Lilith Kompleksi ve uygarlığın despotizmi... İkinci kısım

Şiddet yalnızca kuşaktan kuşağa aktarılmaz, toplum içinde normalleşerek yaygınlaşır da. Böyle bir durumda küçücük kızların erkekleri tahrik ettikleri de, mini etek giymenin, kırmızı ruj kullanmanın ceza indirimine yol açması da doğal hale gelir.

“Ey Adem’in kanlı soyu, yaratılan tüm mahlukatın en soysuzu insan!

Döktüğünüz kanların suladığı yeryüzüne mahkum edildiğinizi bilmiyor musunuz?”

Lilith, S.47. Esra Pekin, Sel Yayıncılık

 

Bu makalede erken bozuklukların yol açtığı ağır psikiyatrik fenomenlere değil de, toplumsal gelişim bozukluklarının ortaya çıkmasında rol oynayan özelliklerine odaklanmak istiyorum. 

Diktatörlükler ve baskıcı rejimler, halkın çoğunluğunun psikososyal olarak yanlış gelişiminin psikolojik etkilerinden bağımsız olarak ortaya çıkmazlar. Zamanımızın tüketim odaklı toplumlarındaki anormal eğilimler – yanlış beslenme, hareket azlığı, zevk düşkünlüğü, heyecan peşinde koşma, ilişki bozuklukları – erken dönem bozuklukların toplumsal sonuçları olarak ortaya çıkar. Erken annelik ve babalık bozuklukları (annenin fiziksel olarak eksik varlığı, empati ve doyum eksikliği, babanın zayıflığı ya da yokluğu veya zorbalığı) çocuğun güvensiz, muhtaç ve bağımlı olmasına neden olur. Yalan söyleyen ve suistimal eden anne de (anne zehirlenmesi) çocukta kafa karışıklığı, suçluluk duyguları ve illüzyon ortaya çıkarır. Yeteri kadar sevilmeyen ve doyurulmayan, anlaşılmayan çocuk güvensiz olur ve yeteri kadar emniyet duygusu geliştiremez, yeteri kadar doyum sağlayamayan çocuk muhtaç kalır ve daha sonra birçok hazır tüketim maddesine bağımlı hale gelir (tatlı, alkol, nikotin, uyuşturucu). Annesinin ihtiyaçlarının farkına varan ve bunları doyurmak zorunda olduğunu hisseden çocuk, anne memnunsuz kaldıkça suçu kendinde arar, sonuçsuz ve umutsuzca, annesinin sevgisini elde edeceği umuduyla çabalar durur. Oysa anne sevgisi kazanılacak bir şey değildir. Ya vardır ya da hiç yoktur. Bunun illüzyoner sonucu aşırı bir performans ve kendine zarar verecek düzeyde uyum çabasıdır.

Erken yoksunluk yaşantılarından patriarkal toplumlarda tipik fenomenler olan, bağımlı (madde, alkol vs.) davranış örüntüleri ve kavgacı tutumlara yatkınlık ortaya çıkar. Böylece stres bozuklukları, bağımlılık ve şiddet eylemleri için gerekli temel atılmış olur. Sonuç olarak erken yoksunluk yaşantıları ‘erkekçil’ özelliklerle kompanse edilir.

Peki toplumda ‘erkekçil’ savunma mekanizmalarının öne çıkmasının nedeni nedir? Psikoterapi pratiği bize erken dönem bozuklukları olan kişilerde hasta tarafından da fark edilmeyen, çoğunlukla bilinçdışı olan yoğun bir öfkenin birikmiş olduğunu gösterir. Erken dönemde yaşanan reddedilme ve incinmeye karşı ortaya çıkan bu anlaşılabilir ve haklı öfkenin ifade edilmesine ne yazık ki izin verilmez. Kötü muameleye öfkeyle tepki gösteren çocuk cezalandırılarak ve utandırılarak disipline edilir. Bu birikmiş, sıkışıp kalmış öfke çıkışını ve kurtuluşunu belli semptomlar aracılığıyla bulur. Bunlar da yarışmacı ve performans odaklı toplumlarda çok çeşitli şekillerde ifadesini bulan agresif davranış ve yaşam biçimleridir – güçlü olmak, kendini kanıtlamak ve göstermek zorunda olmak, kazanan olmak istemek gibi. Bu da çevreye zarar verme, savaş çıkarma, şiddet eylemleri gibi sonuçlar doğurur.

Anne eksikliğinin acısının, kaybolan ilişkilerin kederinin üstü daima agresyonla örtülür – ‘muskuler agresyon’ erkeğe dair bir alandır. Maaz buradan şu hipotezi üretir: Agresif Batı kültürü doyurulmamış erken ihtiyaçların ve özlemlerin erkekçil savunma biçimidir.  

Gelişimin erken evrelerindeki annelik ve babalık bozukluğunun doğrudan sonucu olan erken dönem bozuklukları Lilith Kompleksi nedeniyle tanınmadan kalır (annenin aşırı yüklenmesinin yadsınması ve tabulaştırılması ve çocuğun aslında her zaman ve doğal olarak var olan reddedilme durumu). Erken dönem bozukluklarının yol açtığı patolojik davranış biçimleri, erkekçil psikososyal savunma biçimlerinin kültürize edilmesiyle normalleştirilir.

Anlaşılabilir bir şekilde erkekler özel hayatlarında, özellikle de ilişki ve cinsellikte bu gerilimi dengelemeye çalışırlar. Ama bu çaba da Lilith Kompleksi nedeniyle karşılığını bulamaz. Erken dönem annelik ve babalık bozuklukları tanınmadan ve hissedilmeden kaldığı için, daha çok sevgi, anlayış ve onay umudu ilişkiye taşınır ve erkek zorunlu olarak frusture olur, çünkü hiçbir kadın, en iyi olanı dahi annenin eksik bırakmış olduğunu daha sonradan tamamlayamaz. Böylece sık sık o aynı trajik kader gösterir yüzünü: Özlemlerle dolu bir aşk evresini gerçekliğin acı yüzü ve hayal kırıklığı takip eder ve seyrek olmayarak nefretle sonuçlanır. Erkek partnerini yetersiz olmakla suçlar ve aynı şekilde sonuçlanacak olan o mutsuz oyuna baştan başlar. Erkekler sıklıkla annelerinin ilgisini kazanmak için sarf ettikleri o nafile çabayı ilişkilerinde de sürdürürler. Ebediyen kaybolup gitmiş olan onayı elde etmek için ilişkilerinde büyük bir çaba ve özen gösterirler ve böylece tüketen, bitiren bir illüzyon içinde takılıp kalmış olurlar. Anne eksikliği sonucu ortaya çıkan güven yokluğu ve anne zehirlenmesinin ürettiği suçluluk duyguları her ilişkide tekrarlanarak güçlenir. Böylece Lilith Kompleksi sonucu ortaya çıkan gelişim bozukluğu bireye ve topluma damgasını vurmuş olur.  

Bu koşullarda yaşanan ilişkilerde cinsellik de tutku ve şehvetini yitirir ve rahatlatıcı bir haz kaynağı olmaktan çıkar. Lilith Kompleksi, Havva’yla ilişkideki kaybolup giden haz ve Lilith’den duyulan korkuyla cinselliği de olumsuz etkiler. Bir kadının aynı değerde olması, bireyselliği ve aktif olarak haz alma isteği ve hakkı, ancak erkeğin anne fiksasyonundan kurtulması durumunda ilişkiyi zenginleştiren ve canlı tutan bir unsur olabilir.

Bunun yerine birçok erkek Lilith özlemlerini fahişelerle yaşanan ilişkisiz aşklara aktarırlar. Bu ilişkisiz sevişmelerde agresyonlarını da belli bir ölçüde söndürebilirler (satın alınmış renkli aşk yaşantısına paralel, fahişenin aslında sosyal olarak yok sayılıyor olması Lilith Kompleksinin önemli bir belirtisidir).

Lilith Kompleksinin komponentlerinin tabu olmaktan çıkarılması toplum gelişimi için temel önemdedir. Yani her iki cinsiyetin aynı değerde olması, cinsel olarak aktif olmanın ve hazzın önemi, kadının çocuklar nedeniyle kaçınılmaz bir şekilde aşırı yük altında kalmasının ve bundan dolayı çocuğa karşı gelişen agresif duyguların varlığı. Bu üç madde bütün sosyal politikaların merkezinde olmalıdır.   

Agresif erkek toplumunda kadının mağduriyeti kabul edilebilir bir durum değildir. Bizim gibi ülkelerde baba zayıflığı veya yokluğundan daha ziyade zorba babalar daha fazladır. Şiddetin kuşaktan kuşağa aktarılmasının altında, Lilith’ten korkan erkeklerin yetersizlik duyguları sonucu ortaya çıkan narsistik öfkeleri yatar. Şiddet yalnızca kuşaktan kuşağa aktarılmaz, toplum içinde normalleşerek yaygınlaşır da. Böyle bir durumda küçücük kızların erkekleri tahrik ettikleri de, mini etek giymenin, kırmızı ruj kullanmanın ceza indirimine yol açması da doğal hale gelir. Sonra gün gelir, kendini hayat boyu engellenmiş hisseden erkek, bilmem hangi saçma nedenle bir Rus jeti düşürüldüğünde, içinde tanımlayamadığı garip bir rahatlama ve huzur hisseder. Ardından sigarasını yakar...

 

Not: Bu makalenin yazımında H.J. Maaz’ın ‘Lilith Kompleksi’ kitabından yararlanılmıştır.