Asıl söz seçmende

KONDA araştırması doğru çıkarsa, AKP'lilerin saplantılı davranışları ölçüsüzleşebilir. Bunu önlemek seçmenin işi...

Seçim öncesindeki kamuoyu araştırmaları, her zaman çok tartışılır.
Araştırma sonuçlarında puanları düşük görülen partiler, bunların yanlış olduğunu öne sürerler. Hatta bazıları, araştırmacıları, birtakım çevrelerin amacına uygun davranmakla suçlarlar. Derler ki:
"Bunların istediği, puanı düşük gösterilen partilere oy verecek olanların moralini bozmaktır, umudunu kırmaktır. Onları 'Nasıl olsa sonuç alamayız' kötümserliğine uğratıp, sandık başına gitmekten caydırmaktır."
Araştırmacıların buna verdikleri yanıt ise şudur:
"Biz, yaptığımız çalışmanın sonuçlarını yayımlıyoruz. Bundan başka bir amacımız yok. Eğer bu sonuçlar, seçmenleri etkiliyorsa, sadece o şekilde etkilemez... Başka şekillerde de etkiler... Mesela, puanı yüksek partinin oy oranına bakıp bunu çok yüksek gören bazı seçmenler de, 'Yaa, demek ki böyleymiş. Bu kadarı da çok fazla olur. İktidar-muhalefet dengesi bozulur' deyip o partiye oy vermekten vazgeçebilirler. Puanı düşük partileri güçlendirmenin gereğine inanıp onlara yönelebilirler."
Böyle savunurlar araştırmacılar kendilerini... Seçmenlerin araştırmalardan etkilenmesinin iki karşıt sonucu olduğunu, o sonuçların birbirini telafi edeceğini, araştırmanın genel dengesini bozmayacağını söylerler...
Bu savunma ne dereceye kadar doğrudur, o da ayrı bir tartışma konusudur.
* * *
Evet, tartışılır şeylerdir kamuoyu araştırmaları... Ama çağımızda artık onlarsız bir seçim hiçbir demokratik ülkede olmuyor.
Evvelden, Fransa dahil, bazı Avrupa ülkeleri, bunların 'sakınca'larını önlemek için bazı sınırlamalar getirirlerdi. Seçim araştırmalarına bir iki hafta öncesinden yayın yasağı koyarlardı. İletişim teknolojisindeki gelişmeler karşısında bunun bir faydası olmadığını görmekte gecikmediler.
Kaldı ki evvelce sayıları az olan araştırma kuruluşları çoğaldıkça o 'sakınca'lar da azalmaya başladı. Birinin araştırmasında puanı düşük olan bir parti, ötekinin araştırmasında çok daha yüksek puanlı görünebiliyor. Politikacılardan, isteyen istediğine inanıyor... Seçmenlerine de 'Doğru olan budur. Diğerleri yanlıştır, maksatlıdır' diyebiliyor.
Tabii, bu durum seçim gecesine kadar devam ediyor. Kamuoyu araştırmacılardan hangisinin doğruya ulaştığı veya yaklaştığı o gece anlaşılıyor.
* * *
Bizde de bu defa gene öyle olacak... AKP ile CHP'nin yüzde 30 civarında oy oranıyla başa baş göründüğü araştırmalar mı doğru çıkacak, AKP'yi yüzde 40, CHP'yi 20 civarında gösteren araştırmalar m?..
Bugün bu ikinci gruptan bir araştırma sonucu Radikal'de yer alıyor. Araştırmayı yapan, Tarhan Erdem'in kurucusu olduğu KONDA kuruluşudur.
Birinci sayfada ve Erdem'in kendi sütununda göreceksiniz, ortaya koyduğu veriler, AKP'nin tek başına iktidara gelmesi ihtimalini yüksek gösteriyor.
Ben değerli politikacı ve yazar arkadaşım Tarhan Erdem'i çok eskiden beri tanıyorum. Araştırmalarında ne kadar objektif ve dikkatli davranmaya çalıştığını bilirim. Nitekim geçmiş seçimler öncesindeki araştırmalarının çoğunun isabet derecesi seçim sonuçlarıyla ortaya çıkmıştır.
Ama bu defa bu araştırmanın yanlış çıkmasını veya önümüzdeki üç gün içinde seçmenleri etkileyerek, araştırmadaki dengelerin değişmesine katkıda bulunmasını diliyorum.
AKP'nin 310-340 milletvekiliyle iktidara gelmesi...
CHP'nin milletvekili sayısının 100-120 arasında kalması...
MHP'nin 70-90, Bağımsızların 25-30 milletvekili çıkarması...
Bu, AKP kadrolarının şimdiye kadar çeşitli örneklerini izlediğimiz saplantılı davranışlarında daha da ölçüsüzleşmesine yol açabilir.
O kadrolarda Türkiye Cumhuriyeti'nin, Anayasası'nın 2'nci maddesine göre insan haklarına dayalı 'demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti' olduğunu unutanlar, vatandaşlarımız arasında 'dindar-dinsiz' diye ayırımcılık yapanlar, Anayasamızın 24'üncü maddesindeki laiklik anlayışını fiilen değiştirmeye çalışanlar bulunduğu bir gerçektir.
Bu gerçek, gazetelere, televizyonlara yansıyan olaylarla tekrar tekrar ortaya çıkmaktadır.
AKP'nin yeniden ve aşağı yukarı aynı çoğunlukla iktidara gelmesi halinde, o olayların nedeni olan kadroların daha da pervasızlaşması ve ülkedeki gerginliği artırması ihtimali büyüktür.
Bu açıdan, Radikal'in bugün yayımladığı araştırma verilerinin, seçime kadarki gelişmelerle yanlış çıkmasında, seçmenlerimizin, o ihtimali göz önünde tutarak, oylarını, başta CHP olmak üzere AKP dışındaki partileri ve adayları güçlendirecek şekilde kullanmalarında sayılamayacak kadar fayda vardır.



Yasaya aykırı Kuran kursu uygulamalarından örnekler...
Milliyet Gazetesi, Kuran kurslarındaki yasadışı uygulamaların örneklerini yayımladı. AKP'yi destekleyen Vakit de, Kuran kurslarına katılanların sayısının 2 milyondan 3 milyona çıktığını açıkladı.

Yasalarımıza göre iki türlü Kuran kursu var. Biri, ilköğretim yani 8'inci sınıfı bitirenler için açılan kurslar... İkincisi ilköğretimin beşinci sınıfını bitirenler için açılan tatil kursları... Bunların Diyanet İşleri Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı'nca denetim altında tutulacağı, gene yasalarda belirtiliyor. (1965 tarihli 633 sayılı yasa ile, o yasaya 1999'da 4415 sayılı yasayla eklenen 3'üncü madde.)
Buna göre, ilköğretimin 8'inci sınıfını bitirmeyen öğrenciler, ancak 5'inci sınıfı bitirmişlerse, o da tatil dönemiyle sınırlı olarak, o kurslara katılabiliyorlar.
Bunun için, kendilerinden, ailelerinin rızasıyla birlikte 5'inci sınıfı bitirdiklerinin belgesi isteniyor.
Kural bu... Bu kuralın gerekçesi de, çocukların Kuran'ı Kerim'i ve anlamını öğrenmeden önce, Türkçelerini yeterince geliştirmiş ve ilköğretimin belirli bir düzeyine gelmiş olmaları gereği... Bu, çocuk psikolojisiyle ilgili bilimsel bir düzenleme...
Fakat, geçen gün (17 Temmuz günü) Milliyet gazetesi muhabiri Gürkay Akgüneş'in araştırma yazısından öğreniyoruz, o kurslarda artık o kurala da uyulmaması olağan hale gelmiş... Çocuklar 5'inci sınıftan daha geride olsalar da (henüz birinci sınıfta olsalar bile) kursa alınıyorlar...
Üstelik kursa katılmaları çeşitli hediyelerle teşvik ediliyor. Dereceye girenlere bisikletler, altınlar, eşofmanlar 'promosyon' olarak vaat ediliyor.
Böylece kursa girenlerin sayısı, yasalara aykırı olarak, hızla artırılıyor. Buna herhangi bir denetim getirilmiyor. Ve varılan sonuç, AKP'yi destekleyen gazetelerce 'başarı' olarak ilan ediliyor.
Ayrıca, bir de kaçak Kuran kursları var ki, onlardaki 'sistem'in nasıl işlediği bilinmiyor. Evvelden o kaçak kursları açmanın ciddi cezası vardı. Saptanmaları halinde bir daha açılmamak üzere kapatılırlardı. Sorumluları hakkında da dava açılırdı.
Şimdi 'kapatma cezası' kalktı. Sorumlular, eğer haklarında soruşturma açılırsa, basit bir para cezası verip, kurslarını yeniden açabilirler.
Ama zaten, bu konunun yetkililerce üzerinde durulduğu ve sorumluların saptanıp haklarında soruşturma açıldığı da şimdiye kadar pek işitilmedi.