Barış, savaş ve seçim...

Anayasa'nın 78'inci maddesindeki 'seçimleri erteleme' olanağı, kimsenin aklına gelmemeli...

Güney sınırlarımızın ötesinde giderek artan ve çeşitlenen savaş hareketleri, tabii, hepimizi tedirgin ediyor. “Acaba bir gün gelir ülkemiz de öyle bir durum karşısında kalır mı?” kaygısını gündeme getiriyor. 

Zaten savaşın kendisini olmasa da sonuçlarını çoktandır yaşıyoruz. Ülkemize iltica etmek zorunda kalan mülteci komşuların yaşadığı dramlar bizim de dramımız.

Ama tabii, bir de o savaşın doğrudan doğruya ülkemize sıçraması ihtimali, daha da korkunç... O ihtimal akla gelince, kaygılarımız daha da artıyor.

Genelkurmay Başkanı’nın önceki günkü demecinin, dünkü gazetelere yansıyan başlıkları aynı yöndeydi. Başkan’ın “bulunduğumuz coğrafyada konvansiyonel bir harbin yaşanma riskinin henüz ortadan kalkmadığı”nı söylediği belirtiliyordu.

***

Tabii,  ‘henüz ortadan kalkmayan’ o riskin ortadan kaldırılması veya azaltılması için gereken tüm diplomatik ve askeri önlemleri almak ve vatandaşlara ülkemizde barışın egemen olmaya devam edeceğini telkin etmek, en başta siyasal iktidarın görevi. Ama iktidar sözcülerinin vatandaşlara hitaben yaptıkları konuşmaların içeriğinde de, barış vaat eden ifadelere hâlâ rastlanmıyor. Ne iç politikayla, ne dış politikayla ilgili söylemlerinde...

Tam tersine, iki alanda da, belirli hedeflere karşı sertlik, kızgınlık, tahammülsüzlük, kavgacılık örnekleri birbirini izliyor. İç politikada düşman gibi görülüp, hedef alınanlar arasında tüm muhalefet partileri mensuplarının yanına artık iktidar partisinin önemli kişileri de eklendi. Ayrıca, devletin Merkez Bankası Başkanlığı, MİT Başkanlığı gibi kilit mevkilerinde bulunan yüksek bürokratlar da bir süredir aynı saflarda yer alıyor.

Dış politikada ise, iktidar sözcülerimizin ‘Esed’den başlayıp Birleşmiş Milletler’e kadar uzanan bir hedefler dizisine yönelik hücumları, aynı tipteki cümlelerle devam edip gidiyor.

Bu değişmeyen koşullar içinde de, ‘barış içinde yaşayacağımız’dan emin olma olanağı, giderek daha da azalıyor.

***

Şimdi bu koşullar altında, önümüzde bir de seçim var... Milletvekili genel seçimi... Haziran ayının 7’sinde sandık başına gideceğiz... Seçime barış içinde gidilmesi esastır. O barışı seçim gününe kadar korumamız, seçim gününden sonra ise daha da pekiştirmemiz gerekir.

Bunu başarabilecek miyiz?

Eğer başaramazsak, ortada şöyle bir tehlike var:

Bazılarının aklına, savaş ihtimalini neden göstererek seçimleri ertelemek gelebilir. Böyle bir ihtimalin anayasamızda da yeri var. 78’inci maddesinde şöyle deniliyor:

“Savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkân görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl geri bırakılmasına karar verebilir.”

Meclis’in bu konudaki yetkisi kesindir. Hatta o yetki ‘bir defa’lıkla da sınırlı değildir. Maddenin ikinci fıkrasında bunun tekrarlanabileceği de belirtiliyor. Şu cümleyle:

“Geri bırakma sebebi, ortadan kalkmamışsa, erteleme kararındaki usule göre bu işlem tekrarlanabilir.”

***

Gerçi, maddedeki bu kesin ifadelere rağmen, o yetkinin kullanılması o kadar kolay değil. Meclis’in çoğunluğunun, savaş hali olsa bile, ‘savaş sebebiyle’, 'yeni seçimlerin yapılmasına imkân görülmediği' kanısına varması gerekiyor. Meclis’in çoğunluğunun o kanıya varması da, çoğunluğu oluşturan partinin veya partilerin liderlerinin ve milletvekillerinin aynı görüşte olmasına bağlı.

Ama Meclislerin tarihinde, bazen öyle zamanlar olur ki, milletvekilleri arasında, bırakalım ‘savaş hali’ni, öyle bir ‘hal’in hiçbir işareti olmadığı zamanlarda bile, seçimlerin gene de ertelenmesini gerekli gören eğilimler ortaya çıkabilir.

Örneği, bizim parlamento tarihimizde de vardır. Ona başka bir yazıda değiniriz.

Bu yazıyı bitirirken, ülkemizin, komşularımızın ve tüm dünyanın savaşlardan uzak ve barış içinde yaşamasını umut edelim. Ve her ülkedeki demokratik seçimlerin tümünün, devamlı olarak, zamanında yapılabilmesini dileyelim...