Şehirli erkeğin 'halleri'nin psikolojisi

Kızgın, haksızlığa uğramış çocuk modundan çıkamıyorsunuz bir türlü. Ama haklı olduğunuzu onaylayan kimse olmadığı gibi yanlış yaptığınızı söyleyen içselleşmiş ebeveyn modu da devreye giriyor işte yavaş yavaş...

Bu hafta geçen haftaki yazımda hallenen şehirli Türk erkeğini anlamaya çalışalım istiyorum.

Dikkat ettiyseniz oldukça normal bir insan tablosu çizmeye çalıştım. Bu şehirli erkeğin geçmişinde ağır travmalar yok. Klasik bir orta halli Türk ailesinde büyümüş. Baba ne çok ilgili, ne de çok ilgisiz bir adam. İşinde gücünde, alkol problemi yok, evde şiddet uygulamıyor. Mısır Çarşısı’na yakın bir yerde küçük bir dükkanı var. Evcil hayvan ve evcil hayvanlarla ilgili malzemeler satıyor. Hafta sonlarını bazen ailesiyle, bazen kendi arkadaşlarıyla geçiriyor. Ailesiyle geçirdiğinde pek de oğlu ve karısıyla ilgili değil. Kızdığı oluyor ama sık sık bizim şehirli erkeğe. Ne zaman neye sinirleneceği de pek belli değil. Aptal, salak lafları uçuşuyor böyle zamanlarda havada. Zamanla bunları pek ciddiye almamayı öğrendi. Karşılık vermeyip odasına kaçıyor böyle durumlarda. Babasının öfkesi de kısa sürüyor zaten. Yarım saat sonra hiçbir şey olmamış gibi her şey. Annesi ilkokul öğretmeni, çocuk doğduktan sonra çalışmayı bırakmış. Eviyle çok ilgili, çocuğunu seviyor, bunu gösteriyor da. Ama üzerinde çok yük var. Uzun süre kendi annesine bakmak zorunda kalmış. Bu nedenle oğluyla ilgilenemediği haftalar, aylar olmuş neredeyse. Yemeğini, üstünü başını hiç ihmal etmemiş ama oturup iki kelime konuşmaya fırsatlarının olmadığı olmuş. Yorgunluktan, zamansızlıktan. Sonra da suçluluk duygusuyla boğduğu olmuş sevgisiyle bizim şehirli erkeği.

Bir de kız kardeş var. Neşeli, girgin, kendini hemen herkese sevdiren. Kıvır kıvır saçlarıyla her girilen ortamda hemen dikkat çeken. Biraz kıskanmış kız kardeşini. Dikkat çekmek için zaman zaman ne yapacağını bilememiş, kız kardeşine hallenmiş. Saçını kesmiş mesela bir kere uyurken. Uzun süre anlatılıp utandırılmış bizim şehirli erkek bu yaptığı şeyden ötürü. Dersleri hep daha iyi olmuş kız kardeşin. Ama şimdi o ekonomik olarak daha iyi durumda. Kariyer olarak da. Sanat Tarihi okumuş kız kardeşi. O ise İşletme mezunu. Üstelik MBA de yapmış ardından. Bir finans şirketinde şirket alım satımlarıyla ilgili bir departmanda müdür. Önü açık. Beş yıl içinde partner olma ihtimali var. Kız kardeşi sanat dergilerinden birinde editörlük yapıyor üç kuruş maaşa. O destekliyor kız kardeşini arada. Gurur da duyuyor bundan.

Karısı, hızlı bir bekarlık döneminden sonra 30’lu yaşlarına geldiğinde bir doğum günü partisinde tanışıp hemen aşık olduğu bir kadın. Güzel. İki çocuktan sonra hâlâ güzel. Kendisinden dört yaş küçük. Bir bankada çalışıyor kredilendirme uzmanı olarak. Ne kısalacak, ne uzayacak bir kariyeri var karısının. Çalışkan, düzenli, titiz. İşi için çocuklarını ihmal etmiyor. Eve her gün gelen ama yatılı olmayan bir yardımcıları var. Haftada bir dışarı çıkmak istediklerinde geç vakte kadar evde kalabiliyor. Çocuklarla da arası iyi. Birçok arkadaşlarına göre şanslılar bu konuda.

Her ikisinin de politikayla pek ilgileri yoktu son yıllara kadar. CHP’ye oy atmak dışında. Ama onlar da ülkenin gidişatından endişeliler artık ve sohbetlerinin önemli bir kısmını ülkedeki politik sorunlar teşkil ediyor. Güneydoğu’da olan bitenlere akıl sır ermiyor. PKK’yla neden baş edilemediğiyle ilgili onların da yeteri kadar komplo teorileri var her şehirli CHP’li aile gibi. Türkiye’nin batısından her aile gibi yani. Çocuklar Doğa Koleji’ne gidiyor. Dersleri iyi. Oğlu kendisi gibi biraz kaygılı. Kızı başının çaresine bakacak gibi.

Şimdi gelelim bugüne.    

Orta halli kendi yağında kavrulan bir çekirdek ailenin ferdi olan Metin’in son zamanlarda uykusuzluk ve sinirlilik şikayetleri var. Geçen hafta anlattığım küçük bir kriz hali üzerinden, sıradan bir aile hayatında hiç de travmatik olmayan anne baba tutum ve davranışların kişinin günlük hayatındaki ilişkilerine nasıl yansıdığını göstermeye çalışacağım.

“Trafikte en sağ şeritte seyir halindesiniz. Yanınızdaki koltukta oturan eşinizle oğlunuzun basketbol antrenmanı hakkında konuşuyorsunuz. Arka koltukta 9 yaşındaki kızınız iPad’iyle oynuyor. Arabanın radyosunda Joy FM açık, Justin Bieber’ın kızınızın en sevdiği şarkısı çalıyor. Her şey olabildiğince olağan.”

Bir hafta sonu ailecek bir şeyler yapılmış, her şey normal gibi duruyor. Herhangi bir şemanız aktive olmadığı için sağlıklı erişkin modun hakim olduğu bir anı yaşıyorsunuz. Kafanızın arkasında tabii ki iş yerinde size yapılan haksızlıklar ve onunla ilgili bastırılmış öfke fokurdayıp duruyor.

“Dikiz aynasından bir BMW’nin emniyet şeridinden dörtlüleri yakmış bir halde yaklaştığını görüyorsunuz. Dikkatiniz dağılıyor, sohbete odaklanamıyorsunuz. Direksiyonu hafifçe sağa kırıp arabanızın yarısını emniyet şeridine geçiriyorsunuz ki, BMW geçemesin. Haksızlıklara karşısınız, en azından bunu yapabildiğiniz için gurur duyuyorsunuz kendinizle.”

Kendinize yapılan haksızlığı simgeleyen her türlü haksızlığa karşısınız. Babanız da hak etmediğiniz halde size kötü davranırdı sık sık ve siz küçük bir çocuğun çaresizliğiyle odanıza giderdiniz. İşyerinde yeni direktör sözünüzü kestiği halde hakkınızı savunamadığınız gibi, sinerdiniz. Şimdi fırsat geçti işte elinize ve BMW kullanan ve kurallara uymayan o sürücüye haddini bildiriyorsunuz. Hınzır ve yukarıdan bakan alaycı bir çocuk gülümsemesi yüzünüzde. 

 “Eşiniz ne yaptığınızı fark ediyor, “Boş ver, bırak geçsin.” diyor. Bu arada arkadaki BMW selektör yapmaya başladı. Kan yavaş yavaş beyninize yükseliyor, kesinlikle yol vermeyeceksiniz. Eşiniz endişeli, söylenmeye devam ediyor: “Metin lütfen yine başlama. Bütün herkesi sen mi eğiteceksin? Hırlısı var, hırsızı var. Başımız belaya girmesin şimdi.” Bu bardağı taşıran son damla. Avazınız çıktığı kadar eşinize bağırıyorsunuz. Arka koltuktaki kızınız gözleri dolu, köşesine sinmiş.”

Ama eşiniz sizi anlamıyor. Odanıza kapandığınız ve hırsınızdan yastıkları yumruklayarak ağladığınız akşamlarda annenizin gizlice gelip sizi teselli ederkenki halleri geliyor aklınıza. “Aman oğlum!” derdi anneniz, “Kızdırma şu adamı, akıllı çocuk ol, baban o senin hem, babaya küsmek olmaz, gel salona.” Anneniz sizi hiç anlamadığı için sinirlenir odanızdan kovardınız. Kızgın, agresif çocuk modunda bağırmaya başlıyorsunuz eşinize. Sizi anlamıyor işte.

“Bütün akşamınız rezil oldu işte. Sessiz geçen akşam yemeği ve herkes kendi köşesinde telefonuyla sessizce oynuyor. Akşam başınızı yastığa koyduğunuzda başlangıçta hâlâ kendinizi haklı görüyorsunuz. Ve eşinize kimsenin böyle davranmaya hakkı olmadığını, böyle davranarak herkesin hayatını tehlikeye attığını anlatmaya çalışıyorsunuz. Eşiniz gülümseyerek sarılıyor size. “Haklısın ama yine de daha sakin olabilirsin.” diyor.  Eşinizin şefkati yavaş sakinleştiriyor sizi. “Haklı galiba.” diye düşünüyorsunuz. Bu size hep oluyor. Başkaları benzer durumlarla başka türlü başa çıkıyor. Bu tuzağa hep düşüyorsunuz siz. Evde de daha sinirli oldunuz. Olur olmaz şeye bağırıyor, hiçbir şeyi beğenmiyor, çocukların derslerine yardım ederken “Aptal!”, “Bu kadar basit bir soruyu nasıl anlamazsın!” gibi çıkışlarla ağlatıyorsunuz onları. Anneleriyle çalışmak istiyorlar artık. Size güvenmeyen ve bölümdeki en aptal adama en önemli projeleri veren yeni direktör geldiğinden beri daha çok oluyor bu öfke krizleri. Üstelik iş yerinde bunları dile getirmeye de çekiniyorsunuz. Zaten her zaman herkesle iyi geçinmeye çalışır, yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmezsiniz. Direktörünüz sizin sözünüzü olmadık yerde kesip konuyu değiştirdikçe daha çok telaşa kapılıp daha da alttan alıyorsunuz. Sonra “Neden böyle davrandın ki? Pis yalaka!” diye söylenip duruyorsunuz kendinize.”

Kızgın, haksızlığa uğramış çocuk modundan çıkamıyorsunuz bir türlü. Ama haklı olduğunuzu onaylayan kimse olmadığı gibi yanlış yaptığınızı söyleyen içselleşmiş ebeveyn modu da devreye giriyor işte yavaş yavaş. Boyun eğmenizin sizin için daha doğru olduğunu kulağınıza fısıldıyor içselleşmiş anne modunuz. Ama siz bunu içselleşmiş anne olarak değil, kendi iç sesinizmiş gibi algılıyorsunuz. Kendinize kızmaya başladığınız, yaptıklarınızı aptalca bulmaya başladığınız evreye giriyor ruh haliniz. Annenize sinirlenmek kadar kolay karınıza sinirlenmek ve ona kızgın çocuk modunda bağırabiliyorsunuz. Oysa otoriteyi, babayı simgeleyen direktör karşısında “Boyun eğ!” diyen anne sesi daha etkili. Ama bu da “Aptal!” diye bağıran içsel baba modunu devreye sokuyor hızla. Erişkin modundan kızgın çocuk moduna, oradan içselleşmiş anne modunun dürtüklemesiyle agresif çocuk moduna, oradan içselleşmiş baba modu nedeniyle kendini suçlu hisseden çaresiz çocuk moduna ne kadar hızla geçiyorsunuz. Ve bu duygu geçişlerine hiçbir anlam vermeniz mümkün olmuyor. Hangisi gerçek siz?  

“Eşiniz çoktan uyudu. Sizinse uykunuz kaçtı işte. Son bir aydır her iki gecede bir böyle oluyor. Ya uyuyamıyorsunuz ya da sabahın köründe gözleriniz fal taşı gibi açık dönüp duruyorsunuz yatakta. Uyu uyuyabilirsen bir daha. “Bugün nasıl geçecek?” kaygısıyla gergin öyle bekliyorsunuz saatin 07.00 olmasını. Karınızı da ihmal etmeye başladınız son zamanlarda. Geçenlerde şakayla hayatınızda başka birinin olup olmadığınızı sordu, sevişmeyi son iki aydır yine reddettiğinizde. Göğsünüzde bir sıkışma hissettiniz. Onun nasıl başına buyruk bir kadın olduğunu biliyorsunuz. Sizden önceki partnerini de cinselliğin bitmesi nedeniyle terk etmemiş miydi? Yok canım, o kadar da kredisi yok mu yani karısında? Üstelik iki gül gibi çocuğunuz var. Akşam onu yemeğe çıkarmalıyım. Ne zamandır da hediye almadım. Her şey nasıl da rutinleşti. Karısı da aynı yakınlıkta değil zaten. Başka biri olabilir mi acaba hayatında. Yok canım! Nasıl zaman bulacak ki. İkimiz de koştur koştur eve geliyoruz işten çıkınca. Ama neden bazı sabahlar daha bir özenli hazırlanıyor ki? Eteğinin boyu biraz kısalıyor, topuklar uzuyor, göğüs dekoltesi biraz daha açılıyor. Allahım, beni bu kadar seven karımdan bile şüphe eder hale geldim. Ne oldu bana?”

Karınızın anlayışlı davranması biraz olsun teselli etti çaresiz küçük çocuk modunu ama gerginlik ortadan kalkmadığı için uykusuzluk baş gösteriyor yine. Son zamanlarda sık sık olduğu gibi. Sizin bütün hırçın tavrınıza rağmen size bu kadar iyi davranan karınıza karşı kendinizi kötü hissediyorsunuz. Terkedilme şemanız aktive oluyor birden. Siz küçükken babanız size bağırdığında ne çok çekip gitmek istemiştiniz. Ama nereye gidecektiniz ki. Oysa karınızı gidebilir. Üstelik bağırıp çağırmanın yanında, bir ilişkide olmazsa olmaz olanı da ihmal ettiniz son aylarda. Cinselliği. Terkedilmiş, yalnız çocuk modu kaygıyla kıvranıyor şimdi yatakta. Ya terk ederse beni. Şemanızın doğurduğu düşüncelerin doğruluğunu sorgulamaya bile gerek duymadan gerçekliğine inanıyorsunuz ve korku kaplıyor içinizi. Bir şeyler yapmalısınız. Yemeğe çıkmak, hediye almak. Bir şekilde gönlünü almalısınız eşinizin. Birden çocuklarınız, yıllardır süren evliliğiniz geldi aklınıza. Ve karınızın sizi terk etmesinin haksızlık olduğunu düşündünüz. Yavaşça kızgın çocuk modu geri döndü ve kuşkuyla karınızın bazı davranışlarını kıskançlık çerçevesinde yorumlamaya başladınız. O zaten aldatıyor olabilir sizi.

Yine de şimdilik sakinleştirebiliyorsunuz kendinizi. Erişkin modunuz bazen dümeni eline alabiliyor. Ama nereye kadar?      

 

http://www.radikal.com.tr/150271815027181

YORUMLAR
(1 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

ŞEHİRLER BÜYÜDÜKÇE, ŞEHİRLİLER DAHA ÇOK ÇILDIRACAK - zongur

Değerli Alper bey; orta halli bir şehirlinin psikolojisini mekemmel bir şekilde analiz etmişsiniz. Ve buna ilave olarak, devlet yönetimlerinin siyasal politikaları neticesinde, Şehirlerin nasıl ve niçin yaşanacak yerler olmaktan çıkarıldıkları üzerindeki psikolojiyi de incelediğimizde, daha kapsamlı olacağını düşünüyorum. Özet olarak şunu belirtmeliyim ki, Kariyerizm ve Politik insan EGOİZMİ tüm rahatsızlıkların temel kaynağını oluşturmaktadır. Belki de öncelikli olarak Kişi EGOİZMİ üzerinde daha çok tartışmalıyız. Selamlar.