2008'den 2013'e 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı...­

Gazetelerin beş yıl içindeki manşetleri şöyle bir izlenim veriyor: Sanki dört yıllık bir bayram havasından sonra 2008'e yeniden dönmüş gibiyiz.
2008'den 2013'e 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı...­

Radikal’in, son 1 Mayıs olaylarıyla ilgili birinci sayfa manşeti tek sözcüklüydü: Neden?

Bu, bence de çok isabetli bir manşetti.

Gerçi ‘Neden?’ sorusunun cevabı belliydi: “Taksim Meydanı 1 Mayıs toplantısına yasaklandı da ondan...”

Ama o yasağı koyanlar, aldıkları kararın yanlışlığını bir türlü kabul etmiyorlardı. Diyorlardı ki: “Eğer yasağı koymasaydık, orada inşaat var, inşaat çukuruna düşüp yaralananlar olabilirdi.”

1 Mayıs günü bu gerekçeyle, kimse, Taksim Meydanı’nın köşesindeki inşaat çukuru bir yana, Taksim Meydanı da bir yana, Beşiktaş’tan veya Şişli’den Taksim Meydanı’na giden yollara da yaklaştırılmadı. O da bir yana Anadolu Yakası’ndan Avrupa Yakası’na -vapur seferleri dahil- tüm toplu taşıma seferleri iptal edildi. Avrupa tarafında da Galata ve Unkapanı köprülerinden geçme imkânı kaldırıldı.

Peki bu kadar önlemden sonra ne oldu?.. Yaralanma olayları, Taksim’deki çukur yüzünden olmadı ama, Beşiktaş’tan Şişli’ye kadar birçok yerde polis müdahaleleri sonucunda oldu. İkisi sivil, biri polis üç ‘ağır yaralı’, 26’sı sivil, 21’i polis 47 ‘yaralı’ var.

Ve Türkiye’nin en büyük şehrinde yaşayıp, 1 Mayıs gününün tümünü sıkıntılar ve kaygılar içinde geçirmiş olan 15 milyon insan var.

1 Mayıs toplantısı Taksim’de yapılsaydı, bundan daha kötü bir durum mu olurdu?

Hayır, tam tersine, 1 Mayıs, 2010’da, 2011, 2012’de nasıl kutlandıysa öyle kutlanabilirdi.

Radikal’in ‘Neden?’ manşetli sayısında, o yıllardaki ‘1 Mayıs’ların Radikal manşetleri de vardı. Şöyle:

2010- Yüz binler Taksim’e aktı

2011- İlklerin bayramı

2012- Herkesin 1 Mayıs’ı...

Gerçekten de o 1 Mayıslarda, İşçi Bayramı, hiçbir ciddi olay çıkmadan, bir bayram sevinci içinde kutlanabilmişti. (Yandaki sütunlarda öteki gazetelerden de örnekler var.)

Bu defa sözü edilen ‘provokasyon’ ihtimali o zaman da vardı. Her zaman vardır. Ama bunun önüne geçmenin çaresi, güvenlik güçleriyle gösteriyi düzenleyenlerin bir araya gelip, belirli konularda anlaşmaya varmalarıdır.

1 Mayıs’taki gösterileri düzenleyenler sendikal kuruluşlardır. Böyle bir anlaşmaya geçen 1 Mayıs’larda da razıydılar. Bu defa da aynı tutum içindeydiler. Nitekim, liderleri bir heyet halinde Başbakan’la da görüşmüşler, ama Başbakan’ın yasak kararındaki ısrarı üzerine sonuç alamamışlardır.

Başbakan’ın yasak konusundaki ısrarına gelince...

Bunu “Taksim’deki inşaat çukuruna düşenler olabilir” gerekçesiyle izah etmenin imkânı yok. Milliyet’te Kadri Gürsel’in belirttiği gibi, iktidar, Taksim’i yasaklamak, on binlerce polisi başka illerden getirtmek, helikopterler uçurmak, bibergazı ve tazyikli su saldırıları düzenlemek için kullandığı imkânların yüzde 1’ini kullansa, ‘o çukuru gösteri alanından tamamen yalıtmak ve risk olmaktan çıkarmak için gerekli fiziki önlemleri alabilirdi.’

Gürsel’e ve daha birçok yorumcuya göre, bugünkü iktidarın ‘Taksim’le ilgili düşüncelerinin temelinde şehirlerin meydanlarına ve tepelerine kendi ideolojik, kültürel ve estetik anlayışının damgasını vurma merakı vardır.

Bu, tabii, ayrı bir konu. Başka bir yazıda değiniriz. Burada, yakın geçmişteki gazetelerimizin manşetleriyle yaptığımız hatırlatmayı tamamlayalım.

Evet, 1 Mayıs’ın resmi bayram günü olmasının ve Taksim’de kutlanmasının kabul edilmesi, 2009 yılında oldu. Yani bu iktidar zamanında. 2008 yılının 1 Mayıs’ında DİSK’e yapılan polis baskınıyla yaşanan acı olaylardan bir yıl sonra, o adımın atılması, elbette olumlu bir adımdı.
Ama insan bugün, yandaki başlıklara bakınca, sanki dört yıl öncesine dönmüşüz, 2008 yılında yaşadıklarımızı yaşamaya başlamışız gibi bir izlenim ediniyor.

İktidarın, böyle bir durumda, kendisine yönelik bugünkü eleştirilere karşı, “Ama unutmayın 1 Mayıs’ı bayram yapan biziz” demeye hakkı var mıdır?

Böyle bir övünme, ‘kaşıkla verip, sapıyla gözünü çıkarmak’ deyişini çağrıştırmaz mı?