Alkışlı gün

Orhan Pamuk'un basın karşısında sıkıntı yaşayacağı tahmin ediliyordu, ancak toplantı, alkışlarla sona erdi.

FRANKFURT - Orhan Pamuk'un işi zordu. Dün sabah saat 10'da Fuar'ın 4 numaralı binasının bir salonunda basın toplantısı vardı. Kim bilir, hangi sorularla karşılaşacaktı.
Ülkesi Türkiye'de durumu parlak değildi. Yeni Türk Ceza Kanunu'na göre hakkında dava açılmıştı. 6 aydan 2 yıla kadar hapsi isteniyordu. Dava bir yana, Türk kamuoyunda da onu suçlayanlar vardı.
Suçlamaların nedeni, İsviçre'deki, Tagesanzeiger gazetesinin bir muhabirinin kendisiyle yaptığı söyleşide, bir soruya karşı söylediği iki cümleydi.
O iki cümleyi, Orhan Pamuk İngilizce söylemişti. Gazete bunu Almanca'ya çevirerek yayımlamıştı. Almanca'dan Türkçe'ye doğru çevirisi şöyleydi.
"Burada 30 bin Türk öldürüldü, ve bir milyon da Ermeni... Ve kimse buna değinmeye cesaret edemiyor"
Gerçi, Orhan Pamuk, o iki cümleyi hangi amaçla söylediğini, özeleştiri de yaparak açıklamıştı. CNN Türk televizyonunun yayımladığı söyleşide, hem o açıklamayı yapmıştı, PKK'yla savaşırken şehit düşen askerlerimizi saygıyla anmıştı, hem de bazı Türk gazetelerinde, söylemediği bazı sözleri söylemiş gibi gösterildiğini belirtmişti. Ancak, tabii, ağzından çıkan her sözün arkasında duruyordu. Mahkemeye de, o sözlerin sorumluluğunu taşıyarak çıkacaktı. Bunu da vurguladı.
Ama Pamuk'un bu sözlerini de eleştirenler olmuştu. Hem Türkiye'de hem Almanya'da...
Türkiye'deki 'Orhan Pamuk eleştirmenleri', onu bu defa çıkarcı bir manevra yapmakla suçladılar. Pamuk İsviçre gazetesine söylediği o iki cümleyi, Nobel jürisini etkilemek için söylemiş de, Nobel'i alamayınca buna bozulmuş... Şimdi CNN'deki konuşmasıyla hafifçe çark ederek, kendini mahkemedeki savunmasına hazırlıyormuş... Niyeti buymuş...
Türkiye'deki 'niyet okuyucu'lar bunu yapar da, Almanya'dakiler yapmaz mı?
Benzeri yorumların, Alman gazetelerine de yansıması gecikmedi. Bunlardan Frankfurter Allgemeine Zeitung'un 'Jei' rumuzuyla yazan bir yazarı bazı Türk gazetelerindeki o 'manevra teorisi'ni benimsemişti. Orhan Pamuk'u 'kurnazlık'la suçlamıştı. İstediği şey, Pamuk'un ilk sözlerinin yanlış yansıtılmalarını da kabul etmesiydi.
Onun arkasından Die Welt gazetesinde daha da suçlayıcı bir yazı yayımlanmıştı. Fuardan 'kulis haberleri'nin derlendiği bir sütunda, DW imzalı yazar soruyordu:
"Rivayetler doğru mudur? Pamuk, hayatını tehdit eden fanatiklerden mi korkmaktadır?.."
Arkasından da ona bir gözdağı veriyordu:
"(Pamuk), henüz Frankfurt Fuarı'na gelmedi. Fakat (gelince) eğer Barış Ödülü sahibi olarak inandırıcılığını korumak istiyorsa, birbirinden o kadar farklı ifadelerini açıklığa kavuşturmalıdır."
* * *
Orhan Pamuk'un basın toplantısına çıkmadan önceki durumu buydu. "Ne İsa'yı ne Musa'yı memnun edebildi" dedikleri gibiydi.
Türkiye'deki bir savcı ile bazı yazarlar onu, Ermeni ve Kürt konularıyla ilgili sözleri için suçluyorlardı. Almanya'daki bazı yazarlar da, o sözlerini Türk televizyonunda açıklığa kavuşturduğu için...
Türkiye'nin resmi makamlarında oturanlar, onun Frankfurt'ta aldığı ödülü görmezlikten geliyorlardı. Onun o ödülü aldığı Almanya'daki bazı yazarlar da, "İnandırıcı olmak istiyorsan bizim istediğimiz gibi konuşmalısın" diyorlardı.
Frankfurt Fuarı'ndaki basın toplantısı salonunda, Orhan Pamuk'u bekleyen 100'den fazla basın mensubunun büyük bir kısmı, Pamuk'un bu polemikler karşısında söyleyeceklerini merak ediyordu.
Orhan Pamuk geldi. Bir saatten fazla süren basın toplantısında, herkesin merakını giderdi.
Önce kendi romancılığını anlattı. Roman yazmaya 30 yıl önce bugünlerde başlamıştı. Her yazar gibi o da çevresinden etkilenmişti. Aile çevresi, 'Batı kültürüne açık, laik bir çevre'ydi. Ülkesi ise, genel olarak, 'muhafazakâr içgüdüsü kuvvetli olan, Batı'nın etkisini hem isteyen, hem de buna karşı direnen' bir ülkeydi. O çelişkilerin içinde yaşamıştı. Ama çelişkiyi seviyordu. "Beni ben yapan şeyler de bu çelişkilerdir" diyordu.
Pamuk romanlarını da, kısa kısa anlattı. Onların da bu çelişkilerin içinden doğduğunu belirtti. Her birindeki roman kahramanında biraz da kendisinin bulunduğunu ifade etti...
Son romanı 'Kar'daki 'Ka' gibi kendisinin de siyasetin içine girmemeye çalışırken siyasetin konusu olduğunu söyleyerek, İsviçre gazetesinde çıkan sözleriyle ilgili bir özet yaptı.
Orada söyledikleri, CNN Türk'e söylediklerinin tekrarı gibiydi. Ben o CNN Türk'teki söyleşisini de dinlemiştim. İsviçre gazetesindeki demeci de okumuştum. Hiçbiri birbirinden 'Die Welt' gazetesi yazarının iddia ettiği gibi, 'o kadar farklı' değildi. Dünkü basın toplantısında söyledikleri de öyle...
CNN Türk'e de söylediği gibi:
-" 'Biz öldürdük veya Türkler öldürdü' demedim, 'öldürüldü' dedim" dedi. 'Genosid' sözünü kullanmadım" dedi.
O konuda görüş bildirmenin kendi işi değil, bilim adamlarının işi olduğunu söyledi. Kendisinin amacının Ermenilerin çektiği acıları paylaşmak ve bu konuların Türk kamuoyunda tartışılmasına katkıda bulunmak olduğunu anlattı.
İstanbul'da yapılan Ermeni Konferansı'nı da hatırlatarak "Katkı yaptığım konudaki gelişmelerden de memnunum" dedi.
Bu açıklama, Türkiye'deki 'Pamuk eleştirmenleri'ne de, Pamuk'u Almanya'da eleştirmeye başlayan 'akıl öğretme' heveslilerine de söyleyecek söz bırakmayan bir açıklamaydı.
Buna rağmen, toplantıda aynı konuyu açmak isteyenler oldu. Die Welt adına söz alan bir basın mensubu (belki sözünü ettiğimiz yazıyı yazan da oydu) "Ama CNN'de söyledikleriniz daha başkaymış. Öyle diyenler var" gibi soru soracak oldu. Pamuk ona:
"İşte ben buradayım. Ben ne söylüyorsam ona bakın. Başkalarının yorumuna değil benim söylediğime bakın" dedi.
Toplantı boyunca, buna benzer espriler de yaptı. Bir ara, Türkiye'de 'demokratikleşme' konusu açılıp da söz Kopenhag Kriterleri'ne gelmişken, dedi ki:
-Kopenhag Kriterleri arasına şöyle bir kriter konulsa ne iyi olacak... "Edebiyatçılara biraz da edebiyat üzerine soru sorulmalıdır" diye bir kriter.
Bu da, tabii, kahkahalarla karşılandı ve edebiyat üzerine soru soranlar da oldu. Bir gazetecinin sorusu, "Orhan Pamuk'un Avrupa'daki bugünkü edebiyat hakkında ne düşündüğü"ydü.
Orhan Pamuk bu soruya, şu yanıtı verdi:
"Böyle bir soruyu sorduğunuz için teşekkür ederim. Bana da güzelce, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne alınmasının Avrupa Birliği'ni olumlu bir biçimde değiştireceğini bir kere daha söyleme fırsatı vermiş oldunuz. Gollük bir pas attınız bana, teşekkür ederim."
Bu yanıt, Pamuk'un basın toplantısı sırasında, yeri geldikçe sık sık değindiği görüşünün özetiydi: "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi, Türkiye'nin de Avrupa Birliği'nin de yararınadır" görüşünün...
* * *
Toplantı bu sözlerle bitti. Orhan Pamuk, basın toplantısında öyle bir âdet olmamasına rağmen alkışlandı.
Yarın da alacağı Barış Ödülü'nün resmi töreni var.

Orhan Pamuk'un Barış Ödülü'yle ilgili afişi... Bu afiş Frankfurt Kitap Fuarı'nın açılışının öncesinden başlayarak birçok yere asıldı. Afişin arka yüzü de ilgi çekti. Orada, dünkü yazımızla birlikte yayımlanan '55 yıl içindeki Barış Ödülü sahipleri'nin fotoğrafları yer alıyordu. Afişi alanlar, yandaki fotoğrafta görüldüğü gibi, onları da ilgiyle incelediler.
FOTOĞRAF: REUTERS