Politik narsizmin iflası...

ABD başkanıyla aynı boyda bir başbakanın, onun yanında bacak bacak üstüne atabilmesi, yaralı bir toplumun, yanında sigara içemediği babasından aldığı narsistik intikamdır.

Politikanın temelinde yatan şey patolojik bir narsizmdir. Sağlıklı, doyurulmuş bir narsizme sahip hiç kimse, iktidar ve onun getirdiği zaferler için entrika ve yolsuzluklar içinde boğulduğu bir savaş demek olan o vahşi politika oyununa dahil olmaz. Küçük ve doğal doyumlardan ibaret günlük hayatın sıradanlığı içinde huzur bulabilir. Oysa patolojik narsist içindeki büyük duygusal boşluk nedeniyle bununla yetinemez. Politika bu boşluğun geçici de olsa hissedilmemesi için olağanüstü fırsatlar sunar narsiste.

Politika kendine her şeyi hak gören patolojik narsist siyasetçiyle, yetersizlik ve başarısızlık duygusunu bir gerçek olarak iliklerinde hisseden narsist seçmenin doyum alanıdır. Bu narsistik telafi çabası içinde biri umut eder, diğeri söz verir. Biri vaatlerinin büyüklüğünün sarhoşluğuna kaptırmışken kendini, diğeri sandığa attığı oy pusulasıyla geleceğini belirlediği yanılgısını gerçek sanır.

Oysa hangi parti gücü eline geçirmiş olursa olsun, aralarındaki fark yalnızca ayrıntıdadır. Yaşadıkları büyüklük hezeyanı aynıdır. Politikacı için önemli olan kısa süreli, anlık başarılardır. İhtiyaç duyduğu tek şey iktidarı elinde tutabilmek için seçmenin gözünü boyayabilmektir.

Çoğunluğun iktidarına dayanan demokratik sistem gerçekten gerekli olan ama yeteri kadar popüler olmayan, insanlığa yararlı adımları atmak için uygun bir yapı değildir. Çünkü bu tür adımlar oy getirmez, dolayısıyla patolojik narsizmi beslemez. Seçmenler kandırılmak ve aldatılmak zorundadır. Yetersizlik ve başarısızlık yaşantılarından muzdarip yoksul kesimle, açgözlüce tüketmeye programlanmış yeni narsist orta kesimin ihtiyacı olan, fantezi düzeyinde bile olsa, narsistik doyum yaşayabilecekleri şeylerin kendilerine söz verilmesidir. Dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmak, Ortadoğu ve Arap dünyasının lideri olmak, komşu ülkelerin bir sözümüzle hop oturup hop kalkması, bir hayal olarak bile narsistik doyum için yeterlidir. ABD başkanıyla aynı boyda bir başbakanın, üstelik onun yanında bacak bacak üstüne atabilmesi, narsistik olarak yaralı bir toplumun, yanında sigara içemediği babasından aldığı narsistik intikamdır.

Milletin egemenliği, seçme özgürlüğü, seçmenlerin psikolojik olgunluğu koca bir yanılsamadır. Yoksunluk, yoksulluk ve ezilmişliğiyle, narsistik bir büyüklenme aracılığıyla başa çıkmaya çalışan toplumların politikacıya giydirdiği kaftan, büyük laflardan, verilmiş ama tutulması beklenmeyen sözlerden, cilalanmış bir cehaletten oluşur ve kimse kralın çıplak olduğunu görmek istemez. Görmek, isyan etmek zorunda kalmaktır çünkü. Elin İranlısına vuran şans bir gün bana da vurabilir oysa. Neden olmasın?

Politikacı hata yaptığını kabul etmez. Çünkü bir yanlışını ya da zayıf olduğu bir noktayı itiraf eder, seçmen de bunu fark ederse, narsistik savunma mekanizmaları çöker. Politikacı doyurulmamış çocukluk ihtiyaçlarıyla çırılçıplak ortada kalır. Yaptığı her yanlışı sonuna kadar savunur bu nedenle ve kendi yok oluşunun fitilini ateşlemiş olur. Politikacı bir seçim yenilgisini bile bir zafer olarak sunar. Açık bir yenilgiyse seçimin sonucu, bu iktidar partisinin yaptığı hileler nedeniyledir kesinlikle. Ötekinin değersizleştirilmesi önemli bir narsistik başa çıkma mekanizmasıdır çünkü.

Reel sosyalizmin çöküşünden sonra, narsist toplumun yaratıcısı kapitalist sistem de çok kısa bir süre içinde iflasın eşiğine geldi. Hayatını harabeye çeviren de, yine kapitalist sistemin yarattığı insanın kendisi oldu. Sosyalizm, insanların aldıklarıyla yetinmemeleri nedeniyle çökmüştü, kapitalizm de insanların kazandıklarından daha fazla tüketmeleri nedeniyle başarısızlığa uğradı. Toplumsal bir hırs haline gelen daha çok, daha çok şeye sahip olup tüketme isteği tipik bir narsistik belirti olarak, politikanın özünü oluşturan yolsuzlukların doğal nedenidir. İçsel bir eksiklik olarak tezahür eden sevgi ve onay açlığı kapitalizmin insan hayatındaki doğal bir sonucudur. Bu ürkütücü boşluğu doldurma çabası olan daha fazla paraya, altına sahip olma hırsı maalesef nafile bir çabadır. Ruhsal yoksunluk hiçbir maddi varlıkla doyurulamaz çünkü. Bu nedenle kapitalizm paradoksal bir şekilde kendini tüketmeye ama tükenirken tek yaşam alanımız dünyayı da beraberinde yok etmeye mahkûmdur.