12 Eylül'ün kapattığı­ 17 partiden biri

TESAV Başkanı Erol Tuncer, yakın tarihimizdeki seçimlerle ilgili kitap dizisinden sonra CHP'nin 1992'deki yeniden açılışını anlatıyor.

Kıdemli siyasetçi ve yazar Erol Tuncer, ülkemizin yakın siyasi tarihiyle ilgili araştırmalarına yeni bir eser daha kattı. 1980 sonrasındaki askeri yönetimin o zamana kadarki siyasi partileri kapattığı sürecin son bölümünü, kendi anılarına dayanarak yazdı.

Erol Tuncer, 1980’de 12 Eylül darbesi oluncaya kadar CHP’nin milletvekili ve parti genel yönetim kurulunda genel sekreter yardımcısıydı.
Parti Genel Başkanı Bülent Ecevit, Genel Sekreter Mustafa Üstündağ’dı. CHP’de o zaman genel başkan yardımcısı yoktu. Dört genel sekreter yardımcısı, bir sayman ve 14 genel yönetim kurulu üyesi vardı.

Ben de genel sekreter yardımcılarından biriydim. 12 Eylül’de Ankara’daki öteki siyasi partilerle birlikte bizim partimizin başına gelenleri ben de unutmadım. Erol Tuncer’in kitabını okurken onları yeniden hatırladım. Tabii, 17 siyasi partinin 12 Eylül 1980’de tüm faaliyetleri yasak edilip binalarına el konulduktan sonra, 16 Ekim 1981’de resmen kapatıldığı günü de... O 17 partinin 1992’de yeniden açılmasına imkân veren kanunun çıkışını da...

Kanun, kapatılan partilerin yeniden açılması için kurultaylarını toplama görevini ve yetkisini son genel yönetim kurullarına veriyordu.
Kanuna göre, kurultayın kararı, ya ‘partimizi yeniden açıyoruz’ kararı, olabilirdi, ya da ‘Açmıyoruz. Malvarlığımızı şu partiye veriyoruz’ kararı olabilirdi.

Kanunun bu iki seçeneği koymasının nedeni şuydu: 1981’de kapatılan partilerin yerine artık yeni partiler kurulmuştu. Eski siyasetçilerin yasakları da kalktığı için onlar o partilerde yeniden görev alabilmişlerdi.

Örneğin; kapatılan Adalet Partisi’nin (AP) Genel Başkanı Süleyman Demirel’di. Ama o artık yeni kurulan Doğru Yol Partisi’nin (DYP) Genel Başkanı’ydı.

AP’nin üyelerinin büyük bir kısmı da, Demirel’le birlikte o partide toplanmıştı. Adalet Partisi’nin isminin de fazla bir özelliği yoktu. O parti eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın ve Menderes’in partisi Demokrat Parti’nin kapatılması üzerine onun uzantısı olarak kurulmuştu. AP kapanınca onun yerine geçen DYP’nin durumu da aynıydı. AP’nin kendini feshedip malvarlığını DYP’ye devretmesi, eski AP’liler için uygun bir formüldü.

CHP’nin durumu başkaydı. Çünkü CHP kapatılınca yerine kurulup yaşamını devam ettirebilen parti sayısı birden fazla olmuştu. Erdal İnönü’nün başkanlığındaki SHP ile Bülent Ecevit’in başkanlığındaki DSP birbiriyle rakip halindeydi. CHP kurultayı yeniden açılma kararı alırsa onların ikisini de içine alabilecek bir parti haline gelmeyi denemek durumundaydı. Ayrıca CHP’nin adının özelliği hepsinden de önemliydi. Cumhuriyet’in kurucu partisiydi.

Sonuçta, AP birinci seçeneği tercih edip kendini feshetti. Malını DYP’ye devrederek ona fiilen katılmış oldu.

CHP ise “Ben açılma kararı alıyorum. Öteki partilerle CHP adı altında birleşmeye çalışacağım” dedi...

* * *

Şimdi ben bu gelişmeyi birkaç paragrafta yazdım ama, bu o kadar kolay olmadı.

11 yıllık bir aradan sonra açılan partinin son kurultay delegelerinin görüşleri arasında farklar vardı. Onlar arasındaki tartışmalar kolay kolay bitmedi.

Erol Tuncer ‘CHP’ninYeniden Açılış Öyküsü’ adındaki kitabında, işte 90 yıllık tarihin kısa, ama tartışmalı bir bölümünü ayrıntılarıyla anlatıyor.
Kitap, başkanı bulunduğu TESAV (Toplumsal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı) yayınları arasında yayımlandı. TESAV şimdiye kadar ülkemizdeki tüm seçimlerle ilgili en kapsamlı bilgileri içeren kitap dizisinin de yayıncısı...

Almanya’da 150’nci yıl...



Dostum Tarhan Erdem, Erol Tuncer’in kitabıyla ilgili yazısında, CHP içinde o zaman da var olan, şimdi de zaman zaman ortaya çıkan görüş ayrılıklarına ve tartışmalara bakarak ‘CHP mi, yeni bir parti mi?’ sorusunu ortaya atıyor.

Bu soru, benim 60 küsur yıldan beri, kim bilir kaç defa işittiğim bir sorudur ki, bence cevabı ‘CHP’dir.

‘Yeni bir parti’ cevabının tarih içinde de örnekleri çoktur. Bugün, GP, CP, CGP, BP gibi kısaltmaların açılımını kim hatırlıyor? Hepsi, CHP’nin çok deneyimli politikacıları tarafından, CHP’nin yönetimini beğenmedikleri için, kurulmuşlardır.

CHP’nin 1981’de, öteki partilerle birlikte kapatılmasından sonra kurulan Halkçı Parti, SODEP, DSP gibi partiler, doğal olarak daha uzun süre yaşamışlar ve başarılı olmuşlardır. Ama sonra, yüzde 10 barajı da etkisiyle, aralarında birleşmek veya başka partilerle güçbirliği yapmak durumunda kalmışlardır.

Ama bunu sadece yüzde 10 baraj açısından değil, başka ülkelerde de var olan ‘büyük partiler’in gerçekleri açısından da düşünmek gerekir.

‘Büyük parti’ dediklerimiz, daha az sayıdaki seçmen gruplarına hitap edecek yüzde 7’lik, yüzde 8’lik oy oranlarıyla yetinen partilerin dışında, halkın geniş kesimlerinden oy alıp birinci, ikinci parti olmayı hedefleyen partilerdir. Onların hepsinin içinde belirli konularda görüş farkları, anlaşmazlıklar, tartışmalar vardır. Varlıklarını farklı görüşler ve hedefler arasında ortak paydalar oluşturarak sürdürürler.

Bunu başardıkları ölçüde, seçimlerde de başarılı olurlar... Ayrıca o tartışmalar ve arayışlar onların tarih içinde, çağın gereklerine uygun gelişmeler göstermelerine, değişimler geçirmelerine yardımcı olur.

Örnek: İki gün önce Alman Sosyal Demokrat Partisi, 150’nci yıldönümünü kutladı. 1863’te Alman İşçi Birliği adıyla kurulmuştu. İlk programları Marx’tan, Engels’ten etkilenmişti. Zaman içinde demokrasiyi ön plana çıkarmış, 1959’da Bad Godesberg programıyla kendisini sosyal demokratların ‘halk partisi’ haline getirmiş, 2007’de çağın ihtiyaçlarına daha fazla cevap veren yeni bir programla bir değişim daha geçirmişti. Şimdi ana muhalefet partisi olarak görevini sürdürüyor. Önümüzdeki eylüldeki genel seçime hazırlanıyor.

Özetle: CHP yerine yeni parti arayışına girmek yerine, CHP içindeki tartışmaları daha yapıcı hedeflere yöneltmenin ve partiyi güçlendirmenin yolunu aramalı...