Muhafazakâr cinsellik...

Yazarları Christopher Ryan ve Cacilda Jethá olan 'Cinselliğin Şafağı' kitabını okuyun. Karınızdan, kocanızdan nefret etmek yerine, yanlış gidiyor sandığınız şeylerin normal olduğunu göreceksiniz belki de...

Cinsellik modern insanın en netameli konusu. Kimse itiraf etmese de, en entelektüelinden en sıradanına, herkesin hayatının odak noktasında cinsellik yer alıyor. Ama bu kadar doğal olması gereken bir insanlık hali, yaşandığı ve yaşanamadığı şekliyle bela oluyor insanın başına. Ta ergenlikten başlayıp öldüğü güne kadar. Temel ruhsal gereksinimlerimizden olan hazzı doyurmanın en kolay ve en doğal yolu oysa cinsellik. Ve ergenlik bizim için cinselliği keşfedebileceğimiz ilk yaşam evresiyken, cinselliğin külliyen yasak olduğu tek zaman dilimi.

Aldatma, aldatılma, sadakatsizlik kıskançlık, yalnızlık, hızla biten ilişkiler, cinsel isteksizlik vb.

Amerika kıtası Avrupalılar tarafından istila edildiğinde, Hristiyan misyonerler de hemen iş başı yapmışlardı. Kuzey Amerika Naskapi yerlilerinin hayatı Fransız Cizvit papazlarının tüylerini diken diken edecek kadar ‘ahlâk’tan yoksundu. Cinselliği serbestçe yaşıyor, kadınlar yalnızca eşleriyle değil, köydeki diğer erkeklerle de istedikleri zaman sevişiyorlardı. Misyonerler özellikle kadınların özgürce cinselliklerini yaşıyor olmalarından çok rahatsızdılar ve bunu önlemek için köyün erkeklerini ikna etmenin çarelerini düşünüyorlardı. Sonunda papazlardan birinin aklına kurnazca bir fikir geldi. Erkekleri karşısına alıp büyük bir ciddiyetle şu soruyu sordu: “Eğer karılarınız başka erkeklerle de birlikte olursa, doğurdukları çocuğun sizden olduğunu nasıl anlayacaksınız?”

Eminim bu soruyu yönelttiğinde, “Bu iş tamamdır.” deyip içinden, arkasına rahatça yaslanmıştır.

Ama aldığı yanıt başa çıkabileceği gibi değildi: “Siz Fransızlar çok bencilsiniz. Yalnızca kendi çocuklarınızı seviyorsunuz. Oysa biz bütün köyün çocuklarını seviyoruz.”

Okuyanus Yayınları’ndan ilginç bir kitap yayınlandı. ‘Cinselliğin Şafağı’.  Yazarları Christopher Ryan ve Cacilda Jethá. Christopher Ryan’ın TED Talk’ta bir konuşması da var.  (İzlemek için tıklayın) İngilizce bilenler mutlaka izlesin.

Bu kitapta Ryan ve Jethá günümüzde yaşamaya mahkum edildiğimiz cinselliğin hiç de insan doğasına en uygun olan ilişki biçimi olmadığını gösteriyorlar. Gerçi birçok bilim insanı bilimsel olarak tezlerini biraz abartılı bulsalar ve rahatsızlıklarını dile getirseler de, kendi antropoloji okumalarım ve 18 yıldır insan ilişkilerine dair yaptığım profesyonel gözlemlerim haklı olduklarını düşünmeme neden oluyor.

Yavaş yavaş sözü onlara bırakmak istiyorum. Yazarlar Amerikan Tıp Birliği verilerine göre kadınların yaklaşık % 42’sinin cinsel işlev bozukluklarından yakındığını, Viagra’nın her yıl satış rekorları kırdığını belirtiyorlar. Pornografi dünya çapında yıllık 57 ila 100 milyar dolar hasılat yapıyor. “Amerikalılar striptiz kulüplerine, Broadway, Broadway dışı, yerel ve kâr amacı gütmeyen tiyatrolar, opera, bale ve caz ve klasik müzik performanslarının tamamına harcadıklarından daha fazla para harcamaktadırlar.”

 

Sanki gerçekten bir şeyler yanlış gidiyor gibi, değil mi? Birçok antropolojik veri, Homo sapiens’in – yani bizlerin bu andan on bin yıl öncesine kadar 200 bin yıl kadar bonobolar ve şempanzeler gibi hiperseksüel bir hayat yaşadığımızı gösteriyor. Bugünkü cinsel yaşamımızın sınırlarının on bin yıl önce tarım toplumuna geçişle birlikte şekillenmeye başladığını söyleyebiliriz. “On bin yıl önce başlayan sarsıcı kültürel kaymaların, insan cinselliğinin gerçek tarihinin nasıl da yüzyıllar boyunca dinsel otoriteler boyunca susturulması, tıpçılarca patoloji sınıfına sokulması, bilim insanlarınca titizlikle ihmal edilmesi ve ahlâk bekçisi terapistlerce üstü örtülmesi gerekecek kadar rahatsız ve tehdit edici hale getirildiğini (...)” söylüyor yazarlar. Evrimsel psikolojinin şu zırvalığı evrensel kadın erkek ilişkisi olarak yutturuluyor bize: Erkek ve kadın karşılaşır. Erkek kadında doğurganlık, sağlık, bekaret ve cinsel sadakat ihtimaline yönelik işaretler arar. Sağlıklı, doğurgan, genç ve sadık bir eş arar. Kadınsa erkeğin refaha, toplumsal statüye, fiziksel sağlığa, kendisini ve çocuklarını geçindirecek özellikleri olup olmadığına bakar. Kadın erkeğin terketme olasılığına dair işaretlere duyarlık geliştirir ve bunun önünü kapamaya çalışırken, bir yandan da genetik açıdan kocasından üstün bir erkekle kaçamak bir macera için de gözü dışarıdadır. Erkek de kendi babalığına tehdit oluşturabilecek sadakatsizliğe karşı dikkatliyken, bir yandan da milyonlarca spermini dağıtabileceği başka kadınların peşine düşer.

Araştırmacılar bu açıklamanın evrensel gerçeklik olduğu iddiasıyla bir çok bilimsel kanıt bulurlar. Ve bu değiştirilemez bir hakikattir artık. Başka türlü yaşayabilme, hissedebilme, düşünebilme, hayal edebilme olasılığımız yoktur.

Eğer yukarıda anlatılan hikaye doğruysa “neden kadınlar ve erkekler olarak arzularımızda, fantezilerimizde, yanıtlarımızda ve cinsel davranışlarımızda birbirimizden bu denli farklıyız? Neden gitgide artan oranlarda birbirimize ihanet ediyor, birbirimizden boşanıyor ya da evliliği seçeneklerimiz arasından çıkarıyoruz? Neden bu kadar çok evlilikte tutku hızla buharlaşıp uçuyor? Arzu neden ölüyor?” diye soruyor yazarlar.

Ve ekliyorlar: “Tıbba ve iş hayatına doğru yönlendirilmiş olan toplum bu süregiden krize çift terapisi, ereksiyon ilâçları, cinsel danışmanlık yapan makale yazarlarından oluşan bir evlilik endüstrisi kompleksi geliştirerek cevap verdi. Her ay kamyon yüküyle kuşe kağıda basılmış süpermarket dergisi, can çekişen seks hayatınıza tekrar parıltı kazandırmak için aynı bayat numaraları önünüze dayıyor. Evet, şuraya birkaç mum, buraya birkaç ağsız iç çamaşırı, yatağa bir avuç gül yaprağı serpiştir ve işte yine ilk seferki gibi olacak! Ne dediniz? Adam hâlâ başka kadınlara mı bakıyor? Hatunun, ortamdan kopuk, hayal kırıklığına uğramış gibi bir hali mi var? Siz daha başlamadan mı bitirdi? Öyleyse, haydi uzmanlar sizin, eşinizin, ilişkinizin hangi hastalıktan muzdarip olduğunu ortaya çıkarsın. Belki de penisinizin büyütülmesi ya da vajinasının daraltılması gerekiyordur. Belki de adamın ‘bağlanma sorunları’ vardır ya da ‘bölünmüş süper egosu’ hatta şu korkunç ‘Peter Pan Kompleksi’. Yoksa depresyonda mısınız? Onlarca yıllık eşinizi sevdiğinizi ama her zamanki gibi cinsel çekim hissetmediğinizi mi söylüyorsunuz? Biriniz ya da her ikiniz de başka biri tarafından baştan mı çıkarıldınız? Belki de mutfak zemininde denemelisiniz bu işi. Belki de orta yaş krizindedir. Şu hapları alın. Saçınızın modelini değiştirin. Sizde yanlış giden bir şeyler var.”

İşte böyle. Alın okuyun bu kitabı. Karınızdan, kocanızdan nefret etmek yerine, yanlış gidiyor sandığınız şeylerin normal olduğunu göreceksiniz belki de. Sonra bu bilgiyle ne yapacaksınız, işte bunu bilmiyorum.