Bildiri ve 'karşı bildiri'

114 imzalı 'Barış İçin Demokrasi' bildirisi CHP'nin ilkeleri ve politikalarıyla uyumlu bir bildiri... 30 CHP'linin yanında 70 imzacının da CHP'li olmadığı görülmelidir.

Birinci bildirinin başlığı ‘Barış İçin Demokrasi’ydi. İlk yayımlanışında 111 imzacısı vardı. Sonra 114 olduğu açıklandı. İmzacılar arasında akademisyenler, yazarlar, gazeteciler, siyasetçiler vardı. Siyasetçilerin 30’u CHP’liydi. Bir kısmı da milletvekili veya PM üyesiydi.

Çarşamba günkü yazımın konusu oydu. Bildiriyi ben de yapıcı ve gerçekçi bulmuştum. CHP’lilerin bunu imzalamasını da yadırgamamıştım. Çünkü içindeki önerilerin çoğu, CHP’nin programı, politikaları, genel başkanının demeçleriyle uyum içindeydi.

Önceki gün, bu bildiriye bir ‘karşı bildiri’, CHP’li 7 milletvekili tarafından yayımlandı. Başlığı ‘Birliğe çağrı’ydı. İçinde, 114 imzalı bildiriyi imzalayan CHP’liler, ‘CHP’nin ilkeleri ve ideolojisiyle bağdaşmayan’ bir metne imza atmak ve ‘CHP’nin birliğine zarar vermek’le suçlanıyordu.

Bu suçlama, herhalde yanlış anlama sonucu olmalı. İki ayrı bildiriyi imzalayanlar, parti yöneticileriyle bir araya gelip bu anlaşmazlığı gidermeli.

Dün o iki bildiriyi karşılaştırarak okudum. Ayrıca CHP adına yapılan son açıklamalara yeniden baktım. Şunları bir kere daha gördüm:

114 imzalı bildiri, ‘kalıcı bir barış’a ulaşılması için, başlıca iki konuda öneriler içeriyor. Biri Anayasa süreciyle ilgilidir, öteki yasalarda yapılması gereken değişikliklerle...

Anayasa süreci üzerinde 114 imzalı bildirinin önerisi, CHP’nin isteğiyle tamamen örtüşüyor. Bildirinin de, CHP’nin de o konuda söylediklerinin özeti şudur:

“Anayasa üzerindeki uzlaşma çalışmaları demokratik ilkeler temelinde sürdürülmelidir. ‘Başkanlık sistemi’ gibi, başka hesaplara dayalı girişimler o süreci ‘tıkayıcı’ bir unsurdur. O girişimlerden mutlaka vazgeçilmelidir...”

Yasalar konusuna gelince... Bildiride önerilen yasa değişikliklerini buraya yeniden alayım. Biri şudur:

– Seçim barajının düşürülmesi.
Bunu çoktandır isteyen ve o yönde Meclis’e kanun teklifi veren siyasi parti, CHP’dir. Barajın yüzde 10’dan yüzde 5’e indirilmesini öngörüyor. (Teklif tarihi 01.12.2011– Sayısı 129 – İlk imzalar: Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan ile Ali Rıza Türmen ve Ömer Süha Aldan.)

Bir diğer öneri:

– Terörle Mücadele Yasası’nın kaldırılması.
CHP o konuda, kanunun çeşitli maddelerinin ve fıkralarının kaldırılması yolunda iki ayrı kanun teklifi vermiştir. Bunların kaldırılması, kanunun sakıncalı unsurlarının çoğunun kaldırılması demektir. (23.01.2012 tarih ve 212 sayı ile Emine Ülker Tarhan ve Rıza Türmen’in 20.01.2012 ve 168 sayı ile Oktay Ekşi’nin teklifleri.)

– Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması, bu mahkemelerin verdikleri tüm kararlara karşı yeniden yargılama süreçlerinin işletilmesi.
Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılmasıyla ilgili kanun teklifi de CHP’nin 2011 yılında yaptığı tekliftir. (29.03.2011 tarih ve 354 sayılı teklif. Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, Ali Rıza Öztürk ve arkadaşları.) Kararların yeniden yargılanması sürecinin açılması, kararlara karşı yeniden yargılanma isteminin öne sürülebilmesi de teklifin doğal sonucudur.


* * *
114’lerin bildirisi, bu örnekleri sıralarken, ‘gibi’ sözcüğünü kullanarak, bunlar gibi “daha birçok değişikliğin de –hiçbir anayasal değişiklik gerektirmeden- kısa bir sürede gerçekleştirileceğini ve gerçekleştirilmesi gerektiğini” belirtiyor.

‘Bunlar gibi’ derken, o ‘gibi’nin kapsamına elbette, Türk Ceza Kanunu’nda ‘ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması’, ‘hukuka aykırı delillere dayanan iddianamelerin kabul edilmemesi’, ‘dürüst yargılama ve savunma haklarının sağlanması’, ‘gizli ve dürüst olmayan tanıklığın ve yasadışı dinlemelerin önlenmesi’, ‘gerekçesiz tutuklulukların sona erdirilmesi’ yolundaki değişiklikleri de, o ‘gibi’nin kapsamında sayıyor.

Çünkü o değişiklikler de, bildirilerinin paragraflarında hedef olarak belirtilen ‘çoğulcu, özgürlükçü, eşitlikçi demokrasi’nin gerekleri arasındadır.

Ve işte, onların her biri için de, CHP’lilerin hazırlayıp Meclis’e verdiği çok sayıda kanun teklifi vardır. Hepsi, partinin Mart 2013 tarihinde CHP tarafından bastırılmış olan “Gerçek Adalet, Gerçek Demokrasi ve İnsan Hakları İçin CHP’nin Çözüm Önerileri” başlıklı kitapta, tarihleri, sayıları ve imzacılarıyla birlikte yer alıyor.

Öyleyse...

‘Karşı bildiri’ci CHP’lilerin, bu tekliflere karşı çıkmaları bir yana, bunların ‘114 imzalı bildiri’de, 30 CHP’linin dışında, CHP’li olmayan 60-70 değerli insan tarafından da imzalanmasından memnun olmaları gerekmez mi?


‘KARŞI BİLDİRİ’DEKİ İTİRAZLAR
‘Karşı bildiri’de, 114 imzalı bildiriye yönelik iki somut suçlama şunlar:

1- 114 imzalı bildiride, Siyasal Partiler ve Seçim Kanunu’ndaki değişikliklerin yapılması gereği belirtilirken, şu ibare de yer almış:

”Türkçe dışındaki dillerde siyaset yapılabilmesinin önünün açılması...”

‘Karşı bildiri’ bunu şöyle yorumlamış: “(114’lerin bildirisi) Parlamento çalışmalarını, Türkçe dışındaki dillere açma girişiminde bulunmaktadır.”

“Kürtçe’nin siyasette kullanılması” sözünden ‘parlamentoda kullanılması’ sonucunun çıkarılması, bence fazla şüpheci bir yaklaşım. Siyaset, sadece parlamentoda yapılmıyor. Bunun yerel mitingleri var, toplantıları var. Oralarda Kürtçe kullanımı, zaten çoktandır fiilen var. Son örnekleri Diyarbakır’da da görüldü. Öcalan’ın mesajının Kürtçe okunması, Kürtçe sloganlar atılması, Kürtçe pankartlar açılması, eğer Kürtçe’nin ‘siyasette kullanılması’ değilse, nedir?

Buna bugünkü iktidarın yetkilileri dahil, kimse ‘yasaya aykırı’ demedi. CHP’nin de buna bir itirazı olmadı. Belli ki, 114 imzalı bildirideki öneride, o ‘fiili durum’un yasalara yansıması söz konusudur.

Bundan ‘parlamentoda Kürtçe konuşulması isteniyor’ anlamı çıkarmak da gerçekçi bir yorum olamaz.

2- Özel Yetkili Mahkemeler kaldırılırken, onların verdiği tüm kararlara karşı yeniden yargılama sürecinin açılması talebi için ise, karşı bildiride şöyle bir yorum yapılıyor:

“(Bildiri) Özel Yetkili Mahkemelerin verdiği tüm kararlara karşı yeniden yargılama süreçlerinin işletilmesini öngörmektedir. Bu yolla Öcalan’ın yeniden yargılanıp salıverilmesinin yolu açılmaktadır.”

Bu yorumda da, başka türlü bir şüphecilik var. Bir kere özel mahkemelerin şimdiye kadar aldığı ve alacağı kararlar arasında Balyoz davasından KCK davalarına, Ergenekon davasından pankart açma davalarına kadar birçok dava var.

O öneri eğer o şekliyle kabul edilirse, Özel Yetkili Mahkemeler’de yargılanan herkesin yeniden yargılanma sürecini isteme hakkı elbette olur. Ama ‘yeniden yargılanma’ sonunda kimin mahkûm olacağına, kimin ‘salıverileceği’ne o yargılamayı yapacak hâkimler karar verecektir.

Mesele şudur: Özel Yetkili Mahkemeler uygulamalarının sakıncalı bulunması gerekçesiyle kısmen kaldırılmıştı. Bir kısmı sadece belirli davaların bitişine kadar görev yapıyorlardı. Uygulamaları sakıncalı bulunan o mahkemelerin kararlarıyla mahkûm olanlara ve olacaklara o hakkın verilmesini, ‘Acaba bu, Öcalan’ın salıverilmesi sonucunu verir mi?’ gerekçesiyle kabul etmemek, öteki davalardaki 100’lerce ve 1000’lerce mahkûma ve sanığa haksızlık oluşturmaz mı?

Kaldı ki, Öcalan’ın davası, bugünkü Özel Yetkili Mahkemeler’de değil DGM’de görülmüştü. Bu konudan ayrı bir konudur.

* * *
Bu bildirilerle ilgili olarak daha akla gelen birçok şey var ama, yazı yerimin sonuna geldim. Son söz olarak tekrar edeyim:

Belirttiğim gibi, bu iki bildiri dolayısıyla anlaşmazlığa düşen CHP’li arkadaşlarımızın parti yöneticileriyle bir araya gelip hep birlikte görüşüp tartışarak, aralarındaki yanlış anlamaları gidermelerinde sayılamayacak kadar fayda var...