Başkanlıkta 500 gün

CHP'de genel başkanlık görevini yürüttüğüm 500 gün içinde, arkadaşlarımla birlikte yaptıklarım kurultay tutanaklarında bulunabilir. Deniz Baykal şimdi o döneme dair gerçeklerle taban tabana zıt tablolar çiziyor." /> Başkanlıkta 500 gün

CHP'de genel başkanlık görevini yürüttüğüm 500 gün içinde, arkadaşlarımla birlikte yaptıklarım kurultay tutanaklarında bulunabilir. Deniz Baykal şimdi o döneme dair gerçeklerle taban tabana zıt tablolar çiziyor." /> Baykal gerçeği ters çeviriyor - ALTAN ÖYMEN - Radikal

Baykal gerçeği ters çeviriyor

<strong><em><font color="#BF0000">Başkanlıkta 500 gün </font></em></strong><br></br>CHP'de genel başkanlık görevini yürüttüğüm 500 gün içinde, arkadaşlarımla birlikte yaptıklarım kurultay tutanaklarında bulunabilir. Deniz Baykal şimdi o döneme dair gerçeklerle taban tabana zıt tablolar çiziyor.

Bu yazı kişisel yazı gibi olacak. Ama bu bir zorunluluk oldu. Değerli okurlarım biliyor, ben çok uzun zamandan beri CHP üyesiyim. Mesleğim gazetecilik ama, bazı dönemlerde aktif politikada da yer aldım. Parti örgütünün en alt kademesi o zaman 'ocak'lardı. 'Ocak başkanlığı'ndan Genel Başkanlığa kadar birçok görevde bulundum.
Partinin sosyal demokrat programına inanırım. Görevde bulunduğum dönemlerde de o programın gereklerini yerine getirmeye çalıştım. Bu seçim öncesinde de, her zaman yaptığım gibi, CHP'ye oy vereceğimi açıkladım ve nasıl oy kullanacağında tereddüdü olan herkese, CHP'ye oy vermesini önerdim.
Bu, tabii parti yönetiminin son sıralarda daha da sıklaşan yanlışlarını onayladığım anlamına gelmiyordu. O yanlışları, imkân ölçüsünde belirtmeye, yönetici arkadaşlarımı uyarmaya çalışıyordum.
Gerçi bunların pek faydası olmuyordu. Partinin Genel Başkanı dahil, bazı yöneticileri hiçbir eleştiriye, uyarıya kulak asmamayı meziyet sanma alışkanlığı içindeydiler. Parti içi demokrasinin koşulları da son yıllarda
aşama aşama ortadan kaldırılmıştı...
Ama ben de, gençliğimden beri parti içi demokrasinin koşulları içinde yaşama alışkanlığı içindeydim. O koşulların geri gelmesini istiyordum.
***
CHP'de Genel Başkanlığa seçilişim 22 Mayıs 1999 günüydü.
18 Nisan 1998 seçiminde oyları yüzde 8.7'ye inen CHP, barajın altına düşmüştü, Kurucusu olduğu ve 76 yıldan beri içinde bulunduğu Cumhuriyet Meclisi'nin, ilk defa olarak dışında kalmıştı.
Genel Başkan Deniz Baykal bu yenilginin sorumluluğunu kabul ederek görevinden istifa etmişti. Hem yeni Genel Başkanı hem yeni Parti Meclisi'ni seçmek üzere CHP Kurultayı 22 Mayıs'ta toplantıya çağrılmıştı.
22 Mayıs 1999 günü ben sekiz adaydan biriydim. Kurultay beni seçti. Yeni bir dönem başladı. Tam 500 gün sürdü...
O 500 gün içinde, değerli arkadaşlarımla birlikte yapmış olduğum çalışmaların özeti, CHP'nin olağanüstü ve olağan kurultaylarının tutanaklarındadır.
Bunları sonradan "Biz şunları yaptık. Şu sonuçları aldık" diye sık sık tekrarlayıp bunlarla övünmek gibi bir meraka ne ben kapıldım, ne de benimle birlikte çalışan merkez ve örgüt yöneticisi arkadaşlarım...
Ama aradan geçen zaman içinde şunu sık sık gördük:
Eski deyimle "halef-selef" olduğumuz Genel Başkan Deniz Baykal, benim görevden ayrıldığım 2000 Ekimi'nden sonraki bazı konuşmalarında, kendisinin görevden ayrılışı ve geri dönüşü arasındaki dönemle ilgili olarak, gerçeklerle taban tabana zıt tablolar çizmeye başladı.
Bu tablolardaki gerçek dışılık son seçim kampanyası döneminde daha da artmaya başladı. Baykal, o kampanya sırasında, iktidar partisini eleştirmek için kullanması gereken vaktin içine bile, 'eski genel başkanlar'la ilgili laf sokuşturmaktan kendisini alamadı.
Bir seçim öncesinde CHP'yle ilgili bir polemiğin tarafı olmak, onun içine sinse de, benim yapabileceğim bir şey değildi. O lafları da işitmezlikten geldim ve unuttum.
Ama, işte, 'huylu huyundan' vazgeçmiyor. Deniz Baykal, önceki gün yaptığı seçim değerlendirmesinde, kendisinin 'her zaman haklı' olduğu yolundaki değişmez tezinin yeni bir izahını yaparken, CHP'nin geçmişiyle ilgiliyle görüşlerini de bildirdi ve benim bunları yanıtlamamı kaçınılmaz hale getirdi.
Bu yazıda o gereği yerine getirmeye başlıyorum.
***
Deniz Baykal, 1999 yılında CHP'nin seçimi kaybetmesinin tek nedeni olarak "PKK'nın liderinin Amerikalılar tarafından o zamanki Başbakan Ecevit'e verilmesi"ni gösteriyor. Diyor ki:
"Biz(im) parti barajın altında kalmıştı, az dahi olsa, Öcalan'ın teslim edilmesi gibi, çok özel bir nedenle dahi olsa, oy kaybetmişti. Genel Başkan olarak ben ayrıldım. Parti yeni bir yönetim oluşturdu, o yönetim 1,5 yıl işbaşında kaldı (...)"
Bundan sonra benim genel başkanı olduğum ve arkadaşlarımla birlikte partiyi yönettiğim dönemin sonucunu da, şöyle özetliyor...
"Onlar partiyi 've diğerleri' içine çekmişler. Daha zayıflamış parti. Kamuoyu biliyor, parti tabanı biliyor. Bana gel dediler, ben geldim."
Bu ifade, sadece, gerçek dışı değil, gerçeğin tam tersidir. 1999 seçiminde, CHP, siyasi partiler arasında 8,7 oranına düşmüş olmaktan, yani -Baykal'ın deyişiyle- 've diğerleri' sınıfında kalmaktan, o 'yeni yönetim' zamanında kurtulmuştur.
Bunun nedenlerinden biri, Baykal'ın seçim yenilgisinden sonra aldığı, sorumluluğu kabul etme kararıydı.
Bunu biz parti kamuoyuna da, genel kamuoyuna da, CHP'nin bir özelliği olarak ilan ediyorduk. Diyorduk ki; "Sayın Genel Başkanımız bununla, batıda her zaman görülen, ama Türk demokrasisinde örneği olmayan bir kararla, bir seçim başarısızlığının sorumluluğunu üstlenmiştir. Bu bir 'ilk'tir. Bununla CHP'nin demokrasimize katkılarına bir yenisi eklenmiştir."
Bu, bir gerçekti. Uzun bir zamandan beri büyük siyasi partilerimizin tarihinde, bir seçim yenilgisi üzerine görevini bırakan bir parti başkanı yoktu. Baykal'ın istifası, Baykal'ın da, CHP'nin de saygınlığını artırmıştı.
Ve partide, bir değişim döneminin canlılığı başlamıştı. Yeni yönetim, 81 iliyle tüm Türkiye'yi kapsayacak çalışma programlarını bir biri ardından yürürlüğe koyuyordu. "Halkla birlikte çözüm", "yeniden yapılanma, eğitim", "gençler geleceği tartışıyor" programları bunlar arasındaydı.
Ayrıntıları, gazete koleksiyonlarında yeteri kadar vardır. Ama bugün, o gelişmenin iki ana sonucunu hatırlatalım:
1- O sürecin daha başlangıcından itibaren yapılan anketlerde, CHP'nin yüzde 10 barajını hızla aştığı, önce yüzde 12'ye çıktığı, sonra da yüzde 23'e kadar yükseldiği görülmüştü. Ben ve çalışma arkadaşlarım, ondan sonraki ilk hedef olarak yüzde 30'a ulaşmayı öngörüyorduk. Oraya ulaşamazsak görevimizden derhal ayrılacağımızı ilan ediyorduk.
2- Anketler ve bizim koyduğumuz hedefler bir yana, baştan itibaren her girdiğimiz seçimde oylarımız artmıştı.
Daha göreve gelir gelmez, bazı yerlerdeki belediye başkanlığı yenileme seçimleriyle karşılaşmıştık.
Bizdeki belediye başkanlığı seçimleri malum: İktidarda bulunan partinin sloganı klasiktir: "Oyunuzu bize verin. Biz size hizmet getirelim."
Bunun arkasından açıkça söylenmeyen, ama alttan alta herkesin bilincine yerleştirilen ikinci bir slogan vardır: "Muhalefete oy verirseniz, size hizmet gelmez."
Biz, muhalefette olmanın yanında, Meclis'in de dışında kalmış bir partiydik.
Karşımızdakiler hükümeti kurmuş olan üç iktidar partisinin (DSP'nin, MHP'nin, ANAP'ın) bakanlarıydı. Seçim yapılan yerlerde hükümet olmanın olanaklarıyla çok etkili bir propaganda yapıyorlardı.
Biz ise, adaylarımızın etrafında, halkın demokratik sağduyusuna sesleniyorduk.
CHP, bu şartlar altında, dört yerde seçime girdi. Oylarını yüzde 60 oranında arttırdı. Başta Bilecik, üçünde başkanlığı kazandı...
Bunları, o başarıdan kendime pay çıkarmak için söylemiyorum. O başarı, CHP'nin 22 Mayıs 1999'dan sonra girdiği değişim sürecinin içindeki tüm örgütüne, adaylarına ve üyelerine aittir. Ama şunu belirtmek için söylüyorum: Baykal'ın "Ben ayrıldım, parti daha da zayıfladı" iddiası tamamen yanlıştır. Bunun tam tersi doğrudur.
Yukarıdaki kupürler basına yansıyan kanıtlarından sadece birkaçıdır.
Ama, tabii Baykal'ın değindiği konu, sadece benim ve arkadaşlarımın görev dönemi değil. Anlattıklarından çıkan sonuca göre, CHP'ye, daha önceki dönemlerde de, Atatürk'ten ve kendisinden başka kimsenin önemli bir katkısı olmamış...
Konuya sonraki yazımda devam edeceğim.




Yukarıdaki kupürler dönemin gazetelerinde, CHP'nin yükselişiyle ilgili başlıklardan bazıları... O yöndeki kupürler kitaplara sığmayacak kadar çoktur. Ayrıca, gene o kupürlerden, Baykal'ın 'geri dönüş' girişiminin ne zaman ve nasıl başladığı da hatırlanabilir.