Başbakan Danıştay kararından niçin rahatsız oluyor?

Anayasa Mahkemesi,?kararında, kapatılması öngörülen 862 belediyenin yargıya başvurma hakkını tanıdı. Danıştay?da?başvuru sürecini belirledi. Buna göre, o haktan 862 belediyenin hepsi faydalanabilecek. Erdoğan ve Kılıç ise, sadece ?önceden davranan? 120 belediyenin faydalanmasına razı oluyor

Yargıda karar anlaşmazlıkları aynı heyetler içinde de olabilir, değişik yargı kurulları arasında da... Dünyanın başka yerlerinde de olur, Türkiye’de de...
Bu anlaşmazlıkların, gene yargı gücünün kendi mekanizmaları içinde, hukuki görüşler arasındaki tartışmalarla çözülmesi gerekir.
Bizde ise, bugünkü iktidarın ‘Madem ki seçildim, her şeye karışırım’ anlayışının sonucu olarak bunlar, her seferinde çığrından çıkıyor.
Son olayda da, işe yargı dışından ilk karışan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan oldu. Danıştay kararından hemen sonra, Danıştay’ı “İkinci bir Anayasa Mahkemesi daha çıktı” diye suçladı.
Onu Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç izledi. O da suçlamalar yaptı... Sonra da doğal olarak, bunların cevapları geldi. Tartışmalar artık, sadece hukukçular arasında değil, siyasi ortamda da devam ediyor.
***
Olayı kronolojik olarak hatırlayalım:

  •  Hükümet, bu yılın mart ayında Meclis’e, bazı belediyelerle ilgili bir yasa tasarısı getirdi. Tasarıya göre bazı yerleşim yerlerindeki belediyeler kaldırılıyordu, o yerler köy veya mahalle haline getiriliyordu. Bazı büyükşehirlerde de yeni ilçe belediyeleri kuruluyordu.
    Bunu niçin yaptı? Soru tartışmalıydı.
    Hükümet bunu, belediye yönetimlerinin daha rasyonel yürümesinin gereği olarak yaptığını öne sürüyordu. Muhalefet ise, bunun -özellikle bazı yerlerde- seçim hesaplarına dayanan düzenlemeler olduğu görüşündeydi.
  •  Tasarı, Meclis’te tartışıldı. Anamuhalefetin itirazına rağmen kabul edildi. 22 Mart 2008 günü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
    Buna göre, bazı büyükşehirler içinde, ilçe sınırları değiştirilip, yeni ilçeler kurulurken, 862 belde belediyesinin tüzel kişilikleri, 29 Mart 2009 seçimlerine kadar sürecek, ama o seçimle birlikte sona erecekti.
  •  CHP bu kanunu, kamu yararına uygun olmadığı?ve Anayasa’ya çeşitli açılardan aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne götürdü.
    Gerekçede belirtilen hususlardan biri şuydu:
    “Belediyeleri kaldırılan beldelerden büyük bir kısmı için, bu işlerin nedeni olarak, nüfuslarının 2000’in altına düştüğü öne sürülmüştü. Oysa 2007 yılında yapılan Adrese Dayalı Nüfus Sayım sonuçlarının doğruluğu konusunda büyük şüpheler oluşmuş, açıklanan sonuçlara yargı organları nezdinde büyük itirazlar olmuş, bazı belediyeler, nüfuslarının yeniden tespit edilmesi talebinde bulunmuştur.”
    CHP’nin hukukçuları, kanunun bu itirazlar sonuçlanmadan uygulanmasına başlanırsa, bundan telafisi imkânsız sonuçlar doğacağını belirtmişlerdi.
  •  Anayasa Mahkemesi, bu itirazı inceledi. 31 Kasım günü kararını verdi. Bu karar, 6 Aralık 2008 günlü Resmi Gazete’de yayımlandı.
    Kararda, CHP’nin, kanunun bazı ilçelerin kaldırılması ve yeni bazı ilçelerin kurulmasıyla ilgili maddelerinin iptal isteği reddedilmişti.

Ancak 862 belde belediyesiyle ilgili geçici 1’inci maddenin ilk fıkrası şu nedenlerle Anayasa’ya aykırı bulunmuştu:
1) Nüfuslarının 2000’e düştüğünü kabul etmeyip, ‘Adrese Dayalı Nüfus Sayımı’na, yargı mercileri nezdinde “yasal süresi içinde” itiraz edenlerin hakları korunmalıdır. Bunların davalarının sonuçlanması beklenmelidir.
2) Nüfusları, 2000’den aza düşmüş olsalar bile, kanunun çıktığı tarihe kadar, 2000 nüfusu aşmış olanların hakları zail olmamalıdır.
3) ‘Turizm bölgesi alanı?ve merkezleri ile kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri’ kapsamında olan belediyeler ile ‘turizm öncelikli yöreler listesinde yer alanlar’ gözönünde tutulmalıdır.
Böylece, Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’ya aykırı bulduğu fıkra?iptal edilince, şöyle bir durum ortaya çıkmıştı:
Yeni?kanuna göre belediye olarak tüzel kişilikleri 29 Mart?2009?günü sona erecek olan 862 belediyeden?120’si, kanun gereğince yürütülen işlemlere karşı idari yargıya başvurmuşlardı. Nüfuslarının 2000’den az olmadığını ve diğer gerekçeleri öne sürerek, yeni seçimlere katılmalarını talep etmişlerdi.
Bunu, Anayasa Mahkemesi’nin kararı çıkmadan yapmışlardı.
Durumları, Anayasa Mahkemesi kararına göre, garanti sayılırdı. Çünkü ‘yasal süresi içinde’ dava açtıklarına kimsenin itirazı olamazdı. Bu gibi davalarda, başvuru için ‘iki ay’lık bir başvuru süresi ön görülmüştü.
Ama ‘yasal süre’nin başlangıç tarihi hangisiydi?
Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gerçekleştirilen ‘Adrese Dayalı Nüfus Sayım Sistemi’ sonuçlarının açıklandığı tarih mi?
Belediyelerle ilgili kanunun Resmi Gazete’de yayımlandığı 22 Mart 2008 tarihi mi?
Yoksa Anayasa Mahkemesi’nin, yargı yoluna başvuran belediyelerin hakkını teslim eden kararının Resmi Gazete’de yayınlandığı 6 Aralık 2008 tarihi mi?
Bu, Anayasa Mahkemesi’nin kararında, ‘yasal süresi içinde’ diye niteleniyordu. Gerçi gerekçede kanunun çıkış tarihinin kabulü gerektiğinden söz ediliyordu.?Ama bu,?‘karar’ın yazılı olduğu ‘sonuç’ bölümünde yoktu.
Bu durumda, ‘başlangıç tarihi’nin saptanması, bu soruyla karşı karşıya kalan yetkili yargı merciinin yorumuna bağlı kalacaktı.

  •  O yargı mercii de Danıştay oldu. Daha önce başvuran 120 belediyeden hayli sonra, Giresun’a bağlı Kovanlık Belediyesi’nin başvurusu, Danıştay’ın önüne geldi. Daha başka bir ‘başlangıç tarihi’ esas alınsa, başvuru için ‘yasal süre’ geçmiş olacaktı. Ama Danıştay, ‘başlangıç tarihi’nin Anayasa Mahkemesi’nin kararının yayınlanış tarihi olan 6 Aralık 2008 olduğunu kabul etti.
    Yüksek Seçim Kurulu da, Danıştay’ın o kararına dayanarak, önümüzdeki seçime katılma hakkından, sadece daha önce başvuran diğer 120 belediyenin değil, geriye kalan 740 belediyenin de faydalanabileceğini karar haline getirdi.

***
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Danıştay’ı ‘İkinci Anayasa Mahkemesi’ gibi davranmakla suçlaması, onun hemen arkasından da Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın demecinin gelmesi, bunun üzerinedir.
Bu hücumlardan sonra, mesele giderek büyümüş, gerek yargı içinde, gerek siyaset ortamında tartışmalar, polemikler birbirini izlemiştir.
Peki, ne olmalıydı yani; Başbakan Erdoğan’a göre ve onu izleyen bir açıklama yapan Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç’a göre, Danıştay’ın kararı?
Giresun’un Kovanlı Belediyesi’nin başvurusu önüne geldiğinde, Danıştay’ın ilgili dairesi, başvurunun ‘başlangıç tarihi’ni, ‘Adrese Dayalı Nüfus Sayımı’ sonuçlarının açıklanmasından veya belediyelerle ilgili kanunun Meclis’ten çıkıp Resmi Gazete’de yayımlatmasından mı başlatmalıydı?
Sayım sonuçlarının ne zaman açıklandığı belli değildi...
Belediyelerle ilgili kanun çıktığı sırada da, o kanunun geçici maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı bulunacağı ve Yüksek Mahkeme’nin 862 belediyeye yeni bir hak tanıyacağı belli değildi...
120 belediye, bir ‘ihtimal’i gözönünde tutmuşlar. ‘Ne olur ne olmaz’ diye o başvuruyu önceden yapmışlar.
Ama, bunu o kadar önceden yapmayıp, Anayasa Mahkemesi kararını bekleyenleri, ‘Nasıl olup da o ihtimali önceden hesaplayıp erken davranmadın?’ diye suçlayıp, o haktan mahrum etmenin, hakkaniyetle, mantıkla, insafla bağdaştırılması güçtü.
Bir hakkı elde etmek için yapılacak başvurunun?süresinin,?o hakkın var olduğunun resmen açıklandığı günden başlaması, Danıştayca uygun görüldü.
Şimdi işte, Anayasa Mahkemesi kararının Resmi Gazete’de yayımlandığı 6 Aralık’tan itibaren 6 Şubat’a kadar, tüm belediyelerin o başvuruyu yapmaları imkânı var. Bunu yaparlarsa YSK’nın?kararı kapsamına giriyorlar.
***
Evet, Anayasa Mahkemesi içinde, başta Başkan Kılıç olmak üzere, bunun aksini savunanlar da var. Ama o savunmaları, bir Anayasa?Mahkemesi?kararı?oluşturmuyor. Çıkan karar ortada. O kararı, metnine göre değerlendirmek ve uygulamak artık, öteki yargı mercilerinin işi...
Kaldı ki, bu konuda Başbakan’a ne oluyor? Onu, bu konuda ‘siyasi’ açıdan rahatsız eden bir şeyler mi var?
Hani, belediyelerle ilgili kanunun, hiçbir ‘siyasi’ amacı yoktu. Bunu çıkarırken, iktidar olarak herhangi bir seçim hesabı gütmemişlerdi.
Öyleyse, ne karışıyor yargı kurumları içindeki hukuki tartışmalara? Sayın Başbakan?.. Türkiye’nin ‘kuvvetler ayrılığı’ esasına göre yönetilmesi gereken ‘demokratik’ bir ‘hukuk devleti’ olduğunu, hâlâ içine sindiremiyor mu?