'Başkanlık sistemi'nin yol açtığı tehlike...

AKP'nin 'Başkanlık'ta ısrar etmesi, 'barış süreci'ni tehlikeye sokacak yeni bir kutuplaşmaya yol açabilir. Bundan, bir an önce vazgeçmesinde fayda var.

Anayasamız 1982 Anayasası... Ne yapılışında egemen olan zihniyet olumluydu, ne metnindeki ifadeler...

1982’den beri birçok defa değiştirildi. Değişikliklerin bir kısmı demokrasi yolundaydı. Bazıları demokrasiye tamamen aykırı gelişmelere yol açtı.
Sonuçta, Anayasa’nın başından sonuna yeniden yazılması kararlaştı. Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in başkanlığında partiler arası bir komisyon kuruldu. Çalışmaya başladı.

Bu kolay bir şey değildi. Dört partiden üçer milletvekilinin, yazılacak her maddede uzlaşmaya varması gerekiyordu. Gerek devlet yapısıyla, gerek temel hak ve hürriyetlerle ilgili bazı maddeler üzerinde, komisyon üyelerinin görüşleri çok farklıydı. O görüşlerin ortak paydalar üzerinde buluşmaları uzun sürüyordu.

Ama geçen mayıs ayında başlayan ‘madde yazımı’ çalışmalarında bir süre sonra önemli bir aşamaya varıldı. Yazılması planlanan 160 civarındaki maddeden 34-35’inde tam uzlaşmaya varıldı.

Ötekiler ikinci defa ele alınacaktı. Büyük bir ihtimalle, bir bölümü üzerinde daha mutabakâta varılacaktı. Geri kalanlar için ise, herhalde partilerin genel başkanlarının da görüşü alınarak yeni bir değerlendirme yapılacaktı.

* * *

Hal böyle iken, ve görüşmeler bugünkü parlamenter sistem esas alınarak sürerken, AKP’li üyeler, bir ‘temel yapı’ değişikliği üzerinde ısrar etmeye başladı. Bu, bir ‘başkanlık sistemi’ne geçilmesiydi. Hem de ‘başkan’a, ABD’de de olmayan yetkiler verip denetlenmesi olanağını da büyük ölçüde ortadan kaldıran ve ‘Türk usulü’ diye adlandırılan ‘kendine özgü’ bir başkanlık sistemi... Veya bazılarının deyimiyle yeni bir ‘padişahlık sistemi’...

Anayasa Komisyonu, bu ısrarın etkisi altında tıkandı. Bu tıkanmanın devam etmesi karşısında da, Başbakan, şöyle bir ‘ultimatom’ verdi:
“Bu iş mart ayında sonuçlanmazsa, biz Anayasamızı alır başımızın çaresine bakarız.”

O ‘çareye bakma’nın açılımı şuydu: AKP, başkanlık sistemli Anayasa taslağını BDP’lilerle görüşecekti. O görüşmelerde ‘Başkanlık’ önerisini, ‘barış süreci’nin bir unsuru haline getirecekti. Meclis’te 330 oyu garantilemek için ihtiyacı olan oyları, BDP’lilerle tamamlayacaktı. Anayasayı referanduma götürecekti. Referandumda da, BDP seçmenlerinin katkılarıyla yüzde 50’yi aşacağını düşünüyordu.

* * *

O ultimatom karşısında, dört partili uzlaşma komisyonunun kaderi 8 Nisan günü belli olacak.

Eğer o çalışmalar, bu ‘başkanlık sistemi’ dayatması yüzünden son bulursa, belli ki, toplumumuzun büyük bir kısmının umut beslediği ‘barış süreci’ de etkilenecek. Ve ortaya yeni bir kutuplaşma çizgisi çıkacak...

Bir yanda ‘başkanlık’çılar... Bir yanda ‘başkanlık’ merakının bizi şimdiye kadarkinden daha da koyu bir ‘baskı sistemi’ne götüreceği kaygısını duyanlar... Böyle bir kutuplaşma...

AKP iktidarı, bence, Türkiye’yi nereye götüreceği belli olmayan bu ‘başkanlık sistemi’ macerasından bir an önce vazgeçmelidir. O konudaki projesini, yeni Anayasa yazımı çalışmalarının içinden çıkarmalı, istediği diğer değişiklikleri parlamenter sisteme dayalı olarak gerçekleştirmeye çalışmalıdır.

‘Barış süreci’ diye adlandırılan sürece bağlanan umutların devam etmesi, ancak o şekilde sağlanabilir.

Aksi takdirde, toplumdaki kutuplaşmaların daha da keskinleşmesi ve o sürecin de yeni bir ‘hayal kırıklığı’na uğraması, kaçınılmaz olabilir.