12 Mart'ın yıldönümü

12 Mart denilince, önce, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'a Allah'tan rahmet dileyelim...

Dün 12 Mart’tı. TRT’nin saat 13’teki haber bülteninde ‘12 Mart Muhtırası’nın okunduğunun 42’inci yıldönümüydü. Dün kitaplardan yeniden baktım. Muhtıra, o zamanki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç ile Kuvvet Komutanları Orgeneral Faruk Gürler (Kara), Orgeneral Muhsin Batur (Hava) ve Oramiral Celâl Eyicioğlu (Deniz) tarafından Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a verilmişti. Üç cümleden ibaretti. Son cümlesi şöyleydi:

“Bu husus süratle tahakkuk ettirilmediği takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri, kanunların kendisine vermiş olduğu ‘Türkiye Cumhuriyetini koruma ve kollama’ görevini yerine getirerek, idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır. Bilgilerinize...”

Son cümlede ‘bu husus’ diye ifade edilenler, ilk iki uzun cümledeydi. Onların özeti de şuydu:

1) Parlamento ve hükümet ülkemizi; anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuştur.
2) Bu durumu Meclislerimiz (Millet Meclisi ile Senato) partiler üstü anlayışla değerlendirmeli, anarşik durumu giderecek, Anayasa’nın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümet, demokratik kurallar içinde kurulmalıdır...

* * *

Sonrası, zaman sırasıyla şöyle:

Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, görevinden istifa etti. Cumhurbaşkanı Sunay, hükümet kurulması için temaslara başladı. Bakanların çoğu partiler dışından olacaktı ama, hükümete Adalet Partisi’yle CHP de üye verecekti.

Askerlerden gelen bu öneriyi Demirel’in Adalet Partisi kabul etti. Turhan Feyzioğlu’nun başkanlığındaki Cumhuriyetçi Güven Partisi de aynı şekilde davrandı.

CHP’de ise görüş ayrılığı çıktı. Genel Başkan İsmet İnönü, buna geçici olarak razı olurken, partinin genel sekreteri Bülent Ecevit karşı çıktı ve görevinden istifa etti.

Sonuçta, CHP’den ayrılıp bağımsız olan Prof. Nihat Erim’in başkanlığında üç partiden de bakanların bulunduğu, fakat çoğunluğu partisizlerden oluşan 25 üyeli bir hükümet kuruldu. Adı ‘Reform Hükümeti’ oldu. Meclis’te de 321 oyla güvenoyu aldı. 74 üye oylamaya katılmamıştı. 3 üye çekimser kalmıştı. Aralarında Bülent Ecevit’in de bulunduğu bir kısım CHP’li red oy vermişti. Red oyları 49’du.

Hükümet, kısa bir süre sonra, askerlerin isteğiyle -Ankara, İstanbul, İzmir dahil- 11 ilde sıkıyönetim ilan etmek zorunda kaldı. Ve ülkede artık, hükümetten çok askerlerin dediği olmaya başladı.

* * *

12 Mart’ın askerler tarafından muhtırayla ilan edilen ‘resmi gerekçe’sinin perde arkasındaki olaylar üzerinde daha sonra anılar yazıldı, belgeler yayımlandı.

Bunlara göre, 12 Mart’tan üç gün öncesine kadar, ordudaki bir grup subay, herhangi bir muhtıraya gerek duymadan, idareye ‘doğrudan doğruya’ el koymak için anlaşmışlardı. Faruk Gürler ile Muhsin Batur’la da konuşmuşlardı. Onların da desteğini aldıklarına inanıyorlardı.
Planı gerçekleştirme günü olarak da 9 Mart’ı belirlemişlerdi. Fakat o gün Gürler ve Batur’un, doğrudan müdahale yerine muhtırayı tercih ettiği anlaşıldı ve olaylar değişti.

‘9 Mart planı’ diye anılan planı hazırlayanlar 12 Mart hareketiyle birlikte emekliye ayırıldılar. Orduyla ilişkileri kesildi. Bu yanıyla 12 Mart, ‘12 Martçılar’ tarafından ‘asıl darbeyi önleme darbesi’ diye savunuldu...

O ‘darbeyi önleme darbesi’nin sonuçlarına gelince... ‘Muhtıra’cılar, Türkiye’de ‘sol’ namına ne varsa hepsini hedef aldı. Sadece ‘yasadışı’ sayılan belirli örgütleri değil, baştan beri legal bir parti olarak çalışan, seçilmiş parlamenterleri bulunan Türkiye İşçi Partisi dahil, işçilerin, öğretmenlerin sendikaları, dernekleri dahil... ‘Sol’ diye bilinen gazeteler, dergiler, kitap evleri dahil...

Askeri hapishaneler, ‘solcudur’ denilen yazarlar, sanatçılar, öğretmenler, işçilerle dolduruldu.

Soğuk Savaş döneminin 1969 yılında bütün dünyadaki gibi Türkiye’de de, daha iyi bir dünya arayışı içinde ortaya çıkan gençlik hareketlerine gelince... O hareketler sırasında hapse giren ve mahkûm edilen gençlerden hepimizin aklına gelen üç isim belli: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan...

Dünyadaki akranları gibi özgürlük, adalet ve eşitlik arıyorlardı.Siyasi amaçlarla cebir ve şiddet kullanmak bir yana, kimsenin canına, malına zarar verecek bir harekete girişmemişlerdi. O 12 Mart döneminde ‘Siz darbe yapmaya teşebbüs ediyorsunuz’ diye ölüme mahkûm edildiler ve öldürüldüler..

‘12 Mart’ denilince, önce onları rahmetle analım.