Başbakan'a da sormak gerekli...

Kılıçdaroğlu'na barış süreci için sorular soruluyor. Bir de Kılıçdaroğlu'nun önerileri var. Onlar hakkında da Başbakan'ın görüşleri sorulmalı.
Başbakan'a da sormak gerekli...

İnternette yasaklanan bu görüntüler CHP grubu toplantısında gösterildi ama televizyon yayınlarında teknik nedenler yüzünden dinlenemedi

Adına ne derseniz deyin... ‘Barış süreci’... ‘İmralı süreci’... ‘Kürt sorununu çözme süreci’... ‘Terörü bitirme süreci’... Siyasi partilerimizin bu ‘süreç’le ilgili tutumları belli:

AKP, her şeyi kendi başına sürdürmeyi tercih ediyor. Öcalan’la görüşmeleri, Başbakan Erdoğan’ın görevlendirdiği MİT Başkanı sürdürüyor. Öcalan’ı BDP adına kimlerin ziyaret edeceğinin saptanması da dahil, diğer tüm düzenlemeler Erdoğan’ın kontrolü altında. Bütün bu gelişmelerin içeriğinden, hükümetteki birkaç kişiden başka kimsenin haberi yok. Sürecin en azından bir kısmı gizli kalacak,

Buna bütünüyle itiraz etmenin anlamı yok. Başka ülkelerde de buna benzer sorunlar yaşanmış. Yaşanıyor. Bunların geçici olarak çözülmesi için olağandışı metotlar uygulanabiliyor.

Önemli olan, o metotların geçici olması... Süreç ilerledikçe aşama aşama demokrasinin gerektirdiği kurallar içine sokulması... Parlamento içinde paylaşılması. Siyasi partilerin ve tek tek parlamento üyelerinin katılımına açılması... İhtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin, mümkün olduğu kadar geniş bir kamuoyu desteğiyle gerçekleşmesi...

‘Bilgi sahibi olmadan...”

Benzer sorunları olup da onları büyük ölçüde çözmüş olan ülkelerden örnekler var: Bazı ülkelerin hükümetleri, çözüm için faaliyet gösterirken, muhalefet partilerinin desteğini almaya özen göstermişler. Görüşmelerin hedefi ve içeriği üzerinde onlarla önceden görüşmüşler. Mutabakata varmaya çalışmışlar.

İngiltere’de öyle olmuş.

Bizdeki durum ise şu:

Parlamentodaki partilerden MHP, iktidarın o konudaki tutumuna tamamen karşı bir tutum almış.

CHP ise işbirliği öneren bir tutum izlemiş. İktidarla görüşüp, çözüm arama faaliyetinin bir ‘Meclis komis-yonu ve âkil adamlar grubu’ yoluyla sürdürülebileceğini belirtmiş. Ama CHP’nin o önerisini reddetmiş iktidar...

CHP buna rağmen iktidara ‘kredi’ açmış. Ama iktidar, bunu da önemsememiş. ‘Süreç’i, İmralı’yı muhatap alıp, BDP’nin katkısından faydalanarak devam ettiriyor.

Ana muhalefet partisi CHP ise iktidar partisine ‘kredi’ açmış bir parti olarak, ondan şimdiye kadarki süreç içindeki gelişmeler konusunda ‘bilgi verme’ aşamasına gelmesini bekliyor.

Evet, durum bu. Ama bu durumda asıl ilginç olan şu:

AKP’nin bazı politikacıları ile bazı gazeteciler, ‘süreç’ hakkındaki sorulara cevap vermesini, Kılıçdaroğ-lu’ndan istiyorlar.

Kılıçdaroğlu diyor ki:

”Hele bir Başbakan bilgi versin ki, ne olup bittiğini öğrenelim. Biz, barışı herkesten önce ve her zaman istemiş olan bir partiyiz. Ama bu süreci başlatan da, yürüten de odur. Bilgiyi versin ki, biz de öğrenip görüşümüzü açıklayalım.”

Bu, tabii, mantıklı bir cevap. İnsan içeriğini bilmediği bir konunun içeriği hakkındaki sorulara nasıl cevap verebilir? Rahmetli Uğur Mumcu’nun deyişiyle ‘bilgi sahibi olmadan’ nasıl ‘fikir sahibi’ olabilir? Buna, soruyu soranların diyebileceği bir şey yok. Ama yapmaları gereken bir şey var. Kılıçdaroğlu’nun bu cevabını Başbakan Erdoğan’a hatırlatıp ‘süreç’le ilgili bilgileri (en azından o bilgilerin bir kısmını) açıklama aşamasına ne zaman gelebileceğini sormak...

Yüzde 10 baraj ve diğerleri

Ayrıca, Kılıçdaroğlu, ana muhalefet lideri olarak Başbakan’a da bir öneriler paketi sundu. Dedi ki:

-”Siz barış konusunda samimi misiniz? Demokrasi konusunda samimi misiniz? Samimi iseniz benim bazı önerilerim olacak.”

Ve 16 öneri saydı. Hepsi somut ve bir veya birkaç yasa maddesi değişikliğiyle hemen yasalaştırılabilecek önerilerdi. CHP bunların çoğu için gerekli yasa önerilerini zaten Meclis’e vermişti.

İşte şimdi, Başbakan’a soru sorma imkânı olan AKP’lilerin ve tarafsız veya taraflı gazetecilerin, bunları Başbakan’a hatırlatmaları ve tek tek sormalarında fayda var.

Ben birkaçını buraya da alayım:

* Yüzde 10 barajını kaldıralım. Ya yüzde 5 ya yüzde 1 yapalım.

* Uzun tutuklulukları önleyecek yasa değişikliklerini hemen yapalım.

* Özel yetkili mahkemelerin tümünü kaldırıp, 2006’dan bu yana verdikleri tüm kararları yeniden görüşülmek üzere doğal mahkemelere gönderelim.

* Terör suçunu yeniden tanımlayalım. Gösteri yapan gençlerin terörist muamelesi görüp ceza görmesini önleyelim.

* Siyasi Partiler Kanunu’nu değiştirelim. Milletvekillerini ‘tek adam’ların seçmesi usulünü kaldıralım. Milletin vekillerini milletin seçmesini sağlayalım.

* Din ve vicdan özgürlüğünün gereğini yerine getirip, herkesin nerede istiyorsa orada ibadet etmesini sağlayalım. 

*  Nevruz’u bir barış bayramı haline getirelim.

* Diyarbakır Cezaevi’ni demok-rasi ve insan hakları müzesi yapalım.

* Medyanın özgürlüğünü garanti altına alacak yasal ve idari değişiklikleri yapalım.

Bunlar, Kılıçdaroğlu’nun ‘barış ve demokrasi’ yolundaki ‘ilk hedefler’inden bir kısmı.

Belirttiğim gibi, başta AKP olmak üzere Meclis’teki partiler isterlerse, bunları ve benzerlerini çok kısa bir süre içinde gerçekleştirebilirler.
Siyasetle ilgili olarak siyasi parti liderlerine soru sorabilecek durumda olanlar, Kılıçdaroğlu’nun ‘barış ve demokrasi’nin gerekleri olarak kamuoyuna sunduğu bu somut öneriler hakkında ne düşündüğünü, Başbakan’a sormalıdırlar.

Başbakan da bunlara -kendi sevdiği deyimle- ‘çok açık ve net’ cevaplar vermelidir. Bunu yapabilir. Çünkü öneriler yeteri kadar ‘açık ve net’tir.

Yasaklanan görüntülerin ‘sözler’i

 

Kemal Kılıçdaroğlu son grup toplantısında, izleyicilerine Başbakan’ın çelişkili sözlerinden örnekleri görüntüleriyle hatırlattı. Belirttiğine göre, bu görüntüler, önce internette yayımlanmıştı. Ama hükümetin şikâyeti üzerine, o yayın Türkiye alanında hemen durdurulmuştu. Kılıçdaroğlu, bu yasaklamanın Türkiye’nin özgürlükler açısından ne durumda olduğunu gösterdiğini söyledi. Gruptaki ekranlara yansıtılan ama TV seyircilerince dinlenemeyen o sözler arasında şunlar da vardı:

TEK DİL..

Aralık 2010- Ben ne tek dil dedim, ne tek din dedim.
Mayıs 2011- Hiçbir yerde benim böyle bir ifadem yok. Çünkü bunlar yalan makinesi.
Mayıs 2012- Tek din dedim. Dil değil din, din. Tek din.

BEDELLİ ASKERLİK

Mart 2011- Şahsen böyle bir sorumluluğun altına Tayyip Erdoğan olarak giremem. Çünkü parası olan var, parası, olmayan var. Parası olan bastıracak parayı askerlikten kurtulacak. Parası olmayan da gidecek askerlik yapacak...

Kasım 2011- Şu anda çalışmalarımızın sonuna gelmiş bulunuyoruz. Şöyle bu hafta içinde olmazsa bile önümüzdeki hafta bu işi tamamlayıp hemen adımı atacağız ve bedelli askerlik ile ilgili inşallah yasayı çıkarmış olacağız.

NATO/LİBYA...

Şubat 2011- NATO Libya’ya müdahale etmeli midir? Böyle saçmalık olabilir mi ya? NATO’nun ne işi var Libya’da?
Kasım 2010- Buranın komuta sisteminin tamamıyla NATO’da olması gerektiğini söyledik.

KÜRT SORUNU

Temmuz 2009- Buna ister Kürt sorunu deyin, ister Güneydoğu sorunu deyin, ister Doğu sorunu deyin, isterse son olarak yine adlandırdığımız Kürt açılımı diyelim. Ne dersek diyelim bunun üzerinde bir çalışmayı başlattık..
Ocak 2013- Tutturmuşlar bir şey Kürt sorunu. Ben Kürt sorunu diye bir şey tanımıyorum.