1950'den 2009'a seçimlerimiz...

1950 seçimi, iki partinin uzlaşarak çıkardığı kanunla yapıldı. Cumhuriyet tarihimizdeki ilk iktidar değişikliği gerçekleşti. CHP'nin yerine DP geçti. Kimse sonucu tartışmadı. Ama bir şey yanlıştı. Sistem 'çoğunluk sistemi'ydi...

‘Seçim sath-ı maili’ne girdik.
50-60 yıl önce böyle bir söz vardı... ‘Sath-ı mail’, ‘eğik düzey’ demek. Oraya girdin mi, artık durmak yok. Geriye gitmek hiç yok. Aşağı doğru kayarak gideceksin... Giderken düşmek de var... Düşmüş gibiyken, ayağa kalkmak da var... Ama ne olursa olsun, sonuca razı olacaksın... Tabii, eğer o kaygan yolun üzerinde kural dışı bir şeyler yapılmazsa...
İktidarın Meclis’e ‘seçim kararı’ önerisi vermesiyle, bu süreç başladı. Önümüzdeki hafta başında o öneri kabul edilecek. Yürürlüğe girecek. ‘Seçim takvimi’ belirlenip ilan edilecek. Ve önümüzdeki üç buçuk ay, partilerin ve adayların mücadelesi içinde geçecek. Daha doğrusu, o mücadele zaten çoktandır başladı da, bundan sonra çok daha yoğun şekilde devam edecek. 12 Haziran Pazar günü de sandığa gidip oy vereceğiz.
Ben de bugün, bu sayfanın özelliğine uygun olarak ‘seçim’ konusunun ‘geçmiş’ine değineyim.
Ülkemizde 1877’den beri milletvekili seçimi var. Meşrutiyet’in ilk Meclisi’nin o zamanki adıyla ‘Meclis-i Mebusan’ın üyeleri, çıkarılan bir ‘talimat’a göre ‘iki dereceli seçim’le seçiliyor.
Gerçi o Meclis’in ömrü bir yılı bile bulmamış, Padişah II. Abdülhamit tarafından kapatılmış ve 31 yıl süreyle kapalı kalmış. Ama 1908’de yeniden açılırken, üyelerinin seçimi için gene, 1877’deki iki dereceli usulü esas alan bir kanun çıkarılmış. Adı: ‘İntihab-ı Mebusan Kanun-ı Muvakkatı’ (Milletvekili Seçimi Geçici Kanunu)...
O kanuna göre de, önce ‘ikinci seçmenler’ seçiliyor. Onları seçenler, ‘kendi mahallelerinde bir yıldan beri oturmakta olan emlak sahibi erkekler’... Teorik olarak, onlar, kendi seçim çevrelerinde ikinci seçmenleri seçiyorlar. Birçok halde de, onları seçtikleri varsayılıyor.
Gene kanuna göre il merkezlerin ve civar ilçelerin idare meclisi üyeleri otomatik olarak ikinci seçmen oluyor. O şekilde belirlenen ikinci seçmenler de, (o zamanki deyimle ‘müntehib-i sani’ler) milletvekillerini seçiyor. Bu şekilde düzenlenen seçim mevzuatı, 1908’den itibaren Meşrutiyet döneminin 1912, 1914 ve 1919 seçimlerinde uygulanıyor. 1920 seçimlerinde, eski usule göre belirlenen ikinci seçmenlere ‘Müdafaa-ı hukuk’ yönetim kurulları üyeleri de ekleniyor. 

Cumhuriyet ve kadınlar
‘İkinci seçmen’ esası, Cumhuriyet yönetimlerince de, 1946 seçimine kadar uygulanıyor. Ancak 1934’ten itibaren, kadınlara Meclis seçimleri için de seçme ve seçilme hakkını tanıyan Anayasa değişikliğiyle birlikte, gerek birinci seçmenler ve ikinci seçmenler arasına, gerekse milletvekili adayları arasına kadınlar da katılıyor.
Tabii, seçim denilince akla, asıl, demokrasiye geçiş dönemimizle başlayan seçimler gelir. 1945’te yeni partilerin kurulması imkânı çıktıktan sonra, o yolda atılan ilk adımlardan biri, seçimlerin ‘tek dereceli’ hale getirilmesi...
Bunun için gerekli kanun değişiklikleri yapılıyor. Ama kanunun seçimle ilgili diğer maddeleri, özellikle seçim güvenliği açısından yeterli değil. 20 yıl süren tek parti döneminden sonraki seçimlerin usulüne uygun yapılmasını sağlayacak güvenceler, ne kanunda var ne de uygulayıcıların geleneklerinde var. 1946’da yapılan ilk ‘tek dereceli seçim’, bu yüzden çok tartışmalı sonuçlar veriyor. 

Uzlaşmalı seçim kanunu olur mu?
1946’da kurulan ilk çok partili parlamentonun önündeki en önemli sorun da şu oluyor:
Acaba, iktidarın da, muhalefetin de kabul edeceği bir seçim kanunu çıkarılabilecek mi?
Başlangıçta, öyle bir sonuca varılması imkânsız gibi görülürken, sorun, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün iktidarın ve muhalefetin yöneticilerini bir araya getirerek başlattığı ‘gerginliği giderme’ sürecinin sonunda ideal bir çözüme bağlanıyor.
Bu, iki partinin temsilcilerinden oluşan bir çalışma grubunun, bir bilim komisyonunun hazırladığı taslaklar üzerinde çalışarak yeni bir ‘seçim kanunu’ üzerinde uzlaşıp anlaşması ve 1950’nin başında, o kanunun iki partinin de katılmasıyla kabul edilip yürürlüğe girmesidir.
16 Şubat 1950 tarihli ve 5545 sayılı o kanun, seçimlerin, hükümetin de, siyasi partilerin de hiçbir şekilde etkileyemeyeceği bir ‘yargı denetimi’ sistemi altında yapılmasını öngörüyordu. Bunun için ayrıntılı düzenlemeler ve yaptırımlar içeriyordu.
1950 genel seçimi o kanuna göre yapıldı ve Cumhuriyet’in kuruluşundan beri ilk siyasi iktidar değişikliği o yıl, o kanunla gerçekleşti. 

1950’den sonrası
1950 Şubat’ında çıkan o kanunun seçim güvenliğini sağlayan hükümleri gayet isabetliydi. Daha sonraki siyasi olaylar sırasında, bunları ihlal etme girişimleri de ortaya çıktı. Fakat 1950’den bu yana yapılan seçimlerin büyük bir kısmı, daha sonraki kanunlarda da yer alan o düzenlemeler sayesinde, tartışmalara yol açmayacak şekilde gerçekleşmiştir.
5545 sayılı o kanunun en büyük eksikliği, ‘temsilde adalet’ ilkesini tamamen ihmal eden bir seçim sistemini benimsemiş olmasıdır.
Bu, il bazında ‘liste usulü çoğunluk’ sistemi diye anılan bir sistemdir ki, demokrasiye geçiş dönemimizin ilk yıllarındaki çalkantıların nedenlerinden biridir.
O sistemin zararları, zaman içinde daha iyi anlaşıldı ve 1960’lı, 1970’li yıllarda nisbi temsil sistemi uygulamalarına geçildi. Temsilde adalet sistemi açısından kimsenin bir şikâyeti olmadı.
Fakat 1980’den sonra, bu defa, nisbi temsil sisteminin içine sokulan bir anormal seçim barajıyla, 1950’lerdekine benzer sonuçlara yol açıldı. 

Seçimlerin kaynak kitapları
Gerek il bazındaki çoğunluk sisteminin gerekse ciddi demokratik ülkelerin hiçbirinde görülmeyen yükseklikteki ‘yüzde 10 barajı’nın sakıncalarını, yeri geldikçe hep belirtiyorum.
Bugün ise, bir genel seçim sürecine girerken, sadece seçim sistemleriyle değil, ülkemizdeki siyaset pratiğiyle ilgili tüm konular hakkında bilgi edinmek isteyen herkese, o bilgilerin en kapsamlı kaynak kitaplarını hatırlatmak istiyorum.
Bunlar, zaman zaman atıfta bulunduğum TESAV’ın (Toplumsal Ekonomik Araştırmalar Vakfı) yayımladığı kitaplar... Bugünkü konumuzla ilgili olan bir bölümünün kapakları, bu sayfadaki fotoğrafta görülüyor.
Aralarında, şimdiye kadarki seçimlerin büyük bir kısmı üzerinde tek tek yazılmış kitaplar da var. İçlerinde, sadece seçimlerin genel plandaki ve iller bazındaki ayrıntılı sonuçları değil, aynı zamanda o seçimlerin öncesindeki ve sonrasındaki siyasi gelişmelerin anlatımı da var. Hangi parti, hangi lider o dönemlerde neler yapmış, neler söylemiş, hangi politikaları izlemiş... Onlar da özetleniyor.
Konuyla ilgili okurlarıma bu hatırlatmayı yaparken, TESAV’ın başkanı değerli siyasetçi ve araştırmacı Erol Tuncer’i ve çalışma arkadaşlarını, bir kere de bu vesileyle kutluyorum. Yıllardan beri süren yoğun bir çalışma temposunun ürünü olan, bir kütüphane dolusu kitapla, araştırmacı yayıncılığımızda büyük bir boşluğu dolduruyorlar. Ben de biliyorum ki, sistematik olarak değerlendirdikleri bilgilerin çoğunu, ne devletin ilgili birimlerinde ne de siyasi partilerimizin arşivlerinde bulmak mümkündür. Bu çalışmalarının devam etmesini ve o arada bazı ciltlerini henüz yayımlayamadıkları ‘seçimler dizisi’ni bir an önce tamamlamalarını dilerim. 

Teşekkürler...
Sayfadaki grafikler de TESAV’ın kütüphanesinden... Grafikleri yapan arkadaşımız Hanife Yurtseven’e ve bunları yayına hazırlayan arkadaşlarımız Muammer Olcay ile Mustafa Arslan’a da teşekkür ederim.
Bugün, onlarla birlikte TESAV’ın genel seçimlerle ilgili grafiklerinin 1950-1977 arasındaki bir bölümünü yayımladık. Bu seçim dönemindeki bir diğer yazımda geri kalanını da yayımlayacağız. Değerli okurlarıma, son 60 yıllık dönemin tüm genel seçim sonuçlarının özetini sunmuş olacağız.

.