Bu bir 'barış konuşması' mı?

Başbakan Erdoğan 'akil adamlar'a yaptığı konuşmada geçmişteki 'zulüm dönem-leri'nden şikâyet etti. Bunun etkilerinin AKP iktidarına kadar sürdüğünü söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın akıl insanlar heyeti üyelerine yaptığı konuşma da bir ‘parti konuşması’ niteliğindeydi. Son sıralarda hep yaptığı gibi, Cumhuriyet’in ilk dönemlerini kötüledi. Bunun için Atatürk’ün 24 Nisan 1920’de Meclis’te yaptığı konuşmadan cümleler okudu.
Atatürk, o gün Türkiye’nin sınırları içindeki tüm İslam unsur-larının kardeşliğinden söz etmişti. Başbakan bunu şu şekilde anlattı:

“Gazi Mustafa Kemal, Meclis’in açılışının hemen ertesi günü, 24 Nisan 1920’de Meclis’teki ilk hitabını yapıyor. (...) Vatanımız olacak sınırları tarif ettikten sonra diyor ki Gazi Mustafa Kemal, ‘Efendiler, bu sınır sadece askeri gerekçe-lerle çziilmiş bir sınır değildir, milli sınırdır. Fakat bu sınır içinde İslam unsuruna sahip yalnız bir milletin olduğu düşünülmesin. Bu sınır içinde Türk, Çerkez ve diğer İslam unsurları vardır. Bu sınır, karışık bir halde yaşayan, bütün amacını tam anlamıyla birleştirmiş olan kardeş unsurların milli sınırıdır.’”

Başbakan Erdoğan, Atatürk’ten (soyadı kanunundan önceki adıyla Gazi Mustafa Kemal Paşa’dan) bu alıntıyı yaptıktan sonra, 29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet’in işte ‘bu ruh, bu öz, bu kardeşlik üzerine inşa edildiği’ni söyledi ve konuşmasına şöyle devam etti:
“Ne var ki, sonraları bu ahde vefa gösterilmiyor. Bu öz ve ruh çiğneniyor. Kardeşlik hukuku ihlâl ediliyor. Kuruluştaki bu ruh, bu öz, bu kardeşlik hukuku ihlâl edilince işte o zaman tek parti döneminde, maalesef o yaşadığımız sıkıntılar, toplumun hemen her kesimine yönelik acımasız bir zulüm dönemi başlıyor.”

Erdoğan’ın bu yorumuna göre, Cumhuriyet’ten sonra o söz tutulmamış, kendi deyimiyle ‘ahde vefa’ gösterilmemişti. ‘Kuruluş’taki ‘kardeşlik hukuku’ ihlâl edilmiş ve ‘acımasız bir zulüm dönemi’ başlamıştı. O zulüm, ‘toplumun hemen her kesimine yönelik’ olmuştu. Tabii, o ‘zulme’ uğrayanlar arasında kendi çevresi de vardı. Bunu şöyle anlattı:

“Yapılan zulmün dönemleri, yapılan zulmün dereceleri farklı olabildi. Hepimiz aynı zalim zihniyet tarafından aynı zulümlere uğradık. Hepimizin kitapları yasaklandı. Hepimizin sesi kısılmak istendi. Hepimizin varlığı inkâr edildi. Sadece etnik kökenler değil, inançlar, değerler dahi asimilasyona tabi tutuldu. Sadece dillerimiz değil, keli-melerimiz, tarihimiz, kavramlarımız dahi sakıncalı ilan edildi. Biz 10 yıldır işte bu örselenmiş duyguları tamir etmenin mücadelesi içindeyiz.”

* * *

Evet, 1920’de Ankara’da tüm Müslüman unsurlara (o zamanki deyimle anasır-ı İslâmiye’ye) verilen bir söz var. Ama Cumhuriyet ilan edildikten sonra o söz tutulmamış. Toplumun çeşitli kesimlerine öyle bir zulüm uygulanmaya başlamış ki, etkileri o zamandan sonra bitmek tükenmek bilmemiş.

Ne zamana kadar?Bundan 10 yıl öncesine kadar. Yani, AKP iktidara gelinceye kadar...

Başbakan’a göre, AKP işte 10 yıldır, 1920 yılındaki ‘o ruhu, inancı, özü ve öz kardeşliği’ yeniden tesis etmenin mücadelesi içinde...
Başbakan konuşmasına daha sonra o 10 yıl içinde ‘ileri demokrasi’ye geçmek için atılan ‘hayati adımlar’ı, yapılan ‘hayati reform’ları anlatarak devam etti...

Bu, gerçi, ‘barış süreci’ne ‘akil insan’ sıfatıyla katkıda bulunmayı kabul etmiş 62 davetli önünde yapılan bir konuşmaydı. Ama, belirttiğim gibi, Başbakan’ın, geçmişi kötüleyen ve kendi dönemini yücelten bir ‘seçim konuşması’ haline dönüşmüştü.

Bunun artık şaşılacak bir yanı yok. Başbakan buna hem kendi-si alıştı, hem de hepimizi alıştırdı. Konuştuğu yer neresi olursa olsun, hitap ettiği kimseler kim olursa olsun, aynı şeyi yapıyor.

Ama insanın aklına gene de şu soru geliyor: Başbakan’ın bu defa hitap ettiği kimseler, ‘akil insan’lar... Adı üstünde, Başbakan onları, oraya ‘akıllı’ olduklarını dikkate alarak seçti. Onların, bu ‘mukayese’deki haksızlığı, insafsızlığı fark etmemeleri mümkün mü?..

Hadi, o haksızlık, insafsızlık bir yana, böyle bir konuşmanın ‘barış süreci’ diye anılan bir sürece olumlu bir katkısı olabilir mi?

Başbakan bu konuşmada söyle-diklerini onlara, gidecekleri yerlerde halka anlatsınlar diye söylemişse, bunu yapmaları güç. Türkiye’deki seçmen oylarının dağılımı belli. Karşılarındaki her dört kişiden ikisi AKP dışındaki partilere oy vermiş. Siz onlara “oy verilecek tek parti AKP’dir” anlamına gelen bir ‘propaganda konuşması’ yaparsanız, bunun, barış süreci bir yana, AKP’ye de faydası olur mu?