19 Mayıs yaklaşırken

Gençlik ve Spor Bakanlığı'nca açıklanan programda da belirsizlikler sürüyor. Yeni tartışmaların ortaya çıkacağı anlaşılıyor.

Milli bayramlar’ konusuna devam ediyorum. Geçen yazımın (9 Mayıs 2012 Çarşamba) son cümlesi şuydu:
“(...) bayramları kutlamamızı, durup dururken, tartışma konusu haline getirmenin anlamı var mı?”
Bu tartışma, iktidar sözcülerince daha önce başlatılmıştı. Zafer Bayramı da dahil tüm resmi bayramların yeni bir anlayışla kutlanması istenmişti. Ama o istek asıl, 11 Ocak 2012’de Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir genelgesiyle somutlaşmıştı.
O genelgede, 19 Mayıs bayramının kutlama programında değişiklikler öngörülüyordu. O değişikliklerin ne olacağı açıkça belirlenmemişti. Bunlar idarenin yetkisine bırakılmıştı. Sonradan kararlaştırılacaktı. Ancak genelgedeki ifadelerden çıkan sonuç şuydu: Şimdiye kadar yapılan kutlamalardaki etkinliklerden bir bölümü artık yapılmayacaktı.
Bu, hukuki bir sorun ortaya çıkarıyordu. O konuda, gene Milli Eğitim Bakanlığı’nca 2007’de yayımlanmış bir ‘yönerge’ vardı. Yönergeyle konulan kurallar, genelgeyle değiştirilemezdi. Tüm-Eğitim Sen, Danıştay’da dava açtı. Yürütmenin durdurulmasını istedi. Danıştay isteği haklı buldu. Yürütmeyi durdurma kararı aldı.
Milli Eğitim Bakanı buna kızdı. “Bu bir hukuk garabetidir” dedi.
Sonuçta, 19 Mayıs törenlerinin düzenlemesi Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın kontrolü altında yeni bir düzenlemenin konusu oldu. Ama dün ’19 Mayıs Programı’ olarak ilan edilen programda da her şey belirginleşmiş değil. 

***

Peki, 19 Mayısla ilgili olarak şimdiye kadar yapılan etkinlikler neydi? Bunlar 2007’deki yönergeye göre uygulanıyordu. Bir kısmını hatırlayalım:
19 Mayıs törenlerinin iki önemli noktasından biri, Samsun, öteki Ankara’ydı. Her yıl, 19 Mayıs öncesinde Samsun’da, Atatürk ve arkadaşlarının karaya çıktığı yerden Ankara’ya doğru günler süren bir koşu düzenlenirdi. Amaç 19 Mayıs’ta başlayan kurtuluş mücadelesinin, Erzurum ve Sivas aşamalarından sonra Ankara’ya varışını bir spor etkinliğiyle anlatmaktı. Koşu, Atatürk’ün de anıldığı bayramın adının, ‘Gençlik ve Spor Bayramı’ olduğu göz önünde tutularak düzenlenmiş ve gelenekleşmişti. Buna katılan genç atletler, yol boyunca birbirlerinden devraldıkları bayrağı 19 Mayıs sabahı başkente ulaştırırlardı. O saatlerde stadyumdaki törende bulunan Cumhurbaşkanı’na sunarlardı.
Bu ve diğer törensel etkinlikler, 2007 yılındaki yönergeyle kurallaşmıştı. O yönergenin tarihi 16 Mart 2007’ydi. Altında o zamanki bakan, bugünkü AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in imzası vardı.
Buna göre, sabah 9-9.30 arasında Ankara’daAnıtkabir’de yapılacak anma töreninden sonra stadyumdaki törende ‘Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ okunacaktı. Gençler ve sporcular geçit töreni yapacaklardı. Onun arkasından, ‘halk oyunları, dans gösterileri, jimnastik gösterileri, sportif oyun ve yarışmalar, bando gösterileri’ gibi etkinlikler gelecekti.
Ayrıca o etkinlikler sadece o günle sınırlı değildi. ‘Gençlik Haftası’ adını taşıyan bir hafta boyunca, öğrencilerin ve halkın katılacağı veya izleyeceği ‘ulusal ve uluslararası gençlik şenlikleri, paneller, konferanslar, koro ve konserler, tiyatro, çeşitli branşlarda spor organizasyonları, bilgi, proje, şiir, resim ve karikatür yarışmaları gibi’ etkinliklerin düzenlenmesi de öngörülüyordu.
Yönerge, ayrıca, Ankara dışındaki törenleri de düzenliyordu. Onların da başkentteki programda yer alan etkinlikler esas alınarak ‘kutlama komitelerince’ belirleneceği kaydediliyordu. Ancak bunlardan -Atatürk’ün gençliğe hitabesi dahil- bir kısmının uygulanması zorunlu sayılıyordu. 

***

Şimdiki Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in o yönergenin kurallarını değiştirmeyi hedefleyen genelgesi hakkındaki y ürütmenin durdurulmasından sonra, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın dün ilan edilen programında bazı yenilikler var: Ankara’da bir ‘gençlik şurası’ toplanacağı ve şuradan sonra bir ‘gençlik politika belgesi’ açıklanacağı gibi...
Ama anlaşılıyor ki, gerek Ankara’daki, gerek Ankara dışındaki tören programlarında henüz açıklığa kavuşmamış daha birçok nokta var ki, bunlar da yeni tartışmalara yol açabilir.
Yani, başlangıçta belirttiğimiz gibi, gündemde daha birçok sorunumuz varken, bir de ‘bayramları kutlamamızı tartışma konusu haline getirmenin anlamı var mıydı?’