Bir başka '27 Nisan'ın yıldönümü...

Demokrasiye aykırı olayların yıldönümlerini hatırlarken, 27 Nisan 1960'ta olup bitenleri de unutmayalım.

27 Nisan denilince akla artık sadece ‘27 Nisan muhtırası’ diye bilinen internet mesajının yıldönümü geliyor.

O mesaj, 27 Nisan akşamı, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt tarafından yazılmış bir mesajdı. Türkiye’nin o sıradaki gündeminde bulunan cumhurbaşkanı seçimi üzerine görüş bildiriyordu. AKP’nin adayı olan Abdullah Gül’ün seçilmesine karşı bir tutum içeriyordu.

Bu, tabii, demokrasimiz açısından çok sakıncalı bir tutumun ifadesiydi. Meclis’te yapılacak bir seçim hakkında Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi sitesinden böyle bir açıklama yapılması, başkanlığın, kendi görev sınırlarını aşması demekti.

Mesaja siyasetçilerden de, kamuoyundan da gelen tepkiler büyüktü. Şu da görüldü: Abdullah Gül’ün adaylığına, başlangıçtan beri karşı olan birçok kimse vardı ama, onların da geniş kesimleri, o tepkilere katıldı. Bu, Gül’ü destekleyenlerin sayısının artmasının nedenlerinden biri oldu.

‘27 Nisan muhtırası’ denilen o mesaj, hâlâ tartışılıyor. Bu yüzden de ‘27 Nisan’ tarihi, demokrasi tarihimizin talihsiz günlerinden biri olarak hatırlanıyor.

Ama 27 Nisan’ın yıldönümü olduğu bir başka gün daha var ki, onu hatırlayanlar bugün artık fazla değil.

Ben bugün burada onu da hatırlatacağım. 27 Nisan 1960 gününü...

1960’ın 27 Nisan’ı

27 Nisan 1960 günü, demokrasimize çok ağır bir darbenin Büyük Millet Meclisi’nin içinde vurulduğu bir gündü. Meclis’te o günün iktidarının verdiği ‘yetki kanunu’ teklifi görüşüldü.

11 maddelik teklifte sıralanan ‘yetki’ler, Meclis’in bir 9 gün önce kurduğu ünlü ‘Tahkikat Encümeni’ne veriliyordu.

O Tahkikat Encümeni, Meclis’te 18 Nisan 1960 günü alınan bir kararla kurulmuştu. Demokratik ilkelere tamamen aykırıydı. Anayasanın ve içtüzüğün maddeleriyle de bağdaştırılacak tarafı yoktu. Ana muhalefet partisi CHP’ye ve ‘bir kısım basın’a ağır suçlamalar yönelten bir önerge üzerine oluşturulmuştu.

Birtakım adli yetkilerle donatılmıştı. Üye sayısı 15’ti ve o 15 üyenin hepsi iktidar partisi milletvekiliydi.

Meclis’in onayladığı kuruluş gerekçesi uzundu. İçindeki suçlamalar arasında şu iddialar vardı:

* CHP, meşru iktidarımızı, dost ve müttefiklerimizi, Türk kadınlarını, en iğrenç isnatlarla kötülüyor.

* Çeşitli kanun dışı yollarla, halkı kanunları ihlale, hükümete karşı galeyana teşvik ve tahrik ediyor.

* Memlekette kardeş kavgalarına yol açan tertiplere başvuruyor.

* Halkı ‘Bizim Radyo’ adındaki komünist radyosunu dinlemeye teşvik ediyor.

* Orduyu siyasete karıştırmaya cüret ve teşebbüs ediyor.

* Yıkıcı ve gayrimeşru faaliyetler yapıyor.

Bir kısım basın da, aynı gayelerle:

* Neşir yoluyla faaliyetlerde bulunarak, Cumhuriyetimizin ve genç demokrasimizin fikri ve manevi temellerini tahrip ediyor.

* Hakikatleri tahrif ediyor.

* Yalan neşriyat yapıyor.

* Memleketin siyasi, iktisadi hayatını tehlike haline sokuyor.

Bütün bu ve benzeri iddialarla dolu olan gerekçede bunlarla ilgili hiçbir kanıt veya karine yoktu. “CHP’den şu kişi, bunu söyledi, bunu yaptı” veya “basının şu gazetesinde şöyle bir yayın yapıldı” diye herhangi bir örnek verilmemişti.

Ama bu iddiaların kesin bir gerçek olduğu öne sürülerek, Tahkikat Encümeni’nin o gerçekleri tespit etmek üzere faaliyette bulunacağı bildirilmişti.

Encümen üç ay boyunca birtakım adli yetkilerle donatılarak çalışacak ve yapacağı “tahkikatın selametle cereyanını temin bakımından (...) Türkiye’deki her türlü siyasi faaliyeti durdurma kararı da dahil olmak üzere, lüzumlu göreceği bilcümle tedbir ve kararları da ittihaz etmeye (almaya) ve icabında Meclis dışında da faaliyette bulunmaya yetkili kılınacak”tı.

Tahkikat Encümeni, Meclis kararıyla kurulduğu 18 Nisan gününün akşamında o yetkilerini kullanarak işe başlamış ve ilk üç bildirisini yayımlamıştı. Bildirilerle iki yasak konuluyordu.

Birinci yasak, ülkedeki bütün siyasi partilerin ve her türlü kongreleri ve kendi içlerinde düzenleyecekleri her toplantıları yasaklıyordu.
İkincisi de, Tahkikat Encüme-ni’nin faaliyetleriyle ilgili olarak herhangi bir yayın yapılmasına yasak koyuyordu. Bu yasağın kapsamına o konuda yapılmış Meclis müzakerelerindeki görüşmeler de giriyordu. Tabii, o 18 Nisan günü ana muhalefet partisi Genel Başkanı İsmet İnönü’nün, partisine yönelik suçlamalara karşı yaptığı konuşma da dahil... İnönü’nün cevap verdiği o suçlamaların tamamı, Meclis’e verilen önergenin metni içinde o günkü radyolarda tekrar tekrar yayımlanmıştı. Onları herkes işitebilmişti. Ama İnönü’nün onlara karşı ne söylediğini kimse işitemeyecek, okuyamayacaktı...

Tahkikat Encümeni işine böyle başlamıştı. Böyle yasaklarla ‘tahkikat’ına devam ediyordu. Gazetecileri, siyasetçileri, huzuruna çağırıyor, sorguya çekiyordu.

Ama bir-iki günlük bir çalışmadan sonra, bununla da yetinmemeye, Meclis’ten yeni yetkiler istemeye karar vermişti. İşte o yetkiler, o Tahkikat Encümeni’ne, kurulduğu tarihten 9 gün sonraki Meclis oturumunda görüşülen kanun teklifiyle verildi. Buna göre Tahkikat Encümenleri, savcılara, sorgu hâkimlerine, sulh hâkimlerine ve askeri adli amirlere tanınmış olan tüm yetkilere sahip olacaklardı.

* Tahkikatın selametle yürütülmesini sağlamak amacıyla her türlü yayının yasaklanmasına, yasağa uyulmaması halinde basım ve dağıtımının yasaklanmasına, toplatılmasına, yayının tatiline ya da matbaanın kapatılmasına,

* Gerekli görülen her türlü evrak, vesika veya eşyanın zaptına,

* Siyasî mahiyet arz eden toplantı, hareket, gösteri ve benzeri etkinlikler hakkında tedbir almaya,

* Gerekli göreceği her türlü önlem ve kararları almaya, yararlanmaya yetkili kılınmışlardı.

Kanunda ayrıca, tahkikat komisyonlarınca alınan karar veya tedbirlerin kesin olduğu, bunlara itiraz edilemeyeceği yolunda madde de yer almıştı.

İşte böyle bir şeydi, bundan 53 yıl önceki 27 Nisan günü, Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden çıkarılan ‘yetki kanunu’.

O günkü Meclis toplantısı da uzun, hikâyesi de... İsmet İnönü’ye 12 birleşim için Meclis’ten çıkarılma cezası verilmesi ve o gün yaptığı konuşmanın büyük kısmının Meclis tutanağına girmesinin yasaklanması, muhalefetin öteki milletvekillerinin benzeri cezalar alması ve Meclis genel kurul salonuna polislerin getirilmesi ve milletvekillerinin salondan polis müdahalesiyle çıkarılması, bütün bu manzaraların gazeteciler ve dinleyiciler tarafından izlenememesi için, basın ve dinleyici sıralarının da gene polis marifetiyle boşaltılması...

Daha sonrası daha da uzun.

Evet, demokrasiyle bağdaşmayan olayların yıldönümlerini hatırlarken, o günü de hatırlamakta fayda var.