'Böyle bir dava görülemez'

Bir idare mahkemesi-nin böyle bir kararı verdiğini 55 yıllık gazetecilik hayatımda hatırlamıyorum; Turgut Kazan da hukukçu olarak hatırlamıyor. Kazan, "Bu dava idari yargıda görülemez" diyor.

Ben bir idare mahkemesinin böyle bir karar verdiğini 55 yıllık gazetecilik hayatımda hiç görmedim.
Yani, bir üniversite bir tartışma toplantısı düzenleyecek. Bunun için
belirli konuşmacıları davet edecek...
Bu toplantıdan hoşlanmayan bazı kişiler idare mahkemesine, bir kuruluş adına dava açacak.
Ve idare mahkemesi bu davada bir 'tedbir kararı' alacak. Toplantının yapılması önlenecek...
Ve her şey son dakikaya kadar tam bir gizlilik içinde olacak. Öyle bir 'son dakika'da duyurulacak ki, artık o karara daha üst mahkemede itiraz edilemesin. Kararın bozulması ve programın uygulanması mümkün olmasın...
***
Toplantı, malûm, Ermeni konularıyla ilgili... Bundan dört ay kadar önce, Adalet Bakanı'nın buna karşı çıkan bir demecinden sonra ertelenmişti. Ama o demeç ve erteleme çok tartışılmıştı. Bu ertelemenin düşünce özgürlüğü açısından önemli adımlar atıldığını söylediğimiz ülkemizde, çok yanlış olduğu belirtilmişti.
Tabii, üniversitenin böyle bir toplantı düzelenmesini eleştirenler de vardı. 'Ermeni konusu'nun şu sırada tartışılmasının doğru olmadığını düşünenler vardı. Toplantıya, sadece 1915 olaylarındaki resmi Türk tezini eleştirenlerin çağırıldığını belirterek, "Bu dengesiz bir çağrıdır" diyenler de...
Ama o eleştirileri yapanların veya o eleştirileri haklı bulanların da göz önünde tutması gereken bir şey vardı: Toplantı Türkiye'nin iki özgür üniversitesinin -Boğaziçi Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi'nin- rektörlüklerince düzenlenmişti. Bunu herhangi bir şekilde önlemeye çalışmak, hem üniversite özgürlüğüne, hem de Türkiye'deki düşünce özgürlüğüne karşı harekete geçmek olurdu.
İsteyenler, o toplantıya katılanların tezlerine karşı tezleri savunmak üzere, ayrı toplantılar düzenleyebilirlerdi. (Nitekim o çeşit toplantılar da düzenlenmişti. Dünkü gazetelerde oralarda yapılan konuşmalardan da özetler vardı.)
Fakat, işte anlaşılıyor ki, bazıları bununla yetinmiyorlardı. İstiyorlardı ki sadece onlar gibi düşünenler konuşsun, onlardan farklı düşünenler konuşmasın, düşüncelerini açıklayamasın...
İstanbul 4'üncü İdare Mahkemesi'ne, kamuoyundan gizli kalan başvuru bu yüzden yapılmıştı.
İki üniversite rektörlüğü hakkında 'yürütmeyi durdurma' talebini de içeren bir dava açılmıştı.
Mahkeme de, bunu, 19 Eylül günü karara bağlamıştı. Fakat, nasılsa, kararın duyulması da ancak 22 Eylül akşamı (yani dün akşam) mümkün olmuştu. Toplantının başlaması ise 23 Eylül sabahı (yani bu sabah) saat 09:00'da olacaktı.
Yani, karara, üst mahkemede itiraz etme imkânı da artık kalmamıştı.
***
Dün akşam bu konuyu, eski İstanbul Barosu Başkanı hukukçu dostum Turgut Kazan'la görüştüm.
O da diyor ki:
"Böyle bir kararı sen gazeteci olarak hatırlamıyorsun, ben hukukçu olarak hiç hatırlamıyorum. İnanılmaz bir şey, üniversitelerde bunlar gibi yüzlerce toplantı olur. Basına açık olur, kapalı olur. Bazı kimseler çağrılır, bazıları çağrılmaz.
Bunları her açıdan eleştirebilirsiniz. Ama hukukçu olarak, bu toplantılar yasak edilsin diyebilir misiniz?
Ayrıca bu bir yetki meselesidir. Böyle bir dava idari mahkemede açılamaz.
Açılırsa, mahkemenin bunu incelemeksizin reddetmesi gerekir"
Turgut Kazan'ın görüşü, karara muhalif olan üyenin de görüşüydü.
Üç hâkimli mahkemede, Başkan Sadettin Yaman ve üye Hamit Ali Kandil, 'yürütmeyi durdurma' lehinde oy kullanırken, üye Fetih Sayın muhalefet şerhi vermiş ve gerekçesini şöyle açıklamıştı...
"AZLIK OYU - Dava konusu toplantı yapılmasına ilişkin kararın idari yargı yerlerinde dava konusu edilebilecek nitelikte idari işlem
kimliği taşıyan bir karar olmadığı gibi, istemin 2577 sayılı Yasa'nın 2. maddesinin 2. fıkrası hükmüne de aykırı olduğu, davanın 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15/1-b maddesi uyarınca incelenmeksizin reddinin gerekeceği görüşüyle, aksi yönde oluşan çoğunluk
görüşüne katılmıyorum."
Çoğunlukla alınan kararda ise, üniversite rektörlüklerinin bu toplantıyı düzenleme kararının dayanakları, bunu herhangi bir başka idari birime bildirip bildirmedikleri, konuşmacıların hangi kriterlere göre seçildiği, ulaşım ve konaklama giderlerinin nasıl ödendiği gibi konularda birçok soru soruluyor ve rektörlüklerden bu sorulara belgeli cevaplar verilmesi isteniyordu. O cevaplar gelinceye kadar 'yürütme
durdurulacak', yani toplantı yasaklanmış olacaktı.
***
Yukarıda yazdıklarımız, işin 'hukuki' yanıyla ilgili... İşin 'siyasi' yanına gelince...
Bu başvuruyu yapanlar, herhalde bu toplantının Ermeni iddialarını güçlendirebileceği varsayımıyla hereket etmişler ve bunu önleyerek 'ülke çıkarları'nı korumak istemişlerdir.
Peki aldıkları sonuç öyle mi olmuştur?
Bu toplantının yasaklanması, ülkemizin çıkarına mı olmuştur?
Yoksa bunun tam tersine mi olmuştur?
Tam tersine olduğu, bu gibi yasaklamaların ülkemizin çıkarlarına çok büyük darbeler vurduğu, maaselef besbelli ki, bir kere daha anlaşılacaktır...