Türk ulusu suçludur!

türk halkı, ne 1915'te katledilen Ermeniler ne de Güneydoğu'da öldürülen Kürtler için ses çıkarmıştır. Türk insanının hep haklı gerekçesi olmuştur susmak ve göz yummak için.

Karl Jaspers, Alman felsefesinin en önemli düşünürlerinden biridir. Fransız Varoluşçular Sartre ve Camus gibi, aslında çok iyi olmayan romanlar üzerinden değil (‘Yabancı’yı bir istisna olarak kenara koyuyorum), doğrudan yazdığı felsefe kitaplarıyla Varoluşçu felsefenin Heidegger’le birlikte ana metinlerini yazmıştır.

Jaspers bir hekim olup Heidelberg’de tıp fakültesini bitirdikten sonra psikiyatri konusunda uzmanlaşmaya karar vermiş ve bitirme tezini psikopatoloji alanında yazmıştır. İlk baskısı 1913 yılında yapılan Genel Psikopatoloji kitabı psikopatolojik fenomen ve sendromların ilk kez bu kadar sistematik olarak tanımlandığı bir eser olarak bugüne kadar önemini korumuştur.

Psikiyatri ihtisası bittikten sonra psikiyatri kliniğinde yer bulamamasından ve bu arada güzel bir Yahudi kızıyla evlenmiş olmasından dolayı acil para kazanma ihtiyacı doğmuş, o da kendisine teklif edilen üniversitenin felsefe bölümündeki psikoloji kürsüsünde çalışmayı kabul etmiş ve eserlerini felsefe alanında vermiştir.

Ari bir Alman olarak bir Yahudiyle evlenmiş olması, Hitler’in iktidara gelmesiyle birlikte Jaspers’ın hayatını allak bullak etmiştir. Önce ders vermesi engellenmiş, sonra yeni kitap yayımlayamaz olmuş, kitaplarının yeni baskılarına izin verilmemiş ve en sonunda işinden de olarak karısıyla birlikte karnını bile doyuramayacak kadar kötü şartlarda yaşar hale gelmiştir. Yahudi katliamıyla ilgili bütün işaretler ortada olmasına ve kayınbiraderi onu devamlı uyarmasına rağmen, o bütün bu olacaklara inanmamış, Alman ulusunun böyle bir şeyi yapmayacağını düşünerek, yaşadığı şehirde kalmaya devam etmiştir.

Karısı, Jaspers’ın başına gelenlerden kendisini sorumlu tuttuğu için ona defalarca boşanmayı teklif etmiş, Jaspers bunu şiddetle reddetmiştir. Ama ne kendisini kurtarmak için bir şey yapmış ne de olan bitene muhalif bir tavır sergileme cesareti gösterebilmiştir. Birlikte intihar etmeyi bile düşünmüşler ve öldürücü dozda uyku ilacını dahi ayarlamışlardır.

Bertolt Brecht’in bir şiiri vardır:

“Naziler önce komünistleri tutukladılar;
Komünist değilim diye ses çıkarmadım.
Sonra Yahudileri tutukladılar,
Yahudi değilim dedim, sesimi çıkarmadım.
Sosyal demokratları tutukladılar,
Savunmak bana mı kaldı dedim, sesimi çıkarmadım.
Sıra bana geldiğinde…
Etrafta tutuklanmama ses çıkaracak kimse kalmamıştı!”

Karl Jaspers ve karısını ölümden Amerikan birliklerinin Heidelberg’e girmesi kurtarmıştır. Jaspers da bir konuşmasında “Bir Alman olarak Almanlar tarafından öldürülmekten Amerikalılar tarafından kurtarılmış olmanın hicap” duygusundan bahseder.

Savaştan sonra üniversitelerde reform yapması için onu görevlendirirler. Üniversitede kalıp da Nazizme bulaşmamış tek bir kimse bile kalmadığını fark edip hayal kırıklığı içinde istifa eder ve İsviçre’nin Basel şehrine yerleşir. Bir süre sonra Alman tabiyetinden de çıkar.

Sonraki çalışmalarının odak noktası toplumsal suç kavramıdır: “Bir şeyin yanlış olduğunu bildiğiniz halde size ucu dokunmadığı için ses çıkarmıyor ve susuyorsanız, siz de bu suça iştirak ediyorsunuz demektir. Bu nedenle Alman ulusu suçludur!” diye yazar bir eserinde. Gezi olaylarında ve daha sonraki süreçte hayatını kaybedenler, özellikle 15 yaşındaki Berkin Elvan için kitlelerin sokağa dökülmesi kadar normal bir şey yoktur. Cenaze töreninde ortaya çıkan olaylar sırasında can veren Burakcan Karamanoğlu’nun ölümü de en az Berkin Elvan’ınki kadar acı veren, insanı ülkenin geleceği açısından kaygılandıran ölümlerdir. Ama Türk halkı, ne 1915’te katledilen Ermeniler ne de Güneydoğu’da öldürülen Kürtler için ses çıkarmıştır.

Ayşe Kulin canlı yayında “Bizim Ermenileri kesmek için haklı nedenlerimiz vardı” diyebilmiş, Kürtlerse ülkeyi bölmek istedikleri için zaten ölümü hak etmişlerdir. Türk insanının hep haklı gerekçesi olmuştur susmak ve göz yummak için.

Bu nedenle şu an sokaklarda olmakta ne kadar haklı olsa da Türk ulusu suçludur!