Bu yılki Meclis tatili bu kadar uzun olmamalı

Meclis'in yasama görevini yapması güçleşti ama, denetleme görevini sürdürmesi gerekli. Ayrıca, Meclis'in tatilde olması, Cumhurbaşkanı'nın Anayasal yetki alanını da genişletiyor.
Bu yılki Meclis tatili bu kadar uzun olmamalı

 Değerli okurlarımın bayramını kutlarım. Tüm yakınlarıyla birlikte nice nice mutlu ve sağlıklı bayramlar geçirmelerini dilerim.Bir bayram sabahında yayınlanan yazıların ana konusu da genellikle bayram olur. Ama şu sıradaki durum malûm: Yaşadığımız siyasal gelişmeler o kadar yoğun ki, siyaset alanının dışına çıkmak kolay değil. Ben de bugün o gelişmelerden birine değineceğim: Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin tatiline.

 Meclis’in bu bayram öncesinde girdiği tatil, her zamanki bayram tatillerinden biri değil. 1 Ekim’e kadar sürecek olan, yaklaşık iki buçuk aylık yaz tatili...

 Meclis’in yaz tatilleri de, normal zamanlarda elbette normal ve faydalı... Çünkü milletvekillerinin Meclis’te bulunmaları kadar, seçmenleriyle temas etmeleri, vatandaşların eğilimlerini ve dileklerini saptamaları gerekli. O temasları yapacaklar ki, Meclis’in toplantıları yeniden başlayınca, hem seçim bölgelerindeki, hem yurdun her yerindeki ‘vatandaşları temsil etme’ işlevini layıkıyla yerine getirecekler. O da görevlerinin ayrılmaz parçası...

 Ancak şu sırada akla gelen soru şu: ‘Normal’in hayli dışında bir dönemden geçer gibiyiz. Yeni bir seçim yapılmış. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bir Başbakan adayını hükümet kurmakla görevlendirmesi, hayli gecikmeli olarak, yeni gerçekleşmiş. O görevi üstlenen sayın Davutoğlu, şimdiye kadar ancak üç görüşme yapabilmiş. Araya bayram girdiği için, zaman daha da azalmış... Ve Davutoğlu o işi başaramadığı takdirde, ülkenin Cumhurbaşkanı tarafından erken seçime götürülmesi ihtimali var.

 Ve Cumhurbaşkanı, o ihtimali her fırsatta vurguluyor. Üstelik, Davutoğlu’nun görevlendirilmesindeki gecikme tamamen kendi ‘takdir’inden kaynaklandığı halde, o gecikmenin sorumlusu olarak Davutoğlu’nu ve görüştüğü parti liderlerini eleştiriyor. Onları hâlâ, ‘peşrev faslı’yla meşgul olmakla suçluyor. Bütün televizyonlardan yayınlanan konuşmasında onları, ‘peşrev’i bırakıp ‘hizmet’ faslına geçmeye davet ediyor.

 Bu tavsiyesine uymadıkları takdirde de, elinde, Meclis’i yeniden ‘seçime götürme’ yetkisinin bulunduğunu hatırlatıyor.

 ‘Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği’ (TÜMSİAD) mensuplarıyla birlikte katıldığı iftar toplantısında yaptığı konuşmada, o konudaki sözleri aynen şöyle:

 “Millet siyasetçilerden, partilerden hizmet bekliyor. Peşrev faslı bırakılmalı ve artık hizmet faslına geçilmelidir. Şayet buna imkân yoksa, ülkenin vakti israf edilmeyerek yeniden millete gidilmelidir. Görüyorsunuz işte, belirsizlik içinde geçen her gün Türkiye üzerine oyunlar oynayanların cesaretini biraz daha artırıyor. Eğer siyasetçi kendisi meseleyi çözemiyorsa, bu meseleyi çözecek olan milletin ta kendisidir.”

 Tabii, demokrasilerde siyasetçilerin kendileri bir meseleyi çözemezse, onu çözecek olan, elbette millettir. Ama millet, çözüm yolu olarak gördüğü kararını daha 5-6 hafta önce, yüzde 60’a yakın oy oranıyla belirledi. Türkiye’nin önümüzdeki dönemde bir ‘tek parti hükümet’iyle yönetilmesini istemiyor. Hele hele ‘Türk usulü başkanlık sistemi’ gibi bir merakın peşine düşmeyi hiç istemiyor. Demokratik ülkelerdeki benzerleri gibi bir parlamenter sistem içinde, gerek iç, gerek dış politikada rasyonel kararlar alıp uygulayabilecek bir koalisyon hükümetiyle yönetilmek istiyor.

 Millet, bu isteklerinin artık -son zamanların çok kullanılan deyimiyle- ‘açık ve net’ olarak kabul edilmesini ve uygulanmasını bekliyor.

 Bu beklentinin hâlâ gerçekleşmemesinin nedeni de belli: Çünkü sayın Erdoğan’ın milletin o kararını benimseyip benimsemediği hâlâ ‘açık ve net’ olarak belli değil. Veya sayın Erdoğan, o konudaki görüşünü belirlemiş olsa bile, bunu kendisinden başka –veya kendisinden ve yakın çevresinden başka- bilen yok.

 ***

 Meclis’in yıllık tatiline girişi, işte böyle bir belirsizlik dönemine rastladığı için, bazı sorulara yol açtı. Gerçi bunlardan bazısının cevabı Anayasa’da ve Meclis içtüzüğünde var:

 *Mesela: Meclis, tatildeyken toplantıyı gerektiren bir durum ortaya çıkarsa, ne olacak?

 Bunun cevabı çok kolay: Meclis çok kısa zamanda toplanabilir. Bunu ya Meclis Başkanı bir ‘olağanüstü toplantı’ çağrısıyla gerçekleştirir. Ya da üye tam sayısının beşte birinin (yani 110 milletvekilinin) imzasıyla Meclis Başkanı’na bir başvuru yapılır. Meclis Başkanı olağanüstü toplantı çağrısını o başvurunun gereği olarak yapar. (Gerçi geçmişteki bir dönemde Meclis’teki bir Meclis Başkanı’nın öyle bir çağrıyı yok saydığı ve Meclis’i toplantıya çağırmamakta direndiği görülmüştür ama, böyle şeylerin artık gündemimizden çıkmış olması gerekir.)

 *Başka bir soru: Meclis’in yasama çalışması yapması, yani yasa çıkarması veya belirli Meclis kararlarını alması nasıl mümkün olur?

Bunun cevabı da var: Meclis’in yasama çalışması yapması, zaten henüz komisyonlara üye seçimi yapılmadığı için mümkün olmuyor. Komisyonlara da yeni hükümet kurulmadan üye seçilmiyor. Çünkü, bazı komisyonların oluşmasında hangi partinin iktidarda, hangisinin muhalefette olduğunun bilinmesi gerekli... Yani, önce hükümet kurulmalı ki, komisyon üyelerinin partilerinin oranları ve konumları gözetilerek seçilmesi mümkün olabilsin.

*Peki denetleme işi nasıl olacak?

Daha önceki soruların cevapları, tabii, bir hükümet kurulması öncesinde de olsak, Meclis’in yaz tatiline çıkmasında bir sakınca olmadığı tezini güçlendiren argümanlar... Ama Meclis’in yasama görevinin yanında bir de hükümeti denetleme görevi var. Çünkü, henüz ‘yeni hükümet’ kurulmadı, o kuruluncaya kadar işleri yürütmekte olan bir ‘eski hükümet’ var. Onun, hele şu sırada, mutlaka ve vakit geçirmeden denetlenmesi gereken bazı icraatı yok mu, veya olamaz mı? Onlar üzerindeki Meclis denetimi nasıl sağlanacak?

 Basınımızın haberleri değerlendirmekte tarafsız davranabilen bölümünde yer alan haberler, bunu da hatırlatıyor... Hemen hemen her gün.

 Mesela Hürriyet’in dünkü manşeti. Arda Akın’ın imzasıyla yayınlanan ve Gümrük Bakanlığı Başmüfettişi’nin 8 Ağustos 2014 tarihli raporunun, 11 aydır hiçbir işlem yapılmadan bakanlıkta bekletilmesi... Rapor, geçenlerde hükümetin iki bakanından ihracat ödülü alan Reza Zarrab ile İran’daki Babek Zencani arasındaki altın ve döviz alışverişiyle ilgili... Haberde bu konuyla ilgili ilginç iddialar var, belgeler var.

 Bu ve benzeri konularda, bugün işbaşında olmaya devam eden hükümetin konuyla ilgili bakanlarına, Meclis’teki içtüzük imkânları içinde –en azından- bazı sorular sorulması ve o soruların cevabının istenmesi gerekmez mi?

 Veya, bürokrasinin her alanında birbirini izleyen ‘görevden almalar’la, ‘yer değiştirmeler’le, ‘ihale’lerle, ‘tahsis’lerle, ‘sit derecesi düşürmeleri’yle ilgili bakanlara sorular sorulması ve cevaplarının istenmesi?..

 ***

Sonuç olarak: Meclis’in tatile girmesinin milletvekillerinin seçmenleriyle temas etmeleri açısından elbette gereği var, faydası var... Komisyonlar kurulmadığı için, kanun çıkarma imkânı şu sırada maalesef yok. (Aslında kurulması sağlanabilseydi, çok daha iyi olurdu. Çünkü, CHP’nin seçim barajının indirilmesi yolundaki tekliflerinden sonra, HDP’liler de aynı yönde bir teklif verdiler. Onların ve benzeri tekliflerin görüşülmesine başlanması gündeme getirilebilirdi. O da ayrı bir konu.)

 Evet, milletvekillerinin yaz tatiline çıkmasının faydaları var ama, bunun sonucundan asıl memnun olması gereken tarafın, eski AKP iktidarının eski ve yeni yöneticileri olduğu muhakkak. Çünkü o tatil halinin sonucu, onların görev dönemlerine rastlayan eleştiri konularının Meclis’in denetleme görevi kapsamında gündeme getirilmesini geciktiriyor.

***

Ayrıca, bu durum sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olarak yetki ve sorumluluk alanının içine girmeyen konularla ilgili konuşmalarını ve icraatını kolaylaştırıyor. Hükümetin kurulmasıyla ilgili tercihleri yönünde faaliyette bulunmasına imkân veriyor.

Bir de şu var: Bu durumun sonucu, sayın Cumhurbaşkanı’nın yetki alanını, şimdiye kadar yaptığı gibi, 'fiilen' genişletmesinden ibaret de değil. Meclis’in tatilde olması, Cumhurbaşkanı'nın anayasal ve yasal yetkilerini de artırıyor. Cumhurbaşkanı, Meclis’in tatilde olması halinde, yeni yetkilere de sahip kılınmış oluyor.

 Mesela: Anayasa’nın 92’nci maddesindeki ‘silahlı kuvvet kullanılmasına izin verme’ konusu...

 92’nci maddenin birinci fıkrasında o yetkinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde olduğu şu şekilde ifade edilir:

 “(...) Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir.”

 Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, “Meclis’in tatilde veya ara vermede” olmasıyla ilgili olarak, buna bir ‘istisna hali’ eklenir. Fıkranın metni şudur:

 “Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde veya ara vermede iken ülkenin ani bir silahlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silahlı kuvvet kullanılmasına derhal karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde Cumhurbaşkanı da, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kullanılmasına karar verebilir...”

 Bu madde, tabii, Türkiye’nin sadece ‘ani bir saldırıya uğraması halinde’ uygulanması mümkün olan bir maddedir. Ve öyle bir durum oluşur da, madde uygulamaya girerse, Meclis’in hemen toplantıya çağırılmasını ve o yetkinin yeniden Meclis’e geçmesini gerektirir. Ama Meclis’in tatilde olmasının Anayasa’ya yansıyan sonuçlarından biri de, Cumhurbaşkanı’nın yetki alanının kısa bir süre için de olsa, bu şekilde genişletilmiş olmasıdır..

 ***

 Özetle: Meclis’in tatile çıkması, milletvekillerinin seçmenleriyle temas imkânı bulmaları ve halkın sorunlarını Meclis’e getirmeleri açısından, elbette çok faydalıdır. Ancak “Bir koalisyon hükümeti mi kurulacak - Yoksa seçime mi gidilecek?” sorularının ve o soruların muhtemel sonuçlarının bu kadar yoğun olduğu bir ortamda, o tatilin daha kısa tutulmasında da büyük fayda vardır. Buna, Meclis’te temsil edilen partiler arasında bir diyalog kurularak çare bulunabilir ve bulunmalıdır.