Bir referandum bir yerel seçim

Referanduma 24 gün var, muhalefet sessiz. Oysa yerel seçime kadar muhalefet artmalı.

Önümüzde bir referandum var, bir de yerel seçim...
Referandum, çok değil, bundan 24 gün sonra... 'Cumhurbaşkanını halk seçsin, Meclis'in görevi dört yıl olsun' diye yapılan anayasa değişikliği için referandum... Ama ortada görülmemiş bir durum var. Kimse bununla meşgul değil... Ne siyasi partiler, ne gazeteler, ne televizyonlar...
Üstelik, yurtdışındaki vatandaşlarımızın sınır kapılarında oy kullanmaları çoktan başladı. Siyasi partilerden ise bu konuda hâlâ bir ses yok... Seçmenlerine herhangi bir mesaj verdikleri yok.
Gerçi AKP'nin eski tarihli bir mesajı var. Anayasa değişikliğini yapan parti o... Herhalde, o değişikliği, seçmen bunu kabul etsin diye yaptı. Ama o bile, bu isteğini yeniden vurgulamıyor... Belli ki, "Benim amacım Abdullah Gül'ü Çankaya'ya çıkarmaktı. Anayasa değişikliği, seçim öncesindeki bir manevramdı. Propaganda malzemesi olarak kullandım. Çok işime yaradı" hesabıyla, o konuya artık önem vermiyor. Ayrıca, referandumdan 'evet' çıkacağından da bir kuşkusu yok.
Çünkü 'seçmen'in 'Cumhurbaşkanını sen seç' önerisini reddetmesi beklenemez... Muhalefet partileri ne yaparsa yapsın...
Muhalefet partileri de herhalde bunun farkında... Gerçi, daha önce, o anayasa değişikliğinin demokratik parlamenter düzenin dengelerini altüst edeceğini belirtmişlerdi. (O altüst olma hali, son tartışmalara neden olan anayasa taslağı ile daha da belirginleşmişti.) Ama, 'demokratik dengeler'le ilgili bu 'anayasa hukuku' konusunu bir seçim kampanyası sırasında tartışıp, seçmene 'Hayır, cumhurbaşkanını, sen seçme, parlamenter olarak biz seçelim' demek, muhalefet partileri için de hiç kolay değil. Onlar da herhalde bunun sıkıntısı içindeler...
Ancak bu konuda en azından bir tutum belirleyip, bunu açıklamaları gerekmez mi?
Referandumda üyelerini 'evet' veya 'hayır' demekte serbest mi bırakacaklar?.. Yoksa onlara referanduma katılmamalarını mı telkin edecekler?
Veya, Meclis'in referandum sürecini durdurup, bunu yeni anayasa değişikliği sonrasına bırakması için ciddi bir girişimde mi bulunacaklar.
(Bu, birkaç maddelik yeni bir anayasa önerisiyle mümkündür. Muhalefet partileri, Meclis'in üye tam sayısının üçte biri oranında, 184 imzalı bir öneri üzerinde anlaşırlarsa, bunu ortaklaşa yapabilirler... Veya bu konuda AKP'yi ikna etmeyi deneyebilirler.)
Bunların hiçbiri, önümüzdeki referandum konusundan, AKP'nin isteği dışında bir sonuç çıkmasını sağlayamaz. Ama bununla muhalefetin bu en güncel konuda bile sesinin çıkmadığı izlenimi ortadan kaldırabilir.
* * *
Önümüzdeki yerel seçime gelince... Bunun normal tarihi 2009'un 29 Martı'dır.
O yerel seçimde ne olur?.. AKP, bugünküne benzer bir oy oranıyla yeni bir zafer mi kazanır? Veya, o zafer zirvesini daha yükseklere mi çıkarır?..
Yoksa, son genel seçimi kazandıktan sonra yarattığı kaygıların sonucu olarak oy mu kaybeder?
İlk iki ihtimalin gerçekleşmesi halinde, ne olabileceğini 2004 yerel seçimlerini hazırlayarak düşünelim:
AKP'nin o yerel seçimin il genel meclisi bölümünde Türkiye'deki tüm seçmenlerden aldığı oy oranı yüzde 41.7'ydi.
Aynı seçmenlerden 2002 seçiminde aldığı yüzde 34.3 oranındaki oydan 7.4 puan fazlasını almıştı.
(Bu, son 22 Temmuz genel seçimindekinden daha büyük bir oy sıçramasıydı. Ama bunun önemi o zaman yeteri kadar fazla fark edilmedi. Fark edilseydi, AKP'nin son 22 Temmuz'daki 4.9'luk yükselişinin yarattığı şaşkınlık o kadar büyük olmazdı.)

  • AKP o sonuçla 81 ilin 71'inde birinci parti olmuştu. Üç bin 208 il genel meclisi üyeliğinin 2 bin 276'sını kazanmıştı. (Oran hesabıyla yüzde 70.9'unu...)
  • Ana muhalefet partisi CHP'nin birinci olduğu il sayısı ise 3 ilden ibaretti. Diğer illerden altısının birincisi DEHAP, birinin birincisi MHP idi.
    AKP'nin önümüzdeki yerel seçimdeki oy oranı, bugünkü gibi yüzde 46 civarında olursa, bu sonuçlar (oyların illere göre dağılımı değişse bile) en azından pekişmiş olur. Hele o oy oranı daha da artarsa, birinci olduğu illerin de, çıkardığı il genel meclisi üyelerinin de sayısı artar.
    * * *
    Belediye meclisi seçimlerine gelince...
    2004 yerel seçiminde AKP'nin kazandığı belediye başkanlığı sayıları ve oranları şöyleydi:
  • 16 büyükşehir belediyesinden, -İstanbul ve Ankara dahil- 12'si... (Oran olarak yüzde 75'i).
  • 65 il merkezi belediyesinden 46'sı... (Yüzde 70.8'i).
  • 847 ilçe belediyesinin 468'i... (Yüzde 55.3'ü).
  • 2 bin 281 belde belediyesinden 1281'i... (Yüzde 54.2'si).
    Son seçim sonuçları, AKP'nin oylarındaki artışın 2004'te muhalefetin kazandığı belediyelerde de devam ettiğini gösteriyor. Eğer bu gidiş böyle sürerse, AKP önümüzdeki yerel seçimde belediye sınırları içindeki iktidar alanını daha da geliştirebilir.
    * * *
    Peki, bu gidiş kaçınılmaz mıdır? Başta ana muhalefet partisi olmak üzere, bugünkü muhalefet partileri, önümüzdeki aylarda bu gidişi değiştirecek bir performans gösteremezler mi? En azından bunun başlangıç adımlarını atamazlar mı?
    Kadroları, projeleri, adayları, örgüt çalışmalarıya, gerek il genel meclisi, gerek belediye seçimlerinde başarılı olamazlar mı? Bugünkü iktidar partisinin geçen seçimde kazanmış olduğu üyelik ve başkanlıklardan, en azından bir kısmını geri alamazlar mı?
    Siyaset hayatımızda, bunun mümkün olduğunun çeşitli örnekleri vardır. 1969'da yüzde 50'nin üstündeki oyla iktidara gelen Adalet Partisi'nin daha sonraki yerel seçimlerde uğradığı kayıplar hatırlardadır.
    Ama o kadar geriye gitmeyelim:
    Aynı şey, 1989 yılındaki yerel seçimlerde ANAP'ın da başına gelmiştir.
    Turgut Özal'ın başkanlığındaki ANAP, 1983 ve 1987 genel seçimlerini arka arkaya kazanmıştı. Meclis'te, yüzde 10 barajın da etkisiyle mutlak çoğunluğu almıştı. O zaferlerin havası içinde, her istediğini yapabileceğine inanmaya başlamıştı. Meclis'ten 'korsan madde' denilen usullerle, çok tartışmalı kanunlar çıkarıyor, bunların Anayasa Mahkemesi'nden dönmesine karşı önlemler hazırlıyor, o zamana kadar akla gelmeyen işler yapıyordu.
    1989'daki yerel seçimlere de aynı hava içinde hazırlanıyordu.
    Başta SHP olmak üzere muhalefetteki partiler ise büyük şehirlerden beldelere kadar yoğun bir örgüt çalışması içindeydiler. Birçok seçim çevresinde, çevrenin en güvenilir isimlerini kadrolarına almış, aday göstermişlerdi.
    Kampanya çok hararetli geçti. Sonuç da şu oldu:
    ANAP'ın bir önceki yerel seçimde yüzde 41 olan oy oranı 21'e düştü ve o zamanki yedi büyük şehrin tümündeki ANAP'lı belediye başkanları seçimi kaybetti. Altısını SHP, birini RP kazandı. Diğer il ve ilçe belediye başkanlıklarının üçte ikisi de iki muhalefet partisi (SHP ile DYP) arasında paylaşıldı...
    * * *
    Özetle: İki defa arka arkaya genel seçim kazanıp iktidara gelen bir partinin, yerel seçimde de kazanması ve muhalefetin kaybetmesi, değişmez bir kader değildir.
    O gidişin değişmesi, hele bugünkü iktidarın karşısında, kadrosu, politikası, çalışma gücüyle, 'güven verici' bir 'ana muhalefet' oluşursa, her zaman mümkündür.



    Erol Tuncer'in 22 Temmuz 2007 seçimiyle ilgili yeni 'Seçim Kitabı' da yayına hazır. TESAV (Toplumsal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı) Başkanı Tuncer'in daha önceki çalışmalarını yansıtmıştık. Bugünkü yazımızdaki sayılar da 2004 seçimiyle ilgili kitabından alındı.