Angela Merkel yine Türkleri hedef aldı

<arabaslik>Alman halkına yeni mesaj</arabaslik></br>Türkiye karşıtlığını ideoloji haline getiren Hıristiyan Demokratlar, Başbakan Schröder'in Türklere yönelik sıcak mesajlarına karşı, Almanlara yeni bir mesaj vermeye başladı: Schröder, Alman seçmenleri, Türklerin oylarıyla yenmek istiyor... </br><arabaslik>Bild gazetesi de havaya uydu</arabaslik></br>Hıristiyan Demokratlara yakın Bild gazetesi de Doğan Medya'yı ziyaret eden Schröder'i eleştirdi: Türklerle Almanların birlikte yaşamasına darbe vuruyorlar.

Almanya'da yaşayan iki buçuk milyon Türk'ün üçte biri artık Alman vatandaşı. Sadece seçmen olanların sayısı ortalama 600 bin civarında.
Bu, başa baş bir seçim yarışında çok önemli bir sayı. Hatırlamak gerekir ki, 2002'deki genel seçimlerde iki karşıt grup arasındaki sonucu belirleyen oy farkı çok azdı. Bir hesaba göre bu fark 100 bin, diğerine göre de 10 bin civarındaydı.
Sosyal Demokratlarla Yeşillerin seçimi kazanıp hükümet kurması, o yaklaşık 100 veya 10 bin oy sayesinde mümkün olmuştu. O sonuç, birçok gözlemci tarafından 'Türkler onlara oy verdiği için böyle oldu' diye yorumlanmıştı.
Tabii, oylama gizli... O zamanki sayılarıyla 500 bin civarındaki Türk seçmenin ne kadarının Sosyal Demokratlara ve Yeşillere oy verdiği tam olarak saptanamaz. Ancak, genel eğilim belliydi. Türklerin çoğunluğu onlardan yanaydı. Ama gene de, Hıristiyan Demokratlara veya ortakları Hür Demokratlara oy veren Türkler de vardı. Çünkü o partiler de Türklerden oy almak için kampanyalar yapıyorlardı. Almanya'daki Türklerle ve Türkiye ile aralarını iyi tutmaya özen gösteriyorlardı.
Bugün bu dengede Sosyal Demokratların ve Yeşillerin geçen seçimden çok daha büyük bir ağırlık kazandığı açıkça görülüyor. Çünkü Angela Merkel ve partisi üç yıldan beri izlediği politikalarla, 'Türkiye karşıtlığı'nı neredeyse bir ideoloji haline getirdi. Yaptığı resmi konuşmalarda, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine karşı çıkıyor ve 'imtiyazlı ortaklık' gibi ne olduğu belirsiz bir formül öneriyor. Gerçi Merkel, bunu 'Türkiye'nin çıkarı' için yaptığını öne sürüyor ama, buna -kendisi de dahil- kimse inanmıyor.
Hele Hıristiyan Demokrat Partiye ve onun Bavyera'daki uzantısı Hıristiyan Sosyal Birlik'e eskiden üye olup da, üyeliklerini hâlâ muhafaza eden Türkler... Onlar, buna inanmadıkları gibi, partileri içindeki son gelişmeler yüzünden daha da karamsar oldular.
Son gelişmeler şöyle:
Hıristiyan Demokrat Parti içindeki Türklerin ileri gelenleri (aralarında bir de Türk aday var), partinin Türklere yönelik bir propaganda atağına geçmesini istiyorlardı. Önerileri şuydu: Bir kampanya açılacaktı. Hıristiyan Demokrat Parti'nin Türkiye devletiyle ilgili tutumu bir kenara bırakılacaktı. Almanya'daki Türklerin yaşamını kolaylaştırıcı önlemler gündeme getirilecekti. Bunlar, partinin Alman vatandaşı Türklere vaatlerini içeren bir program halinde açıklanacaktı. Türklere, toplantılar ve broşürlerle anlatılacaktı.
Türk kökenli Hıristiyan Demokrat partililer, bu projelerini partilerinin yönetimine götürdüler. Ama , 'Bunu yapamayız' cevabını aldılar.
Parti Genel Sekreteri Völker Kauder'in gerekçesi şuydu: Alman kökenli Hıristiyan Demokrat partililerin çoğu, Türklere yönelik bu yaklaşımı yadırgayabilirdi.
Böylece, Hıristiyan Demokrat partili Türklerin, Türk seçmenlerin hiç olmazsa bir kısmının fikrini değiştirebilme umutları suya düştü.
Aynı zamanda da şu anlaşıldı: Hıristiyan Demokrat yönetim Türk seçmenlerin oylarını tamamen gözden çıkarmıştı.
Zaten, yapılan anketlere göre Hıristiyan Demokratlar, Türk oylarının taş çatlasa yüzde 10'unu alabileceklerdi. Türklerin yüzde 62'sinin Sosyal Demokratları, yüzde 22'sinin Yeşilleri, yüzde 3'ünün ise Sol Parti'yi seçmeleri bekleniyordu.
Son televizyon tartışmalarından ve hele Schröder'in Frankfurt'ta Doğan tesislerini ziyareti sırasında verdiği mesajlardan sonra, bu tabloda Hıristiyan Demokrat oylarının daha da azalması söz konusuydu.
Ancak, dünden itibaren başka bir gelişme oldu. Hıristiyan Demokratlar, Schröder'in Türklere yönelik mesajlarına karşı, Almanlara yeni bir mesaj vermeye başladılar. Mesajın özeti şuydu: "Schröder, Alman seçmenleri, Türklerin oylarıyla yenmek istiyor."
Bild'in yayını
Seçim kampanyasının başlangıcından beri daha çok Hıristiyan Demokratlara yakın bir yayın politikası izleyen Bild gazetesi de bu havaya uydu.
Gazetenin dünkü manşeti şöyleydi: 'Seçim sonucunu Türkler mi belirleyecek?'
Bunu tamamlayıcı başlıklarda şu cümleler vardı:
"Schröder 600 bin oyu almaya uğraşıyor.
Türkiye'nin AB'ye girmesi plânı seçim sonucunu tayin eden konu mu olacak?
Schröder Hürriyet gazetesini ziyaretinde söz verdi: Sosyal Demokratlar gelirse üyelik müzakerelerinin başlaması kesinleşecek."
Gazetenin ikinci sayfasının büyük kısmı da bu konuyla ilgili haber, fotoğraf ve yorumlara ayrılmış. Başyazı niteliğindeki yorum köşesinde, Von Dirk Hoeren, Schröder'in Türklere bu kadar yakınlaşmasını eleştiriyor. 'Türkler' konusunu seçim kampanyası konusu yapan asıl partinin yabancı karşıtı Almanlardan oy almak isteyen Hıristiyan Demokrat Parti olduğunu tamamen es geçiyor. Sosyal Demokratlar ve Yeşiller için ise şöyle diyor:
"Alman-Türk azınlığını seçim hedeflerinin aracı haline getirenler, Almanlarla Türklerin birlikte yaşamasına darbe vurmuş olurlar."
Gazetenin birinci sayfasında yayımladığı Schröder fotoğrafı ise, Alman seçmenlerinin Türklerden hoşlanmayan kesimindeki tepkileri daha da artırıcı nitelikte. Fotoğraf, Schröder'i, arkasındaki zemini tamamen kaplayan bir Türk bayrağının önündeymiş gibi gösteriyor. Ama bu fotoğraf gerçeğin tümünü yansıtmıyor. Gerçeğin tümü yukarıdaki sütunlarımızda yayımladığımız fotoğraflarda ve fotoğrafların yanındaki yazıda.
Gerçeğin üçte biri
Schröder'in konuştuğu platformun arkasında sadece bir değil, iki bayrak vardı: Türk ve Alman bayrakları... Ortadaki mavi bölümde de, Doğan grubunun gazetelerinin isimleri yazılıydı. Böylece, grup gazetelerinin Türk ve Alman ulusları arasındaki dostluğun gelişmesine katkıda bulunmayı ilke edindiği belirtilmek istenmişti..
Bild'in yayımladığı fotoğrafı çeken ajans fotoğrafçısı ise, Schröder'in arkasındaki zeminin üç bölümünden ikisini yok edip, sadece birini göstermişti. Böylece Alman Başbakan'ın Türklerle ilgili tavrını eleştirenlerin amacına uygun bir fotoğraf ortaya çıkmıştı. Fotoğrafçı, anlaşılıyor ki, bunu sağlayacak bir açı bulmak için epey uğraşmıştı. Veya, bunu fotoğrafın çekilmesinden sonraki 'çerçeveleme' işlemi sırasında sağlamıştı.
Gerçek bir görüntü yerine, 'gerçeğin üçte birini' yansıtmayı beceren bu fotoğraf, fotoğrafçılık sanatı açısından kutlanacak bir başarı sayılabilir. Ayrıca biz Türkler için güzel bir görüntü sergiliyor. Alman Başbakanı'nın Türk bayrağı altında verdiği dostluk mesajlarına uygun düşüyor. Nitekim bizim bazı gazetelerimiz tarafından da yayınlandı.
Ama bu fotoğraf, Hıristiyan Demokratlara yakın büyük bir Alman gazetesinde "Alman seçimlerinin sonucunu Türkler mi belirleyecek?" başlığıyla yayımlanınca başka bir anlam kazanıyor. Hıristiyan Demokrat polemikçiler için, Türklere sempatiyle bakmayan seçmen kesimlerini Schröder'e karşı kışkırtabilecekleri bir araç haline geliyor.
Portre: Angela Merkel
Almanya'nın ikiye bölünmüşlüğü sırasındaki 'Soğuk Savaş' döneminde Almanlar genelde 'Doğu'dan Batı'ya' geçerlerdi. 'Komünist Doğu'daki baskı yönetiminden kendilerini kurtarıp 'Hür Batı'ya' yerleşmek isterlerdi. Doğu Almanya yönetimi bunu önlemeye çalışırdı. Berlin Duvarı'nın örülmesinin de amacı oydu, iki ülke arasındaki sınırda alınan diğer önlemlerin de...
Angela Merkel'in ailesi bunun tersine bir örnek vermiştir. Rahip olan babası Horst Kasner, 1954 yılında, Batı'da Hamburg'da yaşarken, oradan kalkıp Doğu'ya geçmiştir. 'Komünist Doğu'yu ideolojik olarak tercih ettiğinden değil... Görevi gereği... Bağlı olduğu Protestan Kilisesi bazı başka din adamları gibi onun da Doğu'da çalışmasını istemişti. Bunun nedeni Doğu'daki Protestan halkın din adamı ihtiyacının karşılanamamasıydı.
Merkel'in babası kilisenin isteğine uydu.
Eşi Herlind ve o zaman henüz birkaç aylık olan Angela'yla birlikte Doğu Almanya'daki Brandenburg şehrine gitti. Ama din adamı olması nedeniyle, orada çeşitli sıkıntılarla karşılaştı. Doğu Almanya'nın gizli polis örgütü Stasi tarafından sürekli izlendi. Faaliyetleri nedeniyle uyarıldı ve sorgulandı.
Merkel'in annesi Herlind ise Doğu'ya geçmeden önce Hamburg'da Latince ve İngilizce öğretmeniydi. Doğu'ya geçtikten sonra o da rahat edemedi. Şüpheli bir 'Batılı Alman' muamelesi gördü. Öğretmenlik yapmasına izin verilmedi. Ailece bir çeşit getto yaşamı sürdüler.
'Komünist bir genç kız'
Batı'da doğup Doğu'da büyüyen Angela Merkel, gençliğinde, rahip olan babasından farklı bir hayat anlayışına sahipti. Bir ara, Komünist Gençlik Hareketi'ne (FDJ) bile katıldı. İlköğretiminin ardından dilbilimi okudu. Dil öğretmeni ve çevirmen olarak çalışmak istedi. Fakat babasının statüsü ve mesleği yüzünden, Doğu Almanya hükümeti buna izin vermedi. Sonunda Leipzig'deki Karl Marx Üniversitesi'nde fizik okumaya karar verdi. 1986'da fizik alanında doktorasını aldı. Doğu Berlin Bilimler Akademisi'nde görev aldı. Henüz 23 yaşında (1977), Leipzig'de tanıştığı Ulrich Merkel ile dört yıl süren ilk evliliğini yaptı. Ondan ayrıldıktan sonra da, Akademi'de tanıştığı kimya profesörü Joachim Sauer'le 1998'de ikinci evliliğini yaptı.
1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılması Merkel'i siyasete yöneltti. Doğu'daki ilk demokrasi adımları sırasında, Protestan Kilisesi etkisindeki Demokratik Uyanış Hareketi'ne (Demokratische Aufbruch) katıldı. Hareketin basın sözcülüğünü üstendi.
1990'da Almanya'nın yeniden birleşmesinden iki ay önce de, Doğu'da örgütlenmekte olan Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi'ne (CDU) girdi. 1991'de Başbakan Kohl'ün doğululara yer vermeye özen gösterdiği kabinesinde Kadın ve Çocuk Bakanı olarak yer aldı. Bakan olduğunda henüz 36 yaşındaydı. Almanya'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki en genç bakanıydı.
Kohl'ün 'kızı'ydı
1994 seçimlerinin ardından Kohl onu Çevre Bakanlığı'na atadı. Kohl onu 'kızım' diye çağırırdı. O da Kohl'ün en yakın destekçilerinden biriydi. Fakat 1999 yılında ortaya çıkan 'partiye para sağlama' skandalı üzerine Kohl'a olan desteğini kesmekte tereddüt etmedi. Partinin Kohl olmadan da yoluna devam edebileceğini ve etmesi gerektiğini savundu. 2000 yılındaki parti genel kongresinde büyük bir çoğunlukla parti başkanlığına seçildi.
Özetle; Merkel'in hikâyesi diğer Hıristiyan Demokrat liderlerinkinden farklı. O şimdi, iki Almanyalı dönemin Batı kökenli ve Katolik ağırlıklı bir partisinin, Doğu Alman kökenli ve Protestan bir kadın lideri...
51 yaşındaki Merkel, iktidardaki Sosyal Demokrat Parti lideri Schröder'i yenilgiye uğratabilirse, ülkenin 'ilk kadın başbakanı' olacak. Hem de İngiltere'nin eski başbakanı Margaret Thatcher gibi muhafazakâr bir kadın başbakan... Bu açıdan, Merkel için şimdiden "Almanya'nın Thatcher'ı" benzetmesi yapılıyor. Son Newsweek dergisi de onu 'demir leydi' (iron lady) ilan etti.