Benim oyum CHP'ye ama...

"Kime oy atayım?" diye soranlara "CHP" diyorum ama bazı soruları yanıtlamak zor oluyor.

Peki, seçmen ne yapacak? Siyasal partilerden AKP'yi de, MHP'yi de benimsemeyen seçmen?..
Son iki yazıda belirtmeye çalıştık. Önümüzdeki seçimin ana konularının iki eksen etrafında oluşacağı tahmin ediliyor: İslamcılık ve milliyetçilik... Bu iki eksenin, siyasal parti olarak klasik temsilcileri de belli: AKP ve MHP...
Peki, o iki partiyi de benimsemeyen seçmen ne yapacak?
Bunun yanıtını vermek benim için kolay. Çünkü bir partinin üyesiyim. Parti üyeleri de elbette, üyesi oldukları partiye oy verirler. Bu, onlar için bir görevdir.
Sadece o değil, şu da bir görevdir; Parti üyeleri, kendilerine 'Hangi partiye oy vermeliyiz?' diye soranlar olunca, onlara da 'Benim partime oy verin' diyeceklerdir.
Ben de öyle yapıyorum. "CHP'ye oy verin" diyorum. Ama şu sıralarda şöyle bir itirazla karşılaşıyorum:
"Ama CHP de artık milliyetçi bir parti... MHP gibi..."
* * *
Tabii, ben bunu kabul etmiyorum. CHP'nin '12 ilke'si olduğunu, bunlardan altısının 'altı ok'la ifade edildiğini, diğer altısının da, Sosyalist Enternasyonal'e üye olurken benimseyip programına aldığı ve son programında yeniden tanımladığı ilkeler olduğunu anlatmaya çalışıyorum.
Hele elimin altında parti programı varsa, sayfalarını açıp söylediklerimin kanıtını da gösteriyorum:
ALTI OK: a) Cumhuriyetçilik, b) Milliyetçilik, c) Halkçılık, d) Devletçilik, e) Laiklik, d) Devrimcilik.
SON PROGRAM: a) Özgürlük, b) Eşitlik, c) Dayanışma, d) Emeğin üstünlüğü ve bütünlüğü, e) Gelişmenin bütünlüğü ve etkinliği, f) Demokratikleşme.
Bazen, onunla da kalmıyorum. Bu ilkelerden bazılarının -parti programındaki- tanımlamalarından bölümler de okuyorum.
Mesela, 'Cumhuriyetçilik', 'özgürlük' ve 'demokratikleşme' ilkelerinin tanımlamalarından:

  • "CHP'nin 'Cumhuriyetçilik' ilkesi, demokrasi bağlamındaki bir büyük uzlaşmayı da çevrelemektedir."
  • "Anayasa'da ve yasalarda, çağdaş, çoğulcu demokrasilerin tüm özgürlükleri yer almalıdır. Yasakları tanımlayan Anayasa anlayışından özgürlükleri tanımlayan anlayışa geçilmelidir."
  • "Demokrasi, barış ve insan hakları çerçevesinde, her düşünce konuşulabilmeli, yazılabilmeli ve örgütlenebilmelidir."
    * * *
    Bunları aktarıyorum. Ama bunları aktarırken bazı sorularla karşılaşıyorum. Mesela:
    "Peki 301'in savunması ne oluyor?.. CHP 301'i savunuyor. Onu savunmak, demokratikleşmenin gereği mi? Yoksa tam tersi mi?"
    Bunun cevabını vermek o kadar kolay olmuyor. Çünkü ben de onu hâlâ anlayabilmiş değilim.
    Ama "Parti yönetiminin bazı tartışmalı tavırları olabilir. İşin bütününe bakalım" deyip öteki ilkelere geçiyorum:
    Mesela 'devrimcilik'... CHP programında bu, "CHP'nin, tarihsel temelleri üzerinde ve sosyal demokrat kimliği doğrultusunda, sürekli bir yenileşmenin takipçisi olmak" diye tanımlanıyor.
    Mesela 'devletçilik'... Devletin ekonomik faaliyetlere müdahalesini değil, 'piyasa mekanizma'larının özel çıkarlar için çarpıtılmasını önlemeyi hedefliyor. 'Yurttaş devlet için değil, devlet yurttaş için vardır' diye ifade ediliyor...
    * * *
    Ve diğer ilkeler (programdan alıntılarla):
    Halkçılık: "Emeğiyle ve alın teriyle üreten, değer yaratanların önde tutulmasıdır. CHP'nin tarih sürecinde geliştirdiği sol kimliğin de kaynakları arasındadır."
    Eşitlik: "Amaçladığımız adil Türkiye'nin çıkar noktasında 'fırsat eşitliği'nin kurumsallaşmasını görmekteyiz. Öncelikle eğitim alanında eşitlik gözetilmektedir."
    Dayanışma: "Devlet, insanlarının kaderine kayıtsız kalamaz. 'Sosyal demokrasi'nin toplum ve insan anlayışında sorumluluk ortaktır. Hepimiz birbirimizden sorumluyuz. Devlet bu konuda her türlü önlemi almalıdır."
    * * *
    Bunları aktarırken de şu müdahaleyle karşılaşıyorum:
    "Ama biz buna benzer şeyleri sayın Baykal'dan pek işitmiyoruz. Hele 'sol' sözünü, 'sosyal demokrasi' sözünü de çoktandır duymaz olduk."
    Buna da "Her şeyin, her gün tekrarlanması mümkün mü?" dedikten sonra 'ilke'lere devam ediyorum. Özellikle de 'Emeğin üstünlüğü ve bütünlüğü' ilkesini anlatıyorum:
    CHP programının, bu bölümü, onun diğer birçok partilerden farklılığını çok açık bir şekilde ortaya koyar. Bunu, tabii, üstüne basarak belirtiyorum. Programdaki ifadesiyle:
    "CHP için en yüce değer emektir. CHP, toplumun tümüne refah getirmeyi amaçlayan partidir; toplumun bir kesitini gözetip, diğerini dışlayan bir anlayışın temsilcisi değildir. Ama, CHP, öncelikle emeğin tarafı, emeğin kitle partisidir."
    Tabii, emeğin hakkını savunmasının içine, işsizlikle mücadele de giriyor. O da programda öncelik alan hedeflerden biri:
    "İnsanlarına iş sağlayan ekonomik ve sosyal dönüşümleri gerçekleştirmek devletin öncelikli görevidir (...)'İşsizlikle mücadele' kapsamlı bir planın çerçevesinde ve ekonomideki tüm kesimlerin katılımıyla gerçekleşecektir."
    Buna da "Peki böyle bir plan var mı? İşsizlikle mücadele planı?.. Hazırlandı mı?.." diye bir soru geliyor. Cevabını ben de bilmiyorum. Ama "Herhalde çalışılıyordur" diyorum.
    * * *
    Bir arkadaşım, böyle bir sohbetin sonunda dedi ki:
    "Ben programa değil, günlük hayatta görüp işittiğime bakarım."
    Evet, ben de biliyorum, parti üyesi olmayan seçmenler, siyaseti genellikle öyle izlerler. Günlük hayatın akışı içinde gördüklerine, işittiklerine bakarlar. Gazetelere, televizyonlara bakarlar. Veya onları izleyenlerin anlayıp anlattıklarını dinlerler. Bunları zaman içinde değerlendirip, hangi partiye oy vereceklerini belirlerler.
    Anlaşılıyor ki, bugünkü bir kısım seçmenler, partinin sayın genel başkanı ile sayın yöneticilerinden görüp işittiklerinin, partinin 12 ilkesinden sadece biri olan 'milliyetçilik' üzerinde yoğunlaştığı kanısına varıyorlar.
    'Milliyetçiliği' de daha çok MHP'nin işi olarak görüyorlar. CHP'nin, programındaki gibi 'sosyal demokrat' bir parti olarak, Cumhuriyet ve demokrasiyi, emeği, eşitliği, dayanışmayı savunan bir parti olduğundan emin olamıyorlar.
    * * *
    Peki ne olacak?.. Ya CHP yöneticileri, bu gerçeğin farkına varacak. CHP programındaki ilkeleri hatırlayacak. Onları herkese hatırlatmanın gereklerini yapacak... Ya da, aslında -programına göre- alması çok doğal olan oyların en azından bir kısmını alamayacak.
    Gerçi şöyle bir durum var: Yüzde 10 baraj karşısında, 'oyum boşa gitmesin' diye düşünen seçmenlerin seçenekleri sınırlı. Barajı geçebileceği tahmin edilen parti sayısı da, şimdilik, CHP dahil, üçü-dördü aşmıyor. Bu duruma bakılarak, bazı 'siyaset mühendisleri', "Gene de mecburdurlar CHP'ye oy vermeye" diye hesaplar yapabilir. Ama böyle bir hesabın seçmenler tarafından fark edilmesi de, o hesabı altüst edecek sonuçlar verebilir.
    Kaldı ki, önümüzdeki seçim için, pek çok kimsenin isteği, oy verdikleri partilerin barajı aşmasından ibaret değildir. Ülkede AKP çizgisinin de, MHP çizgisinin de dışında bir iktidar oluşmasıdır.
    Onun oluşması için de, barajı aşacak durumda görünen partilerin, kendi potansiyel oylarını kaybetme riskini göze almaları şöyle dursun, kendi potansiyellerini de aşacak bir oy düzeyine ulaşmaları gerekir.
    Barajın altında kalacak gibi görünen partiler ve oluşumlarla da, bir güç birliği zemini aramaları gerekir.
    Onların oylarıyla birlikte iktidarı hedefleyebilecek bir güce ulaşabilmeleri gerekir.
    * * *
    Özetle: CHP'-nin programı iyidir. CHP yönetimi o programdan şaşmamalıdır. Ayrıca benzeri programlara sahip olan partilerle güç birliği yapmalıdır ki, önümüzdeki seçimde iktidar değişebilsin.
    Yoksa, seçim bu, belli olmuyor, geçmişte örnekleri de var: Bazı partilerin 'Bana oy vermeye mecbur' diye baktığı seçmenler, duydukları tepkinin sonucu olarak ya 'oyum boşa gitmesin' diye düşünmeyi bırakıyorlar, oylarını, barajı geçmeyeceği çok belli olan partilere atıyorlar. Ya da sandık başına gitmekten tamamen vazgeçiveriyorlar.