Aşkın'ın aleyhine konuşmak ne?

Yücel Aşkın 'aleyhinde' yazılan çizilen ve söylenenlerin haddi hesabı yoktu. Başbakan'ın rahatsız olduğunu hiç görmedik.

Yücel Aşkın davasıyla ilgili olarak, Aşkın'ın 'aleyhinde' yazılan çizilen ve söylenenlerin haddi hesabı yoktu...
Bunların çoğu medyaya da yansımıştır. Rektörün açılan kasalarından çıkarılıp el konulan -devletin güvenlik birimlerine ait- dosyaların içeriklerinin, nasıl çarpıtılarak sızdırıldığı da, tüm gazete okurlarının hatırındadır. Bunun inanılmaz örneklerini (fotokopileri de dahil) biz de bu sütunda yayımlamıştık.
Başbakan sayın Erdoğan'ın bunlardan rahatsız olduğunu hiç görmedik. "Bunlar mahkemeyi etkilemek diye yorumlanır" demedi. O konuda herhangi bir uyarıda bulunduğu da işitilmedi. Üstelik o beyanların ve yayınların kaynaklarından bir kısmının, hükümetin emrinde veya hükümete yakın çevreler olduğu belliydi. Hükümetten hiçbir yetkili, o çevrelerin sorumlularına "Yapmayın, etmeyin" telkininde bulunmadı.
Ama, son TÜSİAD toplantısında Mustafa Koç, Aşkın'ın gözaltına alınış şeklini ve tutukluluk süresinin uzunluğunu 'tasvip' etmediğini belirtince, birdenbire inanılmaz bir tepki gösterdi sayın Başbakan... Anayasa'nın 138'inci maddesinden söz etti. "Bu bir suçtur" dedi...
Başbakan bu 'suç duyurusu'nu CNN Türk'te Milliyet yazarı Taha Akyol'un sorularını cevaplarken yaptı.
Taha Akyol'un da, Başbakan'dan böyle bir açıklama beklemediği, ertesi günkü yazısından anlaşılıyor. Başbakan'ın TÜSİAD yetkililerini "Bu işlere karışmamalıdırlar" diye eleştirmesinden sonrasını, Akyol şöyle anlatıyor:
"CNN Türk'teki mülakatımda "Savcılara suç duyurusu mu yapıyorsunuz?" diye sorduğumda, sanıyordum ki Başbakan "Hayır, sadece eleştiriyorum" gibi bir cevap verecek... Aksine, Başbakan savcıları göreve davet etti. Bu tepkisini ölçüsüz bulduğumu belirtmeliyim."
Başbakan, Akyol'un ölçüsüz diye nitelediği tepkisini aynı 'mülakat' içinde daha da yaygınlaştırmış, YÖK Başkanı'nın, Baro Başkanı'nın Van'a gitmesinin, CHP'li parlamenterlerin duruşmaları izlemelerinin de 'mahkemeyi etkileme' anlamına geleceğini ileri sürmüştü.
* * *
İşin ilginç yanı şu: Başbakan, Mustafa Koç'un ve Aşkın davasına aynı yönde ilgi gösteren diğerlerinin tutumunun, mahkemeyi etkileme anlamına geldiğini iddia ederken, Anayasa'nın 138'inci maddesinin ikinci fıkrasından söz ediyor...
Oysa, dikkatli okumadı da ondan mı fark etmedi, bilinmez, o fıkra, asıl, kendisinin ve iktidardaki arkadaşlarının mahkemeleri etkilemesini önlemek için konulmuş bir fıkradır.
Başbakan, her şeyden önce, 138'inci maddenin Anayasa'daki yerine bakmalıdır.
O yer, Anayasa'nın Üçüncü Bölümü'nü oluşturan 'Yargı' bölümünün başındadır, "Mahkemelerin Bağımsızlığı" başlığını taşır. Ve mahkemelerin 'Yasama ve yürütme organlarından bağımsızlığı'nın koşullarını belirler.
Başbakan'ın sözünü ettiği ikinci fıkra, bunun genel kuralını koyar. Onun arkasından gelen üçüncü fıkra yasama yetkilerine bu açıdan sınırlar koyar. Dördüncü fıkra da, yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğunu, kararları değiştiremeyeceğini, yerine getirilmelerini geciktiremeyeceğini belirtir.
Yani, maddenin tümünün doğrudan doğruya muhatabı olanlar, 'Devletin başı' olan cumhurbaşkanından başlayarak, hükümet ve meclis üyeleridir. Anayasa'ya bu maddenin konulmasının nedeni, mahkemelerin bağımsızlığını, en başta onların baskısından ve etkisinden korumaktır.
Başbakan'ın yaptığı suç duyurusuna dayanak olarak kullandığı ikinci fıkra da, aynı anlamdadır. Metni şudur:
"Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında, mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz."
Başbakan maddenin içinden 'kişi' sözünü cımbızla çeker gibi çekerek, bu fıkrayla Mustafa Koç, Erdoğan Teziç, Özdemir Özok gibi 'kişi'lerin sorumlu tutulacağını söylüyor. Veya TÜSİAD, YÖK, Baro Başkanlığı gibi 'tüzel kişi'lerin...
Ama fıkraya biraz dikkatle bakarsa, cümlenin yazılışından anlayacaktır: Fıkra en başta, devletteki makam veya mevki sahibi kişilerden söz ediyor. Devletin diğer bir kısım mensuplarına 'emir vermek', 'talimat vermek', 'genelge göndermek', 'tavsiye'de, 'telkin'de bulunmak yetkisine sahip olanlardan... Onlara diyor ki: "Sizin böyle yetkileriniz var ama, bunları hâkimlere karşı kullanamazsınız."
Yani, meselâ Başbakan'a diyor ki, o madde:
"Sayın Başbakan, siz, yürütmenin başısınız... Tüm bakanlıklara ve devlete bağlı kuruluşların başlarına emir verebilirsiniz, genelge gönderebilirsiniz, tavsiyede, telkinde bulunabilirsiniz ama, bunları mahkemelere ve hâkimlere yönelik olarak yapamazsınız..."
Fıkranın asıl amacı budur. Başbakan'a, bakanlara ve devletin yetkili yerlerindeki diğer kişilere, yargı konusunda karşı karşıya bulundukları sınırlamaları hatırlatmaktır.
* * *
Ama varsayalım ki, bunun içine zorlama bir yorumla, diğer tüm kişiler sokulabiliyor. O maddeden, onların da, yargı süreciyle ilgili sözlerinin 'mahkemelere ve hâkimlere' telkin ve tavsiye niteliği taşıyabileceği ve o sözleri söylememeleri gerektiği sonucu çıkarılabiliyor... O takdirde dahi, maddenin birinci hedefinin, yürütme ve yasama organları mensuplarının yargı karşısındaki 'kırmızı çizgileri'ni belirlemek olduğu muhakkaktır. 138'inci maddenin ikinci fıkrasını kimin ihlâl ettiği sorusuna, önce onlardan başlayarak cevap aramak gerekir...
Başbakan'ın son açıklamasından sonra, o soruya verilebilecek cevap da çok açıktır:138'inci maddenin ikinci fıkrasını ihlâl eden kişi, en başta sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dır.
Bu 'ihlâl'in sonucu da meydandadır: Başbakan Erdoğan'ın, CNN Türk yayınında Taha Akyol'a söylediklerinin yayımlanmasından 12 saat sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcısı'nın harekete geçtiği açıklanmıştır. Başsavcının sadece Mustafa Koç hakkında değil, YÖK Başkanı, Barolar Birliği Başkanı, CHP Genel Başkanı hakkında da mahkemeleri etkilemeye teşebbüs ettikleri iddiasıyla inceleme başlattığı bildirilmiştir.

Başbakan, Mustafa Koç ve diğer bazı kişiler için suç duyurusu yaparken Anayasa'nın 138'inci maddesinin ikinci fıkrasını dayanak olarak kullanmıştır. Maddenin tam metni şöyledir

Üçüncü Bölüm
Yargı
I. Genel Hükümler
A. Mahkemelerin Bağımsızlığı
MADDE 138 - Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.
Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, Mustafa Koç'a ve diğer bazı kişilere isnat ettiği suçla ilgili Türk Ceza Kanunu'nun maddeleri ise şunlardır

Yargı görevi yapanı etkileme
MADDE 277. - (1) Bir davanın taraflarından birinin veya birkaçının veya sanıkların veya davaya katılanların, mağdurların leh veya aleyhinde, yargı görevi yapanlara emir veren veya baskı yapan veya nüfuz icra eden veya her ne suretle olursa olsun adı geçenleri hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kimseye iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir. Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde verilecek ceza altı aydan iki yıla kadardır.
Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs
MADDE 288. - (1) Bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma veya kovuşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, hâkim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.