Amerika dünyaya Hıristiyanlığı mı yaymak istiyor, Müslümanlığı mı?

Obama'nın Kahire konuşmasından önce ülkemizde yapılan bir araştırma (Profesör Yılmaz Esmer ve ekibinin araştırması) ilginç sonuçlar vermişti. Bunlardan bazısı, Amerika Birleşik Devletleri'yle ilgiliydi.

Obama’nın Kahire konuşmasından önce ülkemizde yapılan bir araştırma (Profesör Yılmaz Esmer ve ekibinin araştırması) ilginç sonuçlar vermişti. Bunlardan bazısı, Amerika Birleşik Devletleri’yle ilgiliydi. Biri şuydu:
Deneklerin yüzde 82’sine göre, ‘ABD, Hıristiyanlığı dünyaya yaymayı hedeflemektedir.’
Araştırma 34 ilde 1715 denekle yapılmıştı. Şu görülmüştü: Halkımızın büyük çoğunluğu, ABD için olumlu görüşlere sahip değildi.  Onun bir çeşit ‘Hıristiyan misyonerliği’ iş-levi üstlendiği görüşündeydi. Ülkemiz hakkındaki niyetlerinin de iyi olmadığını düşünüyordu.
Obama’nın Kahire konuşmasından sonra şimdi, akla şu geliyor: Acaba o anket bir daha yapılsa ve ABD’yle ilgili aynı sorular sorulsa, sonuç nasıl çıkar?
Çünkü, malum, Obama, Kahire’de, dünyaya, ‘Hıristiyanlığı yaymak’ bir yana, neredeyse ‘Müslümanlığı yaymak’ ister gibi konuştu. En azından, dinleyenlerde o izlenimi bıraktı.
***
Obama sözlerine ‘Esselamünaleyküm’ diye başladı. Endonezya’da çocukken sabahları Kuran sesi dinlediğinden söz etti. Kuran’ı Kerim’den ayetler okuyarak, İslam dininin ne kadar barışçı olduğunu vurguladı. ABD’de 9 milyon Müslüman’ın varlığını, gururla hatırlattı. Dünyanın bazı yerlerinde Müslümanlara yönelik olumsuz davranışlardan dolayı üzüntülerini belirtti...
Kahire’deki salonda onu dinleyen Müslümanlar, bu sözlerinden, tabii, memnun oldular. Konuşmasının belirli bölümlerini uzun uzun alkışladılar.
Bizim gazetelerimizde de, konuşmanın, İslamiyet’e saygı ve övgü içeren bölümleri manşetlerde yer aldı. Köşe yazılarında genellikle olumlu yorumlar yapıldı. Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan da konuşmanın hemen arkasından Obama’yı övücü sözler söylediler...
İktidarı destekleyen gazeteler, aynı tutumu izlediler. O arada Obama’nın kadınların ‘örtünme özgürlüğü’yle ilgili sözlerini, başlıklarına geçirdiler.
***
Evet, Prof. Yılmaz Esmer’in anketi, Obama’nın konuşmasından sonra yapılsa, deneklerin yanıtı değişir mi?
‘ABD dünyaya Hıristiyanlığı yaymayı hedefliyor’ diyenler, artık bunun tersini mi söyler?..
Belli olmaz. Çünkü Obama, o konuşmayı yaptı ama, denilebilir ki: ‘Takiyye’ yapmış olabilir. O ‘takiyye’nin arkasından Türkiye’ye ‘İslamiyet’e saygılı’ pozlarda ‘misyonerler’ gelebilir...
Şüphenin sınırı yok... Eğer, bir konudaki inanışınız ‘kesin’se, onun değişmesi kolay değil. Nitekim araştırmada da, ABD’nin hedefinin ‘dünyaya Hıristiyanlığı yaymak’ olduğunu söyleyen yüzde 82 denekten 36’sı o teşhisinin ‘kesin’ olduğunu bildirmiş. En azından, onların ikna olması güç. Bakarsınız, yapılacak yeni bir araştırmadan -yüzde oranları bir ölçüde değişse bile- ABD’nin ‘niyet’leri konusunda gene de benzeri bir sonuç çıkabilir...
***
Dayanağı olmayan nedenlerle ‘niyet okuma’ merakı, başka bazı ülkelerde olduğu gibi, bizde de yaygındır. Genellikle, bilgi eksikliğinden ve/veya aşırı şüphecilikten kaynaklanır.
Dünyada kendi dinlerini başkalarına kabul ettirmek isteyenler yok mu?.. Hıristiyanlığı, Müslümanlığı, başka dinleri?.. Elbette var...
Tarih içinde çok daha fazlaydılar. Hatta bunu zaman zaman kılıç zoruyla yapmışlardı. Sonra daha başka baskı yöntemleri uyguladılar. Fakat artık birçok ülkede o işler bitti. Uzun zamandır, değişik dinden, mezhepten, inanıştan olanların, birbirine saygı göstererek birlikte yaşaması esas...
Din alanındaki misyonerlik girişimleri giderek önemini kaybetti. Onu hâlâ sürdürmek isteyenler var ama, bunu ancak, demokratik ülkelerin özgürlük kuralları içinde yasal yoldan yapıyorlar.
Ancak hiçbir yerde fazla etkili olamıyorlar. Yaşadığımız çağın koşulları içinde, insanları inancını değiştirmeye ikna etmek zor. Bunun örneklerine ancak bireysel bazdaki istisna hallerinde rastlanıyor. Bu da din değiştirenlerin ne eski cemaatlerinde ciddi bir kayıp sayılıyor, ne yeni cemaatlerinde ciddi bir kazanç...
***
Tabii, ABD gibi durmuş oturmuş bir ülkede de hâlâ, din konusunda bağnaz tutumlar izleyen, ‘öteki’lere karşı ‘önyargı’yla bakan kimseler ve gruplar var... Ama ABD halkının -gerek etnik köken, gerek inanç, gerek düşünce açısından- çok çeşitliliği karşısında, herkesin ‘öteki’ gibi görebileceği tipler o kadar fazla ki, kimsenin o gerçeği kabul etmekten ve onun gereğini yerine getirmekten başka çaresi yok.
Hele devletin, bütün bu çoğulcu yapı içinde, ‘Hıristiyanlığı dünyanın başka ülkelerine de yaymak’ gibi bir ‘olmayacak iş’in peşine takılması, zaten mümkün değil.
Devletin din alanında yapabileceği en gerçekçi şey, dünyadaki öteki dinlerle, inançlarla, felsefi anlayışlarla, karşılıklı saygı zemini üzerinde yakınlaşmak, uluslararası sorunları, anlaşmalar, uzlaşmalar yoluyla çözmeye çalışmak...
Obama, işte bu gereği, yeni bir üslupla yerine getiriyor.
***
Aslında, ABD’nin devlet olarak, ‘dünyaya Hıristiyanlığı yaymak’ gibi bir hedefi, Bush zamanında da yoktu. Bush’un hedefi, ‘dünyaya ABD’nin gücünü yaymak’tı. İstediği her şeyi güç kullanarak elde etmekti.
O yolu izlerken, ne müttefiki olan devletlerin uyarılarına kulak veriyordu, ne de -kendi kurduğu Birleşmiş Milletler dahil- uluslararası siyasi mekanizmaların kurallarına uyuyordu. Dünyaya verdiği izlenim, ‘tek süper güç’ olarak artık ‘Ali Kıran başkesen’ haline gelmekte olduğuydu.
Gerçi Irak’taki başarısızlığı, o iddiasının etkisini hayli azaltmıştı. Ama gerek iç politikasında, gerek dış politikasında kullandığı üslup fazla değişmemişti.
Barack Obama ise, dünyanın karşısına, uzun zamandan beri özlenmekte olan bir başka üslupla ortaya çıktı.
O üslubun içinde, hem başka ülkelerin insanlarına karşı saygı ve sevgi ifadeleri var, hem insan hak ve hürriyetleri var, hem uluslararası adalet ilkeleri var. Hem de nezaket var, zarafet var.
***
Peki, Barack Obama’nın, söylediklerini gerçekleştirme olanakları ne kadar?..
Somut olarak: Ortadoğu’da Filistin sorununu -İsrail’e sözünü dinleterek- çözüme kavuşturabilecek mi?
Bölgenin -Irak dahil- başka yerlerinde barışın yerleşmesini sağlayabilecek mi?..
İran’a açılımından, istediği (bölgedeki başka ülkelerin de beklediği) sonucu alabilecek mi?
Dünyanın, Afrika dahil, diğer bölgelerindeki, açlık dahil, çeşit çeşit felaketlere karşı uluslararası kampanyaları yürütebilecek mi?
Guantanamo üssünde sembolleşen ‘işkence’ye son verme hedefine varabilecek mi?..
Dünyayı çevre felaketlerinden kurtarabilme yolunda etkin olabilecek mi?
Bunların hiçbirine şimdiden ‘kesin’ bir ‘evet’ cevabı vermek mümkün değil. Önünde kendi ülkesiyle ilgili siyasi koşullar var, dünyanın koşulları var... Onları aşmak zorunda. Zaten bunu kendisi de çok iyi biliyor. Ama o hedeflere varma yolunda elinden gelen çabayı göstermeye kararlı görünüyor.
Siyasi liderlerin başarılarının ölçüsü tabii, asıl görev sürelerinin sonunda belli olur. Ama, Barack Obama’nın göreve başladığı gün de belirtmeye çalışmıştım: Seçilişi, sadece ABD halkı için değil, tüm dünya halkları için büyük bir iyimserlik nedeni olmuştu.
Bence, o iyimserliği sürdürmemek için, ortada henüz bir neden yok.