"Sende kalan eşyalarım..."*

Bir arkadaşım, ayrıldığı sevgilisinin teknede kalan giysilerini dört aydır kapının yanındaki kolide tutuyor, gönderemiyor. Kolay değil nokta koymak...

Dolabın kapağını açtıkça gömleklerimin arasına sıkışmış yazlık elbiseni görüyorum, görmezden gelmeye çalışarak. O elbiseyi giyerken sırtından dökülen ipeğin hışırtısı… Seni bir daha dolabın önünde telaşla dolanıp, “Giyecek hiçbir şeyim yok!” diye söylenirken göremeyeceğim.

Aradın ve bende kalan eşyalarını istedin. Kütüphanenin üstündeki küçük heykelcik, oturmuş, ayak tabanına batmış kıymığı çıkarmaya çalışıyor. Biz birbirimize çok battık, en azından o heykelcik bir sembol olarak bende kalsaydı. Belki sen de aynı düşünceyle geri istiyorsun. Kıymığı çıkardıktan sonra, unutup, rahatlayıp çıplak ayakla koşmamak için bir daha…

Saçlarını açmak için kullandığın geniş tarağı anımsamıyorsun sanırım. Makyajını silmek için kullandığın küçük pedleri de… Bir arkadaşım, ayrıldığı sevgilisinin teknede kalan giysilerini dört aydır kapının yanındaki kolide tutuyor, gönderemiyor. Kolay değil nokta koymak… Sen istedin ama bir anlamda benim işimi kolaylaştırdın. Sanma canım yanmadı…

Ne çok ayrıldık son bir yıl içinde… Bu defa son diyerek. Sonra özlem duygusuyla neden yapamadığımızı unutmayı seçip birbirimizi arayarak. En zoru geceler. Senin telaşlı adımlarla odadan odaya geçişlerin. Soğuk havalarda bana söylene söylene cam kenarında titreyerek sigara içmen. Dizlerini göğsüne çekip ayak parmaklarınla oynaman. Pijamanın altından gözüken incecik ayak bileklerin.

Şimdi boylu boyunca uzanıyorum televizyonun karşısındaki koltuğa. Uykum geldiğinde yatak odasına bile geçmiyorum çoğunlukla. Battaniyeyi üzerime çekiveriyorum üşürsem. Sıcağı hiç sevmem zaten, bilirsin.

“Sende kalan eşyalarımı ne zaman alabilirim?” diye bir SMS attın geçen Pazartesi saat 18.19’da. Kalbimin kötü kötü çarptığını hissettim. Gözlerim doldu, “Peki” dedim içimden. Sonra kızdım. Bu cumartesi kendim getireceğim sana eşyalarını, büyükçe bir kolinin içinde. Bina kapısının giriş şifresini hâlâ anımsıyorum. Kapının önüne bırakıp gideceğim.

Çöp poşetini bırakmak için kapıyı açtığında koliyi göreceksin. Önce bir şey hissetmeyeceksin. Cam şişeler ve heykelcik kırılmış mı diye bakacaksın refleksle. Tam o sırada benim canım acıyacak. Senin canının acıması çok sonra. Kendini uyutmak için yorgandan çıkardığın ayaklarını sağa sola sallarken gelecek.

Tomris Uyar bir kahramanının, heyecanlandığında incecik terleyen sümük çizgisinden bahseder. Erkeğe o sümük çizgisini öptürür. Turgut Uyar da “Aslolan mutsuzluktur” der. Ancak mutsuz bir erkek kadınının sümük çizgisinin tadını merak eder. Ayak bileğinin avucumda bıraktığı sertliği özlemek...

İşten çıktıktan sonra uğramayı alışkanlık haline getirdiğim o sosyetik barda yakalardın beni. “Nerdesin?” diye sorardın, anladığın halde arkadan gelen müzik ve insan gürültüsünden. Birinci ‚taze sıkılmış nar apple votka‘mın yarısında. Nerede olduğumu söyler, “Gelsene“ derdim, canının sıkıldığını bile bile. Ben de senden kaçmaya başlamıştım di mi? İtiraf etmiyorduk yalnızca birbirimize. Aklımızda ayrılık planları, çocukça sür(ün)dürme taktikleri...

“Gelmem, kıyafetim uygun değil” derdin. Şaşardım, çünkü çok güzeldin. Üstünde ne olursa olsun, herkes sana hayran olurdu. Bunu bilirdim. İkimiz de mutsuzduk. Sen kendine çirkin, ben kendime “Kim beni ne yapsın?” gelirdik.

Ayrılıklar hep aynı. Ayrıldıktan sonra yaşananlar da. Sen bir gün “Yeter!” deyip birine gideceksin, ben birine “Peki, gel” diyeceğim. Ve kısacık bir süre sonra şaşırıp kalacağız, o çektiğimiz acının yoğunluğuna. “Nasıl yine aynı tuzağa yakalandım ki, bunca hayat tecrübeme rağmen?”

Ben bütün bu olanların psikodinamik ve nörobiyolojik açıklamalarını yapıp kendimi rahatlatsam da yeni bir ötekinin varlığı olmadan senin hayalin koltuğun sana ait köşesinde oturmaya devam edecek. Ayağındaki kıymığı bir türlü çıkaramayan genç erkek heykelciğiyse çoktan senin evinin mutat bir köşesinde yerini almış olacak.

Bende kalan eşyalarını aldın. Ya tenimde kalan tadını ne yapacaksın?

*Bir zamandır yazmaya koyulduğum kısa öykülerden birini yayımlamak istedim bugün Sevgili Okur. Otobiyografik bir malzeme arama!