Suçluluk duygusunun verdiği haz...

Hiçbir şeye yetişemiyorum ve her şey yarım kalıyor. Hayat gibi aslında. Belki de zaten bu kadardır. Her şey henüz bitmediği ve yetiştirilemediği için güzeldir.

O kadar çok şey yapmak istiyor ve yapamadığım için öyle çok suçluluk duyuyorum ki.

Şu an bitirilmeyi bekleyen yarım 4 kitap var. Bir tanesi bundan iki sene önce 53 yaşında kaybettiğim sevgili abim dermatoloji profesörü Dr. Aydın İşçimen’le ortak projemizdi. Dermatolojik hastalıkların birçoğu öyle ya da böyle ruhsal rahatsızlıklarla ilgili oluyor. Dünyanın birçok üniversite hastanesinde psikodermatoloji klinikleri var. Biz de bundan yola çıkarak deri hastalıklarında kognitif davranışçı terapi diye bir kitap yazmaya oturduk. 250 sayfa kadar yazdık da. Ama Aydın Abimin vefatı kitabın yarım kalmasına neden oldu. Ama o kitabın bitirilip Aydın İşçimen’in anısına yayımlanması benim için farz artık.

Bir başkası benim özellikle ilişki sorunlarında kullandığım şematerapi ekolünün bizim kültürümüze modifiye edilmiş halinin yazımı. Bir psikolog arkadaşımla birlikte giriştiğimiz bu kitap projesi için de elimizde ham halde 150-200 sayfalık bir metin var. Bu kitapta amacımız hem şematerapi öğrenmek isteyen psikoterapist ve psikiyatrlar için bir kullanım kilavuzu oluşturabilmek, hem de terapiye gelen danışanlar için bir kendine yardım ve terapiye eşlik kitabı oluşturabilmek.

Bir başka kitap projesi de depresyonla ilgili bir terapi el kitabı. Onunla ilgili de yazılmış, düzeltilmiş 250 sayfa kadar bir metin var. Depresyona bağlanma teorisi ve kognitif teori bağlamında yaklaşıp kognitif davranışçı bir terapi kılavuzu oluşturabilmek istiyorum.

Panik bozukluk en çok karşılaştığımız ruhsal hastalıklardan biri. Panik bozukluğun kognitif davranışçı terapi ve farkındalık ve kabul stratejileriyle tedavisi hakkında bir kitap yazmak da yine bir psikolog arkadaşımla giriştiğimiz başka bir proje.

Narsizmle ilgili bir kitap zaten olmazsa olmazı benim terapist misyonumun. Tarihsel ve sosyolojik gelişimiyle birlikte inceleyip bireysel, ilişkisel ve toplumsal düzlemlerde ne gibi sonuçlara yol açıyor? Narsistik kişilik örgütlenmesi nasıl bir terapiden fayda görür? Narsistlerle yaşayan insanlar bu durumla nasıl başa çıkabilir, kendi ruh sağlıklarını nasıl koruyabilirler? Yanıtlamak istediğim sorular.

Ama bir de günlük gerçekler var. Her gün çalışmak lazım, çünkü mirasyedi değilim. Onun dışında ben her gün saatlerce psikoterapi yapmazsam kendimi yasamamış hissederim. Yine her gece en az bir saat kitap okumazsam eksik kalmışımdır.

Boşanmış bir erkek olarak çoğunlukla hafta sonları çocuklarımla zaman geçiriyorum. Birlikte olduğumda o kadar özlemiş oluyorum ki başka hiçbir şeye zaman ayırmak istemiyorum. Anneleri de onları çok şımarttığım için bana kızıyor. Hatta 9 yaşındaki oğlum babamda her şey serbest ben onunla yaşayacağım diye kapris yapmış geçenlerde. Neyse tepesine binerek hizaya getirdim onu. Kızım başındaki sivilceleri yolmaya başlayıp kendisini kimsenin sevmediğini iddia etmeye başlayarak ergenliğe ilk adımlarını attı bu hafta, sağ olsun.

Onların sporları için cumartesi sabahları okullarına gidip basketbol ve voleybol antrenmanını huşu içinde iPhone ya da iPad’leriyle kameraya çeken anne-babaların arasında 3 saat gazete okumak kutsal bir babalık görevi olarak orada duruyor. Sonra o doğum günleri! Her doğum gününde büyük coşku duyuyor gibi yapıp tanışıp tanışmadığımı anımsamadığım anne-babalarla açık vermeden sohbet etmeye çalışmak.

Ve tabii ki ülkemizin eğlenceli hali. Bir seanstan öbür seansa kadar (max. 60 dak.) değişen Türkiye’ye yetişmeye çalışmak. Her gün yeni bir Türkiye’ye uyanmak. Bütün bunları takip etmek için yeniden gazete ve soyal medyayı izlemek de en az bir saatimi alıyor.

Bir de ben sosyalleşmeyi, dostlarımla oturup iki lafın belini kırarken birkaç yudum içmeyi de çok severim.

Hiçbir şeye yetişemiyorum kısacası ve her şey yarım kalıyor. Hayat gibi aslında. Belki de zaten bu kadardır. Her şey henüz bitmediği ve yetiştirilemediği için güzeldir. Yetişememenin ve bitirememenin, hiçkimseye yetmememin suçluluk duygusu galiba beni ayakta tutan ve besleyen. Yine de ben vaat etmeye ve insanları bu anlamda hayal kırıklığına uğratmaya devam edeceğim gibime geliyor. Danışanlarım hariç.