Bu şiddet derhal durmalı...

Taksim'deki 'ağaç sökme' ve inşaat, zaten mahkemelik. Mahkemelerdeki bilirkişi raporuna bir de 'yürütmeyi durdurma' kararı eklendi.

Dün öğleden sonra gazeteye geldiğimde arkadaşlar toplantı masasındaydı.

Bizim toplantı masası ‘yuvarlak masa’. Etrafında 8-10 Radikalci oturur. Müdürler, editörler... Gazetenin ana hatlarını hazırlarlar. Masanın iki yanında birer ekran var. Günün iç ve dış olaylarıyla ilgili fotoğraflar o ekranlara geliyor.

Ben gelip bir yere oturduğumda ekranda bir dehşet fotoğrafı vardı. Bir duman bulutunun içinde sırtları görünen insanlar... Ne yüzleri belli, ne genç mi, yaşlı mı, kadın mı, erkek mi oldukları... Duman bulutlarının dışında, ama gene duman yüzünden iyi seçilemeyen üniformalılar...
Toplantı masamızın etrafındaki herkes sessizdi. O fotoğrafa bakıyorlardı. Karşımda Yayın Koordinatörümüz Muhittin Danış, yanımda Haber Müdürümüz Ömer Erbil vardı. Erbil’e sordum:

-”Nereden bu fotoğraflar? Suri-ye’den mi?”

İlk izlenimim gerçekten öyleydi. Manzara, dış basında da sık sık gördüğümüz Suriye veya Irak fotoğraflarına benziyordu.

Ömer bana hayret eder gibi baktı.

Galiba, sorunun cevabını bildiğimi, ama mahsus sorduğumu sandı.

-“Taksim’den” dedi.

* * *

Gerçekten bilmiyordum.

Taksim’de dört günden beri süren olayları ayrıntılarıyla izlemeye çalışmıştım. Dün öğleye kadar evdeydim. Tüm televizyon haberlerini çeşitli kanallardan izlemiştim. Taksim’deki göstericilere sabaha kadar yapılan baskını, yıkılan duvarın altında kalan insanların görüntülerini görmüştüm. Ama işin o fotoğraftaki manzaraya kadar tırmanabileceğini düşünmemiştim.

Sonra öteki fotoğraflar akmaya başladı. Televizyonlarda benzerini görmediğim başka görüntüler... Onlar da aynı derecede dehşet verici... Arabasının içine gaz atılan bir genç adamın kendini kurtarmaya çalışması... Her yerde gaz, gaz, gaz... Tüfek tipi bir silahla gaz atan gaz maskeli üniformalılar... Tazyikli su... Sıkılan suyun hedef aldığı bir gencin devrilmesi... Yaralı ve gözleri kapalı bir kadının ambulansa taşınması... Babasının elinden tuttuğu çocuğu gazdan kaçırmak için çırpınması...

Demek ki, benim gördüğüm fotoğraflar, benim evden çıkıp gazeteye gelişime kadar geçen yaklaşık iki saatlik süre içinde çekilmiş fotoğraflar... Veya daha önce çekilmiş olsalar bile hareketli, görüntüleri henüz ekranlara yansımamış...

* * *

Başlığımıza yansıdığı gibi, ‘ne bu şiddet?..’ Veya bu şiddetin nedeni?

Taksim’de gezi yerinde yapılan protesto hareketlerinin benzerleri, demokratik ülkelerin her birinde sık sık yaşanıyor... Hele Taksim’deki gibi, bir şehrin ağaçlarını, yeşil alanlarını koruma amacına yönelik hareketler...

Bunlara karşı, daha ilk günden itibaren bu kadar haşin davranmanın âlemi ne?..

Orada toplanan gençlerin istediği şey belli: İnandırıcı bir açıklama yapılmadan başlatılan o ‘ağaç sökme’ operasyonunun ertelenmesini ve yeniden değerlendirilmesini sağlamak.

Üstelik, dünkü Radikal’in kapağında, Ömer Erbil’in haberiyle ortaya çıkan gerçek, o gençlerin ne kadar haklı olduklarını doğruluyor. Taksim Meydanı’nda yapılmasına başlanan inşaat faaliyetinin imar planı değişikliği, halen mahkemelik. Mimarlar Odası tarafından açılan davaya bakan İstanbul Birinci İdare Mahkemesi’nin konuyu incelemesi için tayin ettiği bilirkişinin verdiği raporun özeti şu:

“Yerinde keşif ve inceleme sonucunda, plan tadilatının, şehircilik, planlama ve koruma ilkelerine aykırı olduğu kanaatine varılmıştır. Plan tadilatının, çevre, kültürel ve doğal miras, sosyal kültürel ve ekonomik yapı, ulaşım, dolaşım sistemi açısından uygun olmadığı, yeşil alanların ne şekilde etkileneceğinin belirsiz olduğu sonucuna varılmıştır.”

Rapor bu. Ve bu rapor mahkemece kabul edilirse, Taksim gezisinde sürdürülmek istenen ‘ağaç sökme’ faaliyetinin zaten durdurulması gerekecek...

Böyle bir protesto gösterisi yapılmasaydı bile, idarenin o bilirkişi raporunu öğrendikten sonra o faaliyeti derhal durdurması ve mahkeme kararını beklemesi gerekirdi.

O raporun da artık bilinmesine rağmen, oradaki ‘ağaç sökme’leri sürdürmekte ısrar etmek ne ile izah edilebilir?

O sökme işleminin yetkilileri, bu soruyu kendi kendilerine sormalı ve ona göre davranmalıdırlar.

Güvenlik güçlerinin yetkilileri de Taksim’de dünden itibaren çok tehlikeli boyutlara varmış olan müdahalelerini derhal durdurmalıdır.
Evet, Başbakan Erdoğan o konuda bir şeyler söylemiştir. Demiştir ki:

“Taksim Meydanı’nda, Gezi Parkı’nda şöyle olmuş, böyle olmuş. Ne yaparsanız yapın. Biz kararı verdik. Eğer tarihe saygınız varsa, önce o Gezi Parkı denilen yerin tarihi nedir, onu araştır bak. Orada tarihi yeniden ihya edeceğiz.”

Başbakan böyle demiştir ama, böyle demiş olması, Taksim’de olup-bitenlerin sorumluluğundan, ne ‘ağaç sökme’ işinin yetkililerini kurtarır, ne de güvenlik güçlerinin yetkililerini...

Mahkemeye sunulan bilirkişi raporu herkesin gözü önündedir. Taksim gezisindeki ağaç sökme ve inşaat faaliyetini, en azından mahkeme kararına kadar durdurmak ve yeniden değerlendirmek, hukukun da, aklın da, mantığın da, vicdanın da gereğidir. O gereği yerine getirmeyenler, Taksim’de meydana gelen feci olayların hem çevreye, hem insanlara verdiği zararın hesabını gene mahkeme önünde vermek zorunda kalırlar.

“Ne yaparsanız yapın, biz karar verdik” şeklindeki demeçler, Başbakan demeci de olsa, onları o sorumluluktan kurtarmaya yetmez.
Not: Bu yazıyı yazdıktan sonra Ömer Erbil’in bir haberi daha geldi. Şöyle: İstanbul 6. İdare Mahkemesi de, nezdinde açılmış bir başka dava üzerine bir karar aldı ve Gezi Parkı’nda Topçu Kışlası yapımına onay veren ‘Yüksek Kurul’ kararı için ‘yürütmeyi durdurdu’. Hele bu durdurma kararından sonra ‘ağaç sökme’nin de, protestoculara ‘müdahale’ etmenin de derhal sona ermesi gereği daha da acilleşti.