erkeğin ne altındadır, ne de ona verilmiştir. Eşittir, aynı yerden köken alır ve aynı haklara sahiptir.

· Kendi haz alma becerisi vardır ve cinsel olarak aktiftir. Kendi cinselliğinin sorumluluğuna sahiptir.

· Kadın çocuğu reddedebilir ve çocukların talepkârlıklarının aşırılığı anlamında ‘şeytani’ bir tarafları vardır.

· Ve erkek bundan tedirgin olmakta ve oryantasyon sorunu yaşamaktadır.

Çocuğu istemediği için ve çocuğun haz talepkârlığının aşırılığı nedeniyle reddeden Lilith’in patriarkal Tanrı tarafından cezalandırılması, kadın tarafından çoğunlukla bilinçdışı olarak çocuğa aktarılarak sürdürülür. Çocuk tarafından derinden hissedilen, reddedilmiş, istenmemiş ve anlaşılmamış olmanın yadsınması çocuğu hasta eder ve davranış bozukluklarının ortaya çıkmasına neden olur. Yadsınır, çünkü kutsal ve dolayısıyla olması gereken Havva’nın tam anlamıyla adanmış anneliğidir. Kimse Lilith olma hakkını kendinde görmez. Toplum gözünde fahişe olmayı kim göze alabilir ki!

Maaz burada erken anne-çocuk ilişkisindeki defisit ve travmalar nedeniyle ortaya çıkan erken dönem bozuklukların temel açıklamasını görür. Çünkü çocuğun gereksinimlerinin fark edilmesindeki eksiklik, çocuğun çok yönlü gereksinimlerinin doyurulmasının becerilememesi ve istenmemesi, anneden çoğunlukla erken ayrılma nedeniyle ortaya çıkan ‘eksik annelik’, bugün neredeyse her çocuğun deneyimlemek zorunda olduğu bir gerçekliktir. Bir de buna ‘yalancı ve suiistimal eden’ bir annelik (anne zehirlenmesi), yani çocuk tarafından hissedilmeyen, abartılı olması nedeniyle sahte gibi duran bir sevgi eklenmektedir. Çünkü anne kendi muhtaç olduğu ilgi açlığını sevgiyle karıştırmakta ve çocuğa yalnızca, o kendisinin beklentilerini karşılar ve ihtiyaçlarını doyurursa sevgiyle yaklaşmaktadır. Böylece doğal olan tersine dönmekte, anne çocuk için orada var olacağı yerde, çocuk annesi için orada var olmaktadır.

Maaz’ın neredeyse yalnızca ‘eksik annelik ya da anne zehirlenmesi’ sonucu ortaya çıktığını söylediği Lilith Kompleksinin oluşmasında ‘erken babalık bozuklukları’nın da rol oynadığını düşünüyorum. Çünkü yukarıda annenin aşırı yüklenmesinin ve Lilith Kompleksinin ortaya çıkmasında babanın zayıflığı, yokluğu ya da zorbalığı da rol oynar. Anne-çocuk arasındaki simbiyotik ilişkisinin çözülmesi ancak babanın güçlü bir şekilde o ilişkiye dahil ve müdahil olması ve çocuğun ortaya çıkma olasılığı yüksek olan kaygılarını yatıştıran güçlü ve koruyucu bir figür olarak orada olmasıyla gerçekleşebilir. Çocuğu istemeyen, onunla zaman geçirmeyen, altını değiştirmeyen, gazını çıkarmayan, mamasını yedirmeyen baba, bu zayıflığıyla hem annenin omuzlarındaki yükü alamaz, hem de simbiyotik ilişkinin devam etmesine doğrudan neden olarak, çocuğun kişilik gelişimine zarar verir.

Bu anlamda çocuğun ilk 3-4 senesi, yani preödipal dönem çok önemlidir. Bu dönemde bilinç gelişir. Erken annelik kavramına analog olarak erken babalık diyebiliriz bu dönemde babanın oynadığı rolü anlatabilmek için. Anne-çocuk arasındaki ikili ilişkiden anne-baba-çocuk arasında daha ilk yıl kurulan üçlü ilişki çocuğun hayat hakikatiyle daha cesaretle yüzleşebilmesini sağlar. Zayıf ya da olmayan baba çocuğun risk almasını engeller, çocuk anneye yapışır kalır.

Zorba baba çocuğun rol modelini dışarıda aramasına, duygusal olarak anne ve babadan uzaklaşarak güven ve emniyet hissini başka gruplar içinde arayıp bulmaya, aidiyet ihtiyacını oradaki lidere tabi olarak doyurmaya çalışır. Babanın zorbalığıyla içe dönük ve güvensiz hale gelen çocuk kahramanlık fantezileri kurmak gibi grandiyöz savunma mekanizmalarına baş vurur.  

Devamı yarın...