1961 Anayasası 'Bu elbise bize bol geliyor' diye değiştirildi

Yeni Anayasa tartışmaları sırasında, ülkemizdeki Anayasa konusunun geçmişini hatırlamakta fayda var. Dün buna katkıda bulunmaya çalıştık.

Yeni Anayasa tartışmaları sırasında, ülkemizdeki Anayasa konusunun geçmişini hatırlamakta fayda var. Dün buna katkıda bulunmaya çalıştık. Bugün devam edelim:
1961 Anayasası, Cumhuriyet dönemimizin en demokratik, en çağdaş anayasasıydı. Bir askeri dönem sırasında kurulan Kurucu Meclis tarafından yapıldığı halde, 'sivil' yanı güçlü bir anayasaydı. Dün örneklerinden birini verdik, birçok konudaki düzenlemeler, o Meclis'ten, askerlerin dediği gibi değil, sivillerin dediği gibi çıkmıştır.
Dün Radikal yazarı Türker Alkan da, hatırlatıyor: Ülkemizin demokratik bir yapılaşmaya kavuşmasında ve 'demokratik kültürün yavaş yavaş da olsa yayılması'nda, o Anayasa'nın 'sağladığı özgürlük ortamının büyük payı oldu'.
Bu pay, belki çok daha büyük olacaktı, eğer o Anayasa başlangıçtaki haliyle daha uzun süre yaşayabilseydi...
Öyle olmadı... Zaten ona, içindeki demokratik, laik ve özgürlükçü sistem yüzünden, başlangıçtan beri karşı çıkan muhafazakâr bir muhalefet vardı. 1961 Temmuzu'nda referanduma sunulduğunda, o muhalefet, daha da örgütlendi. Bir 'hayır' propagandası başlattı.
Referandum kampanyası sırasında anayasaya 'Hayır' oyu verilmesini istemek yasak değildi ('Hayır'ın fiilen yasaklanması, 1982 Anayasası'nın referandumundadır).
1961'de 'Referandum' sözü Türkiye'de ilk defa kullanıldığı için, halkın büyük kesimince henüz bilinmiyordu. 'Hayır'cılar, yerine göre, bunu da kullanıyorlar, o sözle ilgili çeşitli rivayetler çıkarıyorlardı.
Biri hâlâ hatırımdadır. O sırada Kurucu Meclis üyesi olarak ülkenin çeşitli yerlerine gidip Anayasa'nın içeriğini anlatmaya çalışıyorduk. Kuzeydoğu Anadolu'nun dağ köylerinden birine gittiğimizde, köy halkından biri 'Hoş geldiniz' deyip hal hatır sorduktan sonra bizden şu soruya cevap istemişti:
"Referandum diye bir papaz var diyorlar. Bize Hıristiyanlığı getirmek istiyormuş. Doğru mu?"
Bizden önce ona, referandumda niçin 'hayır' demesi gerektiğini bu gerekçeyle anlatmışlardı.
Gerçeği anlatmamız kolay olmamıştı. Referandum yerine 'halkoylaması' sözcüğünün kullanılması gereği, bu gibi sorular üzerine daha iyi anlaşılmıştı.
* * *
Referandum -veya halkoylaması- bu şartlar altında yapıldı. Ama sağduyu, gene daha güçlü çıktı. Anayasa, yüzde 61.5 oyla kabul edildi.
Fakat o Anayasa'yı beğenmeme eğilimi, giderek daha yaygınlaştı... O Anayasa'ya göre kurulan yeni Meclislerin içinde de, dışında da, Anayasa'nın getirdiği kurumlardan şikâyetçi olan gruplar vardı.
Kimi, ülkemize ilk o Anayasa'yla gelip yerleşen toplusözleşme ve grev hakkından şikâyetçiydi, kimi üniversitenin, kimi TRT'nin özerkliğinden, kimi de düşünce özgürlüğünün sınırlarının -gereği kadar olmasa da- eskiye göre çok daha genişletilmiş olmasından...
Şikâyetlerin ortak paydasının giderek yaygınlaşan özeti de şuydu:
"Bu elbise bize bol geliyor."
* * *
O 'bol elbise', 1971-72 yıllarındaki '12 Mart dönemi'ndeki bir asker-sivil ittifakıyla daraltıldı. Anayasa'nın bazı maddeleri, Meclis'in muhafazakâr çoğunluğunca değiştirildi.
1980 askeri müdahalesinden sonra ise, daha da daraltıldı ve 1982 Anayasası'nın ilk halindeki -çeşitli açılardan sakıncalar taşıyan- şekle sokuldu.
O Anayasa'da 1995 yılından sonraki birçok değişiklikle sağlanan iyileştirmeler malum... Fakat bunlar, o Anayasa'nın yeniden yazılması ihtiyacını gidermedi.
* * *
Evet, 1982 Anayasası'nın yeniden alınıp yazılması iyi olur. Fakat iktidar partisinin şimdiye kadarki tutumu, o konuda hiç de sağlıklı bir yol izlenmediğini gösteriyor.
Şunu daha önce belirttik: Yeni yazılmış bir Anayasa metninin yasalaşması için, bir Kurucu Meclis kurma şartı yok. Bunu olağan bir yasama meclisi de yapabilir.
Ama bu, o yasama meclisinin içinde, çoğunluk partisinden başka hiçbir siyasi partinin katılmadığı bir 'kapalı devre' çalışmasıyla başlatılır ve sürdürülürse, o yasalaşacak metne 'sivil anayasa' falan denilmez, bir 'parti anayasası' denilir.
* * *
Aylarca süren o 'kapalı devre' çalışmasının birinci döneminde devlet sırrı gibi saklanan anayasa taslağı, kamuoyunca ancak birkaç gün önce öğrenilebildi. Arkasından da devreye bir AKP heyetinin Sapanca Oteli toplantıları girdi.
O toplantıların da gazetecilerden gizlenmesi esas... Hatta, heyet üyeleri daha önce başka bir yerdeki otelde toplanacaklarmış da, o yeri, gazetecilere karşı yeteri kadar korunaklı değil diye değiştirmişler.
Sapanca'da gazeteciler onların ancak uzaktan fotoğraflarını, filmlerini çekebiliyorlar. Ama heyet üyelerinden bazıları ona da kızıyor. Gazeteciler onların 'özel hayat'larını 'ihlâl' ediyorlarmış...
Bir iktidar partisinin yöneticileriyle bakanlarının 'Anayasa' konusunda yaptıkları toplantının 'özel hayat' içinde sayılması ilk defa işitiliyor ama, bugünkü Anayasa hazırlama anlayışı işte böyle...
'Sabır' tavsiye ediyorlar basına... "Hele biz işimizi bitirelim... Çıkan sonucu, elbette herkese açıklayacağız. O aşamadan sonra, partilerin, sivil toplum örgütlerinin, uzmanların görüşlerini de dikkate alacağız" diyorlar.
Ama 'o aşamadan sonra' çıkan sonucun, sonradan öne sürülecek görüşlerin etkisi altında değişmesi, ne ölçüde mümkündür?
Her şey şunu gösteriyor ki, iktidar partisi yönetiminin bu Anayasa'yla varmak istediği hedefler çoktan belirlenmiş. Taslak ona göre yazılmış... Şimdi de Sapanca'da son şeklini alıyor.
Oysa mantığın gereği şudur: Eğer yapacağınız çalışmanın sonucunun toplumun geniş kesimlerince benimsenmesini istiyorsanız, ona mümkün olduğu kadar geniş yelpazeli bir katılımı, baştan itibaren sağlamalısınız. İşin büyük kısmını gizlice yapıp bitirdikten sonra 'yasak savma' niteliğindeki 'görüş alma'larla kimseyi tatmin edemezsiniz.
* * *
Bilmem, vakit artık çok mu geç?.. AKP iktidarı, o çalışmayı, şimdiye kadar geldiği noktada durdurup, 'göstermelik' olduğu izlenimini vermeyecek bir çağrı ile, temsil alanı daha geniş bir uzman ve siyasetçi kadrosunun katılımına açabilir mi?
Eğer taslaktaki bazı maddelerle ilgili görüşlerini 'fikr-i sabit' haline getirmemişse, başkalarının görüşleriyle karşılaştırıp geliştirmeye veya değiştirmeye razı olabilir mi?..
Durum fazla umutlu görülmüyor ama, gene de bir 'Keşke öyle yapsa' temennisini buraya kaydetmiş olalım.



İki 'anayasa çalışması': 1961'deki ve 2007'deki...
(solda:) 1961'deki Anayasa tasarısını, hiçbiri gizli olmayan taslaklar üzerinde çalışarak hazırlayan Kurucu Meclis Komisyonu... Komisyonun görüşmeleri de tüm üyelerin katılımına açıktı. Ortada Meclis Başkanı Kazım Orbay, sağında komisyon başkanı Enver Ziya Karal, Muammer Aksoy, Turan Güneş, solunda Emin Paksüt, Coşkun Kırca ve diğer üyeler. (sağda:) Birkaç gün öncesine kadar gizli tutulan tek anayasa taslağını gizli otel toplantısında görüşen AKP heyeti üyeleri... Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, uzaktan fotoğrafını çeken gazetecilere 'lütfen uzaklaşın' diye kızıyor.