Şehirli erkeğin halleri...

Sıradan bir trafik kuralı ihlaline gösterdiği agresif tepkiden sonra bir insanın zihninde dönüp durabilecek düşünce ve kuruntular, ardından buna bağlı ortaya çıkan duyguları ve bedensel hastalık semptomlarını kurgusal bir şekilde hikaye etmeye çalıştım. Hepimizin başına gelebilir.

Son haftalarda psikoterapinin (psikiyatrinin değil) memleketimizdeki halini anlatmaya çalıştığım iki yazı yazdım. Geçen hafta ise uygar ülkelerde de, daha az düzeyde de olsa, benzer sıkıntıların yaşanabildiğini bilimsel bir dergiden alıntılarla göstermeye çalıştım. Bu hafta da aynı konuya devam edeceğimi yazmıştım ama inanır mısınız kendimden sıkıldım. ‘Bir Psikoterapi Mağdurunun Anıları’ kitabının yazarı Eyüp Turhan Reyhan’la bir söyleşi yapacağız ekibimle önümüzdeki günlerde. Bu söyleşiden nasıl yararlanacağımıza sonra karar vereceğiz. Ben bu hafta tekrar eski halime dönmek istiyorum. Gündelik hayat dertlerine.

 

ÇİZİMLER: ÖZGE EKMEKÇİOĞLU

Sıradan bir trafik kuralı ihlaline gösterdiği agresif tepkiden sonra bir insanın zihninde dönüp durabilecek düşünce ve kuruntular, ardından buna bağlı ortaya çıkan duyguları ve bedensel hastalık semptomlarını kurgusal bir şekilde hikaye etmeye çalıştım. Hepimizin başına gelebilir. Kimse doğrudan üzerine alınmasın. Alıntıladığım değil, kurguladığım bir öyküdür.

Trafikte en sağ şeritte seyir halindesiniz. Yanınızdaki koltukta oturan eşinizle oğlunuzun basketbol antrenmanı hakkında konuşuyorsunuz. Arka koltukta 9 yaşındaki kızınız iPad’iyle oynuyor. Arabanın radyosunda Joy FM açık, Justin Bieber’ın kızınızın en sevdiği şarkısı çalıyor. Her şey olabildiğince olağan. Dikiz aynasında bir BMW’nin emniyet şeridinden dörtlüleri yakmış bir halde yaklaştığını görüyorsunuz. Kaşlarınız çatılıyor, dikkatiniz dağılıyor, sohbete odaklanamıyorsunuz. Direksiyonu hafifçe sağa kırıp arabanızın yarısını emniyet şeridine geçiriyorsunuz ki, BMW geçemesin.

Haksızlıklara karşısınız, en azından bunu yapabildiğiniz için gurur duyuyorsunuz kendinizle. Eşiniz ne yaptığınızı fark ediyor, “Boş ver, bırak geçsin.” diyor. Bu arada arkadaki BMW selektör yapmaya başlıyor. Kan yavaş yavaş beyninize doğru yükseliyor, kesinlikle yol vermeyeceksiniz! Eşiniz endişeli, söylenmeye devam ediyor: “Metin, lütfen yine başlama. Bütün herkesi sen mi eğiteceksin? Hırlısı var, hırsızı var. Başımız belaya girmesin şimdi.”

 

Bu bardağı taşıran son damla. Avazınız çıktığı kadar eşinize bağırıyorsunuz. Arka koltuktaki kızınız, gözleri dolu dolu, köşesine siniyor.

Bütün akşamınız, geceniz rezil oldu işte. Konuşmadan geçen akşam yemeği ve herkes kendi köşesinde telefonuyla sessizce oynuyor. Akşam başınızı yastığa koyduğunuzda başlangıçta hâlâ kendinizi haklı görüyorsunuz. Ve eşinize kimsenin böyle davranmaya hakkı olmadığını, böyle davranarak herkesin hayatını tehlikeye attığını anlatmaya çalışıyorsunuz. Eşiniz gülümseyerek sarılıyor size. “Haklısın ama yine de daha sakin olabilirdin.” diyor. 

Eşinizin şefkati yavaş yavaş sakinleştiriyor sizi. “Haklı galiba.” diye düşünüyorsunuz. Bu size hep oluyor. Başkaları benzer durumlarla başka türlü başa çıkıyor. Bu tuzağa hep düşüyorsunuz siz. Evde de daha sinirli oldunuz. Olur olmaz şeye bağırıyor, hiçbir şeyi beğenmiyor, çocukların derslerine yardım ederken “Aptal!”, “Bu kadar basit bir soruyu nasıl anlamazsın!” gibi çıkışlarla ağlatıyorsunuz onları. Anneleriyle çalışmak istiyorlar artık.

Size güvenmeyen ve bölümdeki en ilgisiz adama en önemli projeleri veren yeni direktör geldiğinden beri daha çok oluyor bu öfke krizleri. Üstelik iş yerinde bunları dile getirmeye de çekiniyorsunuz. Zaten her zaman herkesle iyi geçinmeye çalışır, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmezsiniz. Direktörünüz toplantılarda sözünüzü olmadık yerde kesip konuyu değiştirdikçe, daha çok telaşa kapılıyor, daha da alttan alıyorsunuz. Sonra “Neden böyle davrandın ki? Pis yalaka!” diye söylenip duruyorsunuz kendinize.

 

Eşiniz çoktan uyudu. Sizinse uykunuz kaçtı bir kere. Son aylarda her iki gecede bir böyle oluyor. Ya uyuyamıyorsunuz ya da sabahın köründe gözleriniz fal taşı gibi açık dönüp duruyorsunuz yatakta. Uyu uyuyabilirsen bir daha. “Bugün nasıl geçecek?” kaygısıyla, gergin öyle bekliyorsunuz saatin 07.00 olmasını.

Karınızı da ihmal etmeye başladınız son zamanlarda. Geçenlerde şakayla karışık hayatınızda başka birinin olup olmadığınızı sordu, son iki aydır olduğu gibi sevişmeyi yine reddettiğinizde. Hiç içinizden gelmiyor ki. Göğsünüzde bir sıkışma hissettiniz. Onun nasıl başına buyruk bir kadın olduğunu biliyorsunuz çünkü. Sizden önceki partnerini de cinselliğin bitmesi nedeniyle terk etmemiş miydi? Yok canım, o kadar da krediniz yok mu yani karınızda? Üstelik iki gül gibi de çocuğunuz var.

“Yarın akşam onu yemeğe çıkarmalıyım. Ne zamandır da hediye almadım. Her şey nasıl da rutinleşti.” diye geçiyor aklınızdan. Karınız da aynı yakınlıkta değil zaten.

“Başka biri olabilir mi acaba hayatında? Yok canım! Nasıl zaman bulacak ki. İkimiz de koştur koştur eve geliyoruz işten çıkınca. Ama neden bazı sabahlar daha bir özenli hazırlanıyor ki? Eteğinin boyu biraz kısalıyor, topuklar uzuyor, göğüs dekoltesi biraz daha açılıyor. Allahım! Beni bu kadar seven karımdan bile şüphe eder hale geldim. Ne oldu bana?”

Belki de bu sıradan olayın psikodinamiğini incelemek, psikoterapinin sorunlarını tartışmaktan daha keyifli olabilir. Yine sıkılmazsam haftaya da bunu yaparız. Belki, kim bilir?