Narsistik haset...

Nörotikler ve narsistler haset duygusunu birbirlerinden tamamen farklı yaşarlar. Nörotiğin haset duygusuna daima suçluluk duygusu da eşlik eder

Haset narsistin temel duygusudur. Ama kabul edilmesi zor bir duygu olduğundan çoğunlukla yok sayılır, anlamı değiştirilir veya önemsizleştirilir. Birine duyulan haset duygusunu itiraf etmek zor ve inciticidir, çünkü kişinin kendilik değerini azaltır. Ama öte yandan da bireyin gerçek ya da varsayılan kusurlarından uzaklaşmasını sağlar.

Haset duygusu var sayılan bir eksikliğe işaret eder. Ama bu eksiklik duygusal olarak yaşantılanmaz, çünkü algı, eksik olana sahip olan ya da sahip olduğu düşünülen kişiye odaklanmıştır. Kim birine haset duyuyorsa, ona bir şeyi çok görüyor ve o şeye aslında kendisinin sahip olmaya hakkı olduğunu düşünüyordur. Üstelik o şeye sahip olmak için hiçbir emek sarf etmek zorunda kalmadan. O şeyi bir başkasında görmek ona acı verir ve yaralar ama kendini bunu düşünmekten ve sahip olduğunu hayal etmekten alamaz. Narsistik bireydeki eksikliğin faturası ötekine yazılır. Böylece kişi haset duygusunu hissetmez, bu da daha çok hasetle ve hatta nefretle sonuçlanır.

Nefret ve haset akraba duygulardır. Saklı tutulması ve dışarıdan anlaşılması arzulanmayan duygular olduğu için, birey bu olumsuz duyguları bilinçdışı bir şekilde hayranlığa dönüştürür. Hayranlık hasetin maskesidir.

Narsist bir danışanın terapistiyle olan ilişkisinde de gözlenebilir bu bilinçdışı dönüşüm. Narsist her fırsatta böyle iyi bir terapisti olduğu için ne kadar şanslı olduğunu vurgular. Terapisti ne kadar ‘insancıl’, ne kadar ‘başarılı’, ne kadar ‘bilge’dir. Her iki taraf da tatmin olur bu oyundan. Yardım etmeye çalışan terapist de herkes gibi bir insandır ve bu hayranlık sayesinde onay ihtiyacı doyurulmuş olur. Danışan da terapistinin saçtığı ışığın altında ışıl ışıl parlar. Sonuçta herkesin bu kadar iyi bir terapisti yoktur.

Bu bilinçdışı oyun, narsistin yarasının acısını bir süre için unutabilmesini sağlar, yani sözü edilen imtiyazlara bir başkasının - terapistin - sahip olması durumunu ve bunları yalnızca ödünç verdiğini ya da bir profesyonel olarak ona para karşılığı lütfettiğini.

Bir süre sonra haset duygusu gelir yerleşir yüreğine. Ne zaman mı? Hayran olunan terapistin narsiste aslında ‘borçlu’ olduğu ve bu oyun sayesinde edinilmiş olan ruhsal kazanç azalmaya başladığında…

Ardından ideal resim solmaya başlar. Terapi durgunlaşır, hiçbir ilerleme ya da değişim olmamaya başlar, terapistte yetersizlik ve çaresizlik duyguları ortaya çıkar. Bu duygular narsist bir danışanın terapisinde daha da güçlüdür, çünkü danışanın hayranlığı nedeniyle terapist çok daha büyük bir performans baskısı altındadır.
Bu oyun hayranlık duygusunun var olduğu bütün ilişkilerde benzer şekilde sahneye konur. Oyun ötekinin tarumar olmasıyla sonlanır. Terapist o ilişkide kendilik duygusunu üzerine inşa ettiği ettiği şeylerin - mesleki becerilerinin, şimdiye kadar var olduğunu sandığı iyi terapi ilişkisinin - nasıl kaybolup gittiğini çaresiz gözlerle izlemek dışında bir şey yapamaz.

Bilinçdışı bile olsa, bu tür yıkım ve yağma stratejileri geleneksel değer yargılarıyla ve narsistin az ya da çok korunmuş kendilik bilinciyle hiçbir şekilde bağdaşmadığı için, bir mazarete, kendini haklı çıkarmaya ihtiyaç duyulur. Bu yolla haset duygusunu kabul edilebilir, hatta benliğinin güçlü yanlarından biri yapmak ister narsist. Hasetin anlamını değiştirir ve adalet duygusu maskesinin ardına saklar.
Adalet isteği eşitlik arayışına götürür narsisti. Bilinçdışı bir şekilde sık sık eşit olmayan ilişkiler kuran narsist, bu eşitsizliği ortadan kaldırma çabası içine girer hemen. Ama kendini besleyerek ve güçlendirerek değil, ötekini yıpratarak yapar bunu.

Haset doyurulmak için ilişkiye ihtiyaç duyar. Yıkıcı bir ilişki dinamiği olarak da tanımlanabilir ve zaten ancak narsist bireyin kendini ötekiyle karşılaştırması sonucu ortaya çıkar. Bir anlamda, bu karşılaştırma sonucu bilince çıkan yetersizlik, eksiklik duygularıyla kendi yeti ve becerileriyle başa çıkamama durumudur.
Bu olumsuz duygular da adaletsizlik duygusuyla hafifletilir. Her halukarda, haset acı verici bir duygunun ifadesidir; yeteri kadar sahip olmamanın, yetersiz olmanın, eksik olmanın ve bunun “adaletin bu mu dünya?” şiarının ardına gizlenmiş olmasının. Haset duyan kişi ötekine şu mesajı verir: “Ben o.k. değilim ama sen o.k.sin. Bu yüzden ben senin de o.k. olmama duygusunu tatman için elimden geleni yapacağım.”

Mutluluk, servet, yetenek, kişilik; narsist, hayatı değerli yapan ya da yaptığını var saydığı bütün bu değerlerin kendisinde değil de ötekinde olduğunu görür. Bir yandan da utanır bütün bunlara sahip olmadığı için ve başkaları bu eksiklikleri fark etmesin diye gizlemeye çalışır olmayanı. Haset ettiği kişilere hayranlık duyarak gizler bu utanç verici duyguları. Bu anlamda haset bir şeylerin üstünü örten bir işleve de sahiptir. Altında yatan temel duygu yetersizliğinden ve her manadaki yoksulluğundan duyduğu utançtır.

Haset duygusunun kökeni kardeş rekabetine kadar gider. Birbirleriyle benzerdir kardeşler ve anne-babalarından ilgi görebilmek için yarışırlar. Öteki kardeşin kayırıldığını görmek, örneğin bir kardeşin daha iyi okullara gönderilmesi, erkek çocuğun kızın önüne geçirilmesi, haset duygusunu doğmasına yol açar. Bunun üzerine kardeşinin konummuna geçmek için çabalar çocuk. Kendi becerileriyle olmazsa, ötekini kötüleyerek. Haset duyulan ötekinin mutlu kendiliği mutsuz eder onu. Aslında hak etmiyordur bu mutluluğu öteki, hakkı yenmektedir onun. Öyleyse o da bu mutsuzluğu tatmalıdır, öyle ya da böyle.

Kardeş rekabetinde ortaya çıkan haset duygusu anlaşılabilir bir duygudur öte yandan. Çünkü, tabii ki anne-baba bütün çocuklara eşit davranmalı ve hayat karşısında onlara benzer koşulları hazırlamalıdır. Bu anlamda hayatın nimetlerinin eşit dağıtılmamasına karşı açılan bir isyan bayrağıdır haset.

Haset duygusundaki büyük tuzak şudur: Haset ne kadar şiddetliyse, ötekinin sahip olduğu şeyi elde etme arzusu ve çabası ne kadar kuvvetliyse, kendi yetersizlik ve yoksulluğundan duyduğu ve gizli bir bilinç düzeyinde yaşadığı utanç duygusu da o kadar büyüktür.

Nörotikler ve narsistler haset duygusunu birbirlerinden tamamen farklı yaşarlar. Nörotiğin haset duygusuna daima suçluluk duygusu da eşlik eder. Suçluluk duygusu öyle güçlüdür ki, haset çoğu zaman bilinç düzeyine çıkamaz bile. Çoğunlukla haset edilen kişiye hayran olma ve onu idealize etme şeklinde kendini gösterir. Bu haksızlığa uğramış olma durumunun, yaşadığı mağduriyetin, hayatın nimetlerinin bu eşitsiz dağılımının bir gün telafi edileceğine inanır. Anne-baba, devlet veya Tanrı bir gün fark edecek ve ona da sunacaktır hak ettiği her şeyi. Bu inanç haset duygusunu yumuşatır ve eşitliği sağlamak için dizginleri eline alıp agresif bir tutum içine girmesinin önünü keser.

Narsistik hasette bu inanç yoktur. Bütün bu eksikliği kapatabilecek anne-baba ya da devlet, Tanrı yoktur narsist için. Yoksulluğunun ve yetersizliğinin giderileceğine dair bir umudu olmadığı için, kendi savaşını kendi verir. Ötekinin sahip olduğu ya da sahip olduğunu var saydığı her şeyi kendinin yapmak için her yola baş vurabilir. Hayat ve öteki karşısındaki tutumu şöyledir: “Ben iyi durumda değilim. Sen de iyi durumda olmayı hak etmiyorsun. Kimse bu haksızlığı düzeltmek için çaba sarf etmeyeceğine göre, bunu benim yapmam lazım. Ayrıca bu haksızlık nedeniyle yaşadığım acının telafi edilebilmesi için cezalandırılacaksın.”
Haset duyan narsist vicdanen rahattır, bu rahatlık hasettten nefrete geçişi oldukça kolaylaştırır. Utanmaz, haset duyan narsist: “Evet haset ediyorum tabii. Sanki sen benden daha mı iyisin?”

Vicdanen rahat olmak ve utanmamak, haset duyulan kişiyle ilişkide bu rahatsız edici ve tehlikeli duygunun kamufle edilmediği, gizlenmediği anlamına gelmez. Narsist bu karanlık yönünü kendinden bile saklayacak bilinçdışı savunma mekanizmalarına sahiptir. O da hayranlık oyununa baş vurur. Potansiyel kurbanına gösterdiği hayranlık kesinlikle samimiyetsiz değildir. Haset duymadığını söylerse, yalan söylüyor da değildir üstelik. Çünkü haset ettiğinin bile farkına varmaz narsist birey.

Hayranlık duyulan kişinin ışığı narsistin üzerine düşerken, haset duygusu ayın karanlık yüzünde tanınmadan sinsi sinsi beklemektedir.