146 yıllık eğitim kurumumuz: Mülkiye

Bugün Mülkiye'nin 146'ncı kuruluş yıldönümü. Tabii artık resmi adı Mülkiye değil. Çoktan beri, Siyasal Bilgiler Fakültesi... Fakat mezunlarının çoğu onu hâlâ 'Mülkiye' diye anarlar.

Bugün Mülkiye'nin 146'ncı kuruluş yıldönümü. Tabii artık resmi adı Mülkiye değil. Çoktan beri, Siyasal Bilgiler Fakültesi... Fakat mezunlarının çoğu onu hâlâ 'Mülkiye' diye anarlar.
Ben de o mezunlardan biriyim. Ayrıca bu yıldönümü benim ve benim durumumdakiler için daha da önemli. Çünkü bu yıl, fakülteyi bitirişimizin üstünden 50 yıl geçmiş. Bize '50'nci yıl mezunları' olarak plaket verilecek. Eşim Aysel Öymen'e de...
O da benimle aynı yıl mezun olanlardan.
O yüzden Ankara'dayız. Akşam üstü fakültede yapılan törene katılacağız. O arada, bizim dönemden arkadaşlarımızla buluşacağız.
Benim 'Mülkiye'ye girişim, onların çoğundan iki yıl önce. Aysel dahil büyük kısmı, 1951'de girmişlerdi, benimki 1949'da.
O iki yıllık gecikmenin başlıca nedeni de, öğrenciliğim sırasında gazeteciliğe başlamam.
Gazetecilikte biraz ilerledikten sonra bir ara "Artık mesleğim de var. Fakülteyi bitirmesem ne çıkar?" havasına bile kapılmıştım. Aklımın başıma gelmesi, iki yıl sürdü.
(Ama hemen ekleyeyim: Gazeteciliğe erken başlamamdan hiç şikâyetçi değilim. O sayede, çok sevdiğim bir iş, kalıcı mesleğim haline geldi. Gene bu ay bu mesleğe başlayışımın 55'inci yıldönümünü kutlayacağım.)
* * *
Mülkiye, ülkemizin en köklü eğitim kurumlarından biri. 1859'daki başlıca kuruluş amacı, devlete yönetici nitelikleri taşıyan memur yetiştirmek. Zaman içinde öğretim programları gelişmiş, yetiştirilmek istenilen memurların görev yerleri somutlaşmış... Cumhuriyet döneminde, bir 'yeniden yapılanma' dönemi geçirilmiş ve Mülkiye, 'Siyasal Bilgiler Okulu' adını alarak, İstanbul'dan Ankara'ya nakledilmiş.
1949'da da adı hâlâ öyleydi. Rozetlerimizin üzerinde, kimlik defterlerimizin kapaklarında 'SBO' harfleri bulunurdu.
Siyasal Bilgiler Okulu, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı bir yüksekokuldu. Zaten Ankara'daki yükseköğretim müesseselerinin çoğu da öyleydi. Ankara Üniversitesi daha yeni kurulmuştu (1946'da). Fakülteleri, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Hukuk Fakültesi, Tıp Fakültesi ve Fen Fakültesi'nden ibaretti.
Siyasal Bilgiler Okulu'nun da fakülteler arasına katılması isteniyordu. Fakat bu tartışmalı bir konuydu. O fikre "Biz burada devlete yönetici yetiştiriyoruz. Okul devlete bağlı olmalı" diye itiraz edenler vardı.
Gerçekten de, o sırada Siyasal Bilgiler'e girenlerin büyük çoğunluğunun amacı öyleydi. Devlette yönetici memur olmak istiyorlardı. Öğrenciler, okulun son sınıfında üç şubeye ayrılırlardı:
'İdari Şube,' 'Mali Şube,' 'Siyasi Şube'...
İdari Şube'den mezun olanlar, kaymakam olurlardı. Başarılarına göre valiliğe veya diğer idarecilik görevlerine yükselirlerdi.
Mali Şube mezunları, başta Maliye Bakanlığı olmak üzere devletin mali işlerle ilgili birimlerine atanırlardı. Açılan sınavları kazanırlarsa 'maliye müfettişi', 'hesap uzmanı', 'banka müfettişi' gibi teftiş görevlerine geçerlerdi.
'Siyasi Şube' mezunları da gene sınavla Dışişleri Bakanlığı memuru olurlar, 3'üncü katiplikten başlarlar, büyükelçiliğe kadar yükselebilirlerdi.
Devlete bu niteliklerde memur yetiştirmeyi başlıca amaç edinmiş başka yükseköğretim kurumu yoktu. Gerçi Türkiye'nin o sıradaki -Ankara ve İstanbul'daki- iki hukuk fakültesinden mezun olanlar da, o görevlere tayin edilme veya sınavla memur alan yerlerin sınavlarına girme hakkına sahipti. Fakat o fakültelerin başlıca amacı hukukçu yetiştirmekti. Mezunları arasından valilik, maliyecilik, diplomatlık gibi mesleklere yönelmek isteyenler olsa bile, bunu gerçekleştirebilenlerin sayısı azdı.
Eski adıyla Mülkiye'nin, daha sonraki adıyla Siyasal Bilgiler Okulu'nun bir "devlete yönetici yetiştirme mektebi" sayılmasının ve fakülteleştirilmek istenmemesinin nedeni buydu.
* * *
1949-1950 arasında, çok partili demokratik rejimin de gelişmesiyle birlikte, o itirazlar aşıldı. Okulun fakülte olmasıyla ilgili bir kanun hazırlandı. Meclis'ten geçti. Ve biz 'okullu' olarak başladığımız yükseköğrenim hayatımızda bir gün birdenbire 'fakülteli' olduk.
Bu, tabii, çok iyi oldu. Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olmaktan çıkıp Ankara Üniversitesi'ne bağlanan öğrenim kurumumuz, yeni adıyla 'Siyasal Bilgiler Fakülte'miz, daha sonraki dönemlerde çok daha hızlı bir gelişme gösterdi.
Amacı, devlete yönetici yetiştirmenin ötesine de geçti. O işlevini bir ölçüde sürdürmekle birlikte, başka sektörlerde de görev alabilecek ve çok çeşitli mesleklere de yönelebilecek bilgili, birikimli insanlar yetiştiren, çok amaçlı bir demokratik bilim kurumu haline geldi.
Bu, Türkiye'de ve dünyada daha sonraları gerçekleşen değişim süreçlerinin koşullarına da uygundu.
* * *
Tabii, her büyük ve başarılı müessese gibi, Mülkiye'ye de takılanlar hep oldu. Mülkiyeliler arasındaki dayanışmaya değinerek "Bunlar hep birbirlerini tutarlar" diyenler oldu.
Hatta -kaynağının 'hukukçu'lar olduğu rivayet edilen- bir slogan ortaya çıktı. Mülkiyeliler olaylara 'Önce Mülkiye, sonra Türkiye' diye bakarlarmış...
O slogana Mülkiyelilerden de cevaplar yetiştirildi. Biri şöyleydi: O sloganın anlamı şuymuş: Mülkiyeliler derlermiş ki:
"Bizim tek amacımız Türkiye'ye hizmet etmek. Ama Türkiye'ye en iyi hizmet etmenin yolu belli: Önce Mülkiye'yi okuyup bitireceksiniz ki, o görevi en başarılı şekilde yerine getirebilesiniz. 'Önce Mülkiye, sonra Türkiye' sözü, onun ifadesi olabilir."
Tabii, bunlar, fakültelerin öğrencileri veya mezunları arasındaki 'laf çarpıştırması' örnekleri.
Gerçek olan şu ki, son 50-60 yıl içinde yükseköğrenim alanındaki oluşumlarla, ülkemiz birçok yeni değerli öğretim kurumu kazandığı gibi, ülkemizin en köklü kurumlarından biri olan 146 yıllık Mülkiyemiz, yani, şimdiki Ankara Üniversitemizin Siyasal Bilgiler Fakültesi de, çok büyük bir gelişme göstermiştir. Ona daha nice başarılı yıllar dilerken, başta Fakülte Dekanı Prof. Dr. Celal Göle olmak üzere, en kıdemlisinden, en gencine tüm Mülkiyelileri kutlarız.


Mülkiye tarihindeki üç rozet. İlk harfleriyle: 'Mekteb-i Mülkiye', 'Siyasal Bilgiler Okulu' ve 'Siyasal Bilgiler Fakültesi' rozetleri.