5 milyona yakın genç seçmen geliyor ama...

Başbakan Tayyip Erdoğan, bugün gençlerin politikaya atılmasını en çok önemseyen lider görünümünde. Peki CHP yönetimi bu konuda ne yapıyor?

Yeni bir 'erken seçim' tartışması içindeyiz. Öneri, bu defa AKP'nin içinden geldi. Devlet Bakanı Ali Babacan, "Seçim eylül başına alınabilir" dedi. Bunu sonradan, "Ben öyle demek istemedim" diye biraz yumuşattı. Ama AKP'lilerden bunu benimseyenler oldu.
Gerçi Meclis'in, daha önce, yasa çıkararak aldığı bir karar var. Ona göre seçim günü '4 Kasım Pazar' günü... Fakat bunu yeni bir yasa değişikliğiyle öne almak mümkün.
Konu AKP içinde tartışılmaya başlandı. 'Öne alınsın' diyenler, 'Ramazan' gerekçesini ortaya attılar. Seçim kasımda yapılırsa, seçim kampanyasının en hararetli günlerinin ramazan ayına rastlayacağını belirttiler. Bunun sakıncalarına değindiler.
***
Ramazan ayı, 14 Eylül'de başlıyor. Kampanya, o günden 14 Ekim'e kadar ramazan koşullarında geçecek. Bunu, siyasetçilerin çalışmalarını zorlaştırıcı bir etken sayıyorlar.
Bu teze karşı, gene AKP içinden itirazlar yükseldi. Profesör Nevzat Yalçıntaş, "İkide bir fikir değiştirmek doğru değil" dedi. "Seçim kampanyasının ramazan ayına rastlamasının sakıncası varsa, bu önceden bilinemez miydi?" diye sordu. Ayrıca şu görüşü ortaya koydu:
"Bizdeki ramazanlar güneyimizdeki İslam ülkelerindeki gibi değildir. Oralarda iklim şartlarının da gereği olarak, gündüzleri hayat durur. Bizde ise normal hayat devam eder."
Toplumun laikliğe önem veren kesiminden ise 'Seçim öne alınsın' tezini, bir başka açıdan iyi karşılayanlar oldu. "Ramazandaki seçim kampanyası, AKP'nin işini kolaylaştırır. Dini siyasete alet etmeyi daha rahat sürdürebilirler" gerekçesiyle...

'Başbakan ve 25 yaş'
Gelelim Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın görüşüne... Bence asıl ilginç olan oydu. Kendisinin seçim tarihi konusunda bir kararı olmadığını söyledi. Ama cumhurbaşkanı seçiminden sonra, durumun yeniden değerlendirilebileceğini belirtti. O arada Başbakan'ın bir soru üzerinde durduğuna dair haberler yayımlandı. Soru şuydu:
-"Seçim öne alınırsa, acaba 25 yaş konusunda bir sıkıntı olur mu?"
Malûm, seçim mevzuatında yapılacak değişiklikler, yapılacak ilk seçimden bir yıl öncesine kadar yürürlüğe girmelidirler ki, o seçimde uygulanabilsinler.
Seçilme yaşını 25'e indiren Anayasa değişikliği, geçen yılın 18 Ekim'inde yasalaşmış, 28 Ekim'inde yürürlüğe girmişti. Yani, bu yılın 4 Kasım'ındaki seçimden önceki bir yıllık sürenin başlamasından bir hafta önce... Durumu, kurala uygundu.
Seçimin eylül başına alınması halinde ise, durum değişiyordu. O Anayasa değişikliği, bir yıllık süre koşuluna uygun düşmüyordu. Gerçi bu bir yasa değişikliği değil, Anayasa değişikliğiydi. Ama, aynı koşula bağlıymış gibi görünüyordu. Hukuki yorumlar o yönde olursa, 'seçilme yaşı 25 yaştır' ilkesinin önümüzdeki seçimde uygulanması engellenmez miydi?
Başbakan'ın sorduğu soru buydu.
Buna Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Burhan Kuzu, televizyonlara yaptığı açıklamayla yanıt verdi. Bu konudaki kendi görüşünü bildirdi. Böyle bir 'Anayasa değişikliği'nin, 'yasalar'la ilgili o kuraldan etkilenemeyeceğini söyledi.
Kaldı ki, bunun tersine görüşler ortaya çıksa bile, Anayasa'ya bir geçici madde eklenerek, '25 yaş'ın uygulanmasını, kesin güvenceye almak da mümkündü.

Taktik mi, strateji mi?
Evet, konunun en ilginç yanı, bence budur. Seçimin hangi ayda yapılacağını bir yana bırakalım. Başbakan, bununla, kendisi için asıl önemli olan şeyin, 'seçim tarihi' değil, '25 yaş' olduğu izlenimini vermektedir.
25 yaş... Yani gençler... Gençlerin siyasete katılımlarının artması.
Şimdiki 'seçimi öne alıp almama' tartışmasını izleyenlerden çoğunun aklında kalacak olan budur.
Erdoğan seçimi öne almaya razı olabilir, ama bir şartı var. Diyor ki: Sakın ola ki, '25 yaş' tehlikeye girmesin... Yani o konuda fevkâlâde hassas...
Gençler ve politikanın gençleşmesini isteyen orta yaşlılar, yaşlılar, bundan etkilenmez mi?
Başbakan, seçimi öne alıp almama tartışmasının içine, o '25 yaş' konusunu, böyle bir 'etkileme taktiği'nin gereği olarak mı soktu?.. Yoksa bu, gençliğe yönelik olarak sürdürdüğü bir 'strateji'nin doğal sonucu mudur?
Tabii, gerçek niyetini bilemeyiz. Ama görebildiklerimiz şunlardır:
Erdoğan, bir süreden beri, evvelce CHP'nin konusu olan 'gençlerin politikaya katılması'nı en fazla sahiplenen parti lideri görünümündedir.
'25 yaş', öteden beri 'gençliğin politikaya katılımı'nın bir sembolüydü.
Seçilme yaşı o yaşa indirilirse, partilerin 25-30 yaş arasındakilerden göstereceği adayların sayısı ne olabilir?.. O ayrı bir konu...
Ama, ciddi demokratik ülkelerin hiçbirinde yeri olmayan '30 yaş' sınırının '25'e indirilmesi, Türkiye'nin o alandaki geri kalmışlık manzarasını ortadan kaldırabilirdi.
Daha da önemlisi: Gençleri politikaya katılmaya teşvik edici bir etken olabilirdi.

Önce 'ormanlı' sonra 'ormansız'
Erdoğan, 2002 seçiminden hemen sonra, 25 yaş konusundaki Anayasa değişikliğinin ilk gündeme gelişinde, büyük bir hata işlemişti. '25 yaş'ın asıl CHP'nin konusu olduğunu hesaplayarak, bunu CHP'ye karşı, "Ben buna razı olurum ama, siz de ormanların satışını kolaylaştırın" gibi bir 'orman pazarlığı'nın konusu yapmıştı.
CHP -haklı olarak- buna razı olmamıştı. Fakat CHP de, konuyu,
'orman'lardan bağımsız olarak Meclis'e getirip, AKP'yi zorlayacak bir girişimde bulunabilecekken, bunu yapmamıştı.
Zaman geçti. '25 yaş' istekleri, kamuoyunda yoğunlaştı. Bazı gençlik kuruluşları, konuyu kampanya haline getirdiler.
CHP o konudaki sessizliğini sürdürürken, konuyu, birdenbire AKP ele aldı. '25 yaş'la ilgili Anayasa değişikliğini hızla ve koşulsuz görüşmeye hazır olduğunu bildirdi. CHP'yle de görüştü. CHP de buna katılmayı kabul etti ama, girişimin 'öncü'lüğünü yaptığı izlenimini veren parti, AKP oldu.
Sonrasında ise, bir kere daha yazmıştım, '25 yaşı yasalaştırdık. Gençleri bekliyoruz' yazılı ve Recep Tayyip Erdoğan imzalı 'gençlere çağrı' afişleri caddeleri doldurdu.
Arkasından AKP gençlik kollarının 'gelecek'le ilgili toplantıları... Ardından, kadın kollarıyla birlikte gençlik kollarına da, seçim faaliyetleriyle ilgili öğretiler, açıklamalar...
Ve Erdoğan'ın sık sık gençlere hitap eden konuşmaları...

5 milyona yakın yeni seçmen
Seçim kasımda mı yapılacak, eylülde mi?..
O, o kadar önemli değil ama, AKP'de gençlikle ilgili bu faaliyet, diğer partileri de ilgilendiriyor olsa gerektir.
Çünkü, konu, siyasal partiler için sadece seçilme yaşı değil, seçme yaşı açısından da hayli önem taşıyor.
Aslında, partilere genç seçmen kazandırmak kolay bir şey değil. 1982 Anayasası'ndaki 'yasaklar' kalksa da, etkileri hâlâ sürüyor. Ama AKP o konuda başarılı olursa seçimde çok daha avantajlı hale gelebilir.
Hatırlatmak için: Geçen 2002 seçiminde seçmen sayısı 41 milyon 200 bindi. Son beş yıl içinde ölenlerle bu sayı biraz azalmış olacaktır. Ama onların yerine, geçen seçimden bu yana 18 yaşını aşarak 'seçmen'leşen gençlerin seçmen listelerinin kesinleşmesinden sonraki sayısının, 4 milyon 300 bin ile 4 milyon 800 bin arasında olacağı tahmin ediliyor.
***
Peki, bu 'gençler' konusunda, CHP ne yapıyor? Bir zamanlar gençlik konusunda en duyarlı partilerden biri olan CHP...
Çokpartili hayata geçişten sonra, gençlik kollarını ve 'Gençlik Kolları Merkez Yönetim Kurulu'nu ilk kuran parti olan CHP? (1954 yılında, Dr. Suphi Baykam'ın başkanlığında kurulan ve Bülent Ecevit, Hikmet Çetin gibi birçok politikacının ilk görev yeri olan 'Gençlik Kolları Merkez Kurulu'nu?..)
Ben CHP yönetiminin, 'gençlik' konusunda neler yaptığını izleyemiyorum. Ama gazetelere yansıyan bir şey var:
CHP'nin 'Gençlik Kolları Merkez Yönetim Kurulu' altı aydır 'yok'muş.
Çünkü, Kurultay'da seçilen kurul, istifalarla 'düşmüş'. Seçimin 'Gençlik Kolları Kurultayı'nda yapılması gerekiyor. Ama kurultayın toplanması için de, atama yoluyla bir geçici kurulun oluşturulması gerekli. O da hâlâ tamamlanamamış.
Bir seçim öncesinde, gerek CHP, gerek partiler dengesi açısından asıl düşündürücü durum bu. 5 milyona yakın yeni seçmenle, sadece iktidar partisinin ciddi olarak ilgileniyor olması... CHP'nin ise, bu konuyu
-nedense- bir türlü ciddiye alamaması...