Ana tema Türkler...

Almanya'da Türkiye konusu alevlendi. Bild'in önceki günkü manşetini el ilanı haline getiren Hıristiyan Demokratlar (CDU) üzerine de, "Bu yüzden 18 Eylül'de 'iki oy'unuzla birden CDU'yu seçin" diye yazmış.

Frankfurt - Seçim gününe üç gün kala, Türkiye konusu alevlendi. Angela Merkel'in Hıristiyan Demokratları, Türklere karşı sloganlarını, eskisinden daha sık ve yoğun şekilde tekrarlamaya başladılar.
Schröder'i de, iktidara 'Türk oyları'na dayanarak gelmeyi planlamakla, Türklerin başbakanıymış gibi davranmakla suçluyorlar.


Büyütmek için tıklayınız

Bild gazetesinin dün yansıttığımız manşeti, Hıristiyan Demokratlarca el ilanı haline getirildi. (Bir örneği birinci sayfamızda) Sokaklarda dağıtılıyor. İlanda Bild'in "Bu seçimin sonucunu Türkler mi belirleyecek?" manşetinin üstüne şu yazı oturtulmuş:
"Bu yüzdendir ki, 18 Eylül'de 'iki oy'unuzla birden CDU'yu (Hıristiyan Demokratları) seçin..."
Bu el ilanının afiş haline getirileceği haberleri de var.
Bild gazetesi bu kampanyayı körüklemeye devam ediyor. Dün yansıttığımız 'kesik fotoğraf'lı 'Seçim sonucunu Türkler mi belirleyecek?' manşetinden sonra, bugün de birinci sayfasında, eski Başbakan Schmidt'in Türkiye'nin AB'ye girişine karşı çıkan cümlelerine yer verdi.
Helmut Schmidt, Almanya'nın 70'li yıllardaki 'Sosyal Demokrat' başbakanıydı. Aktif politikadan ayrıldıktan sonra haftalık Die Zeit gazetesinin yayıncı ve yazarları arasına katıldı.
Çeşitli konularla ilgili yazılarında ve konferanslarında partisinin politikalarıyla çelişen görüşler savundu. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne alınmasına ise, zaten çoktandır karşıydı. Hatta bu konuda Hıristiyan Demokratlarınkinden de daha keskin gerekçeler ileri sürüyordu.
Bu defa da, Die Zeit'ta yayımlanan sözleriyle aynı şeyleri tekrarladı. Bild, bunu birinci sayfasına aldı ve şu başlıkla yayımladı:
'Türkiye'nin AB'ye katılımı-
Helmut Schmidt: Merkel haklıdır.'
Bu, Türkiye konusunda Merkel'e ünlü bir 'Sosyal Demokrat'tan gelen destekti. Liderliği altındaki 'Hıristiyan Demokrat'lardan gelen desteğin ise haddi hesabı yoktu.
Bavyeralılar daha da hızlı
Almanya'daki Hıristiyan Demokratlar, malûm, tek parti gibi faaliyet gösterirler. Aslında resmen 'iki parti'nin çatısı altında toplanmışlardır. Ama ikisinin bölgesi ayrıdır. Birbirinin bölgesinde aday göstermezler.
Bu, Münih'in merkezi olduğu Bavyera eyaletinin geleneksel bir iddiasının sonucudur. Bavyera kendisini, öteki eyaletlerden daha farklı görür. Eyalet adı olarak da kendine sadece 'Bavyera' demekle yetinmez. 'Hür Bavyera Devleti' der.
Dünya Savaşın'dan sonraki partilerin kuruluşunda da, Bavyera'nın Hıristiyan muhafazakârları, bu konudaki duyarlılıklarını sürdürmüşler, "Biz de Hıristiyanız ama, partimiz ayrı olacak" diye tutturmuşlardı.
Bu iddianın sonucu olarak, Bavyera'nın 'Hıristiyan partisi'nin adı, tüzüğü, başkanı, örgütü ayrı oldu. Almanya'nın diğer yerlerini kapsayan bölgedeki büyük kardeş parti 'Hıristiyan Demokrat Birlik' (CDU) adını taşıdı. Bavyera'nınki ise 'Hıristiyan Sosyal Birlik' (CSU)...
Tabii, Bavyera'daki Hıristiyan parti, daha birçok konuda olduğu gibi, Türkiye konusunda da, büyük kardeşinden daha tutucu ve daha katı politikalar izliyor. Bugünlerde alevlenen tartışmaya da en hızlı katılanlar onlar oldu. Partinin Meclis Grubu Başkanı Michael Glos, Alman seçmenlerin önünde korku verici tablolar çizmeye başladı. Son söylediği şu:
"Anadolu'da milyonlarca insan, valizlerinin üzerinde bekliyor."
Schröder kazanırsa işte o milyonlarca insan, hemen harekete geçip Almanya'ya gelecekmiş gibi...
Bunun hiç de böyle olmadığını, Türkiye'nin Avrupa'ya resmen katılması halinde bile serbest dolaşımın hemen başlamayacağını o da biliyor. Fakat söylüyor işte...
Bütün bu ürkütücü iddialara cevap verme işlevini bu günlerde 'Yeşiller'in baş adayı Dışişleri Bakanı Joscka Fischer üstlenmiş görünüyor. Son beşli televizyon konuşmasında o işlevi yerine getirmişti. Dün verdiği demeçlerde de aynı şeyi yaptı.
Hıristiyan Demokratlara, Türkiye'ye Avrupa Birliği sözünü veren ve 1963'teki Ankara Anlaşması'nı imzalayan hükümetin, bir Hıristiyan Demokrat Başbakan'ın (Konrad Adenauer'in) hükümeti olduğunu hatırlattı.
Hıristiyan Demokratlar, Türkiye'deki büyük reform hamlelerine rağmen, o sözden dönerlerse, bunun çok tehlikeli olacağını belirtti.
Bunu diğer gazeteler gibi Bild'e verdiği bir demeçte de vurguladı. Dedi ki:
"Merkel'in ve Stoiber'in (Hıristiyan Bavyera Partisi Başkanı) AB kapısını Türklerin yüzüne kapatmak istemeleri tehlikelidir, körlüktür ve sorumsuzluktur."
Töre cinayeti konusu
Alman seçmenleri Schröder'in Türkiye politikasından soğutmak için kullanılabilecek bir olay da, şu günlerde televizyonlarda tekrar yayımlandı.
Bu bir töre cinayetiydi. 23 yaşındaki Hatun Sürücü, üç erkek kardeşi tarafından aile namusunu lekelediği gerekçesiyle sokak ortasında öldürülmüştü. Üç kardeş yakalanmıştı. Duruşmaları önceki gündü. Kardeşlerin en küçüğü, mahkemedeki ifadesinde, cinayeti kardeşinin işlediğini itiraf etmiş, fakat yargı, "Senin itirafın yetmez" diyerek,
ötekilerin aklanması talebini reddetmişti.
Duruşma birçok televizyonda ayrıntılarıyla yayınlandı. Üzerine uzmanlar yorumlar yaptılar. Almanya'da 1996'dan 2004'e kadar işlendiği bilinen töre cinayetlerinin sayısının 40'a ulaştığını bildirdiler.
Bir uzman, bu sayının sadece 'bilinen' cinayetler olduğunu, bazı cinayetlerin ise Türkler arasında gizlendiğini öne sürdü.
Töre cinayetleri üzerinde yorumlar da yayımlandı. Bunlar arasında "İşte Türkler böyledir. Avrupa topluluğuna niçin girecekler? Töre cinayetlerinin sayısını artırmak için mi?" diye, konuyu -açık açık- günün tartışmasının içine çekenler de oldu.