Büyük sanatçı Attilâ İlhan

Attilâ İlhan, yakın tarihin ilginç yanlarını yansıtan büyük bir sanat ve kültür adamımızdı...

Attilâ İlhan'ın ölüm haberini alınca aklımdan üç mısra geçti... Ezberime onlar yerleşmiş...
"Emperyal Oteli'nde üç gece kaldık.
Fazlasına paramız yetmiyordu.
Gözlerin gözlerimden gitmiyordu..."
Bu üç mısra... Bence, hem çok güzeldiler, hem de benim gençlik dönemimdeki çevrem için çok gerçekçiydiler...
Aşk ile 'para yetmezliği' bir araya gelince neler olabilir?..
Olabilecek şeylerden biri oydu: Üç geceden sonra otelsiz kalmak...
Şiirin geri kalanını hatırlamıyordum. Dün bulup hepsini yeniden okudum. 6 bölümlü uzun bir şiirdi. Adı da 'Emperyal Oteli'ydi.
"Ben hiç böylesini görmemiştim.
Vurdun kanıma girdin, itirazım var" diye başlıyordu.
Bu iki mısra, bazı bölümlerin 'nakarat'ı oluyordu.
Şiirdeki imajlar müthişti. Bir bölümündekiler şöyleydi:
"Emperyal Oteli'nde bu sonbahar
Bu camların nokta nokta hüznü
Bu bizim berhava olmuşluğumuz
Bir nokta bir hat kalmışlığımız
Bu rezil bu çarşamba günü
İntihar etmiş kötümser yapraklar
Öksürüklü aksırıklı bu takvim
Ben hiç böylesini görmemiştim
Vurdun kanıma girdin itirazım var"
Benim ezberimdeki üç mısra, son bölümün başıydı. Arkası şöyle geliyordu.
"...Dördüncü gece sokakta kaldık
Karanlık bir türlü bitmiyordu
Sirkeci Garı'nda sabahladık
Bilen bilmeyen bizi ayıpladı
Halbuki kimlere kimlere başvurmadık
Hiçbiri yüzümüze bakmıyordu
Hiç kimse elimizden tutmuyordu
Ben hiç böylesini görmemiştim
Vurdun kanıma girdin kabulümsün"
***
Attilâ İlhan'ı önce el yazısından tanımıştım. 1950'lerin başlarıydı. Ankara'da Cemil Sait Barlas'ın çıkardığı 'Pazar Postası' vardı. Bir 'haftalık gazete'ydi. O gazetenin yazı işleri müdürüydüm. Attilâ İlhan bize yazı ve şiir gönderiyordu. Büyük bir zevkle ve gururla yayımlıyorduk. Çünkü o, artık zamanın en etkili şairlerinden biriydi. 1946 yılındaki iktidar partisi CHP'nin şiir yarışmasında ikincilik ödülünü kazanmıştı. Yarışma '35 yaş şairi' Cahit Sıtkı Tarancı'nın birinci, Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın üçüncü olduğu ünlü yarışmaydı. Attilâ İlhan o ödülü 21 yaşındayken yarışmacıların en genci olarak almıştı.
Bir gün Ankara'ya gelmiş. Yüz yüze tanıştık. O zamandan sonra da, çeşitli gazetelerde, dergilerde, televizyonlarda rastlaşır, görüşür olduk.
Çok taraflı bir insandı. Çok okurdu. Çok çalışırdı. Kendi görüşlerini oluştururdu. Her konuda söyleyeceği şeyler vardı.
***
Attilâ İlhan, ölümünden sonra birçok yazarın, şairin, edebiyatçının yazılarında, demeçlerinde hak ettiği saygıyla anıldı. Cumhuriyet'te Hikmet Bila'nın başlığı şuydu:
'Hangi Attilâ İlhan?'
Bila, bunun yanıtını şöyle özetliyordu:
"On parmakta on hünerle geçirilmiş 80 yıllık bir ömür..."
Bu, gerçekten öyleydi. Şiir, roman, sinema filmi senaryosu, televizyon dizisi senaryosu, deneme, eleştiri, gazete yöneticiliği, köşe yazısı, televizyon söyleşisi, yayın danışmanlığı...
Çalışma alanlarının hepsini hatırlamak da kolay değil... Ama benim hatırladıklarım bile Bila'nın verdiği sayıyı tutuyor.
***
Ben şiirinden söz ettim. En etkilendiğim eserleri o alandaydı. Tabii, ülkemizin yayın hayatına diğer faaliyetleriyle yaptığı katkılar da, çok önemlidir... Ama Özdemir İnce'nin dün yaptığı saptama çok yerindedir. Diyor ki:
"Şairliği göz kamaştırıcı olduğu için, (öteki) büyük özellikleri gölgede kalmıştır."
Evet, siyasi yazılarındaki değerlendirmelerinden bir kısmı tartışıldı, tartışılıyor. Ama, elbette, öyle olacak... Demokratik bir toplumun içindeyiz. Sanatçılara, yazarlara, şöyle düşünüyor, böyle düşünüyor diye kızmak yerine, onları dinlemeye alışacağız.
Onlardan farklı düşündüğümüz konularda, kendi düşüncemizi açıklamamıza engel yok. Onu da, 'hiddet ve şiddet'le değil, karşımızdaki düşünceye saygı göstererek yapacağız. Buna giderek daha fazla alışacağız.
Buna alışamadığımız dönemler -tamamen geçmediyse bile- geçiyor. Geçecek...
***
Attilâ İlhan'ın hayatının büyük bir kısmı, ne yazık ki, böyle bir 'geçiyor, geçecek' iyimserliği içine girmenin mümkün olmadığı zamanlara rastladı.
İlk hapse girişi 16 yaşındaydı. Nedeni ise, şairin sonradan en güçlü eserler vereceği alandaydı. Aşk şiirleri alanında...
Olayı kendi anlatımından izleyelim:
"İzmir'de, Karşıyaka'daydık: onaltı yaşındayım, komşuda liseli bir kız, ona sebebini bilmediğim bir yakınlık duyuyorum. Büyük tereddütlerden sonra, mektup yazmaya karar verdim"
"(...) Oturdum dehşetli bir mektup yazdım, geçerken merdivenlere bıraktım, bir süre yürüdüm, dönüp baktığımda, o elinde okul çantası, eğilmiş mektubumu alıyordu. Heyecandan öleceğim, adeta uçarak vapura gittim. Üç gün sonraydı sanırım, cevabı aynı yere bırakmış, mektubumdan etkilendiğini, zaten bana yakınlık duyduğunu yazıyordu: ne kadar sevindiğimi anlatamam. O garip aşk böylece başlamış oldu.
Birbirimizi ne görüyoruz, ne buluşuyoruz, ne konuşuyoruz; ama üst üste bir sürü mektup yazıyoruz. En çok da ben yazıyorum.
O tarihte Nâzım Hikmet'i yeni tanımışım, ona da tanıtıyorum; şiirlerini aktarıyorum; o da bana, aynı heyecan ve hevesle, duygularını anlatıyor"
"(...) Fransızca dersindeyiz, Müdür Muavini geldi, beni sınıftan aldı; İdareye gittik, odasında iriyarı bir adam; '-Oğlum,' dedi, 'Bey seni götürecek!' Adam beni alıp doğruca Karşıyaka Polis Karakolu'na götürdü, sorgu başladı. Ertesi gün, İzmir'e Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldük, sorgumuza Siyasi Şube'de devam edildi; başıma ne geldiğini tam anlayamıyordum ama, 141-142'den sorguya çekiliyorduk. Sevgilime yazdığım mektuplarda, Nâzım'ın şiirleri var, şair o zamanlar şiddetle yasak..."
***
Sonrası şu: Attilâ İlhan bir süre hapiste yatıyor. Sonra çıkıyor ama, okuduğu liseden kovuluyor. Öğrenimine başka bir lisede devam etme imkânından da mahrum ediliyor.
Babasının sürdürdüğü uzun bir hukuk savaşından sonra o imkânı kazanıyor, İstanbul'da bir başka liseyi bitiriyor. Fakat artık 'solcu' olarak mimlenmiştir. Gençlik yıllarının bir bölümü o 'mimlenme'nin etkisi altında kalıyor.
Nedeni, sevgilisine yazdığı aşk mektubunda bir başka şairin şiirine yer vermiş olmak...
Yani, dönem öyle bir dönemdi ki, sadece siyasal ve sosyal düşüncelerin değil, aşk mektuplarının ve aşk şiirlerinin de sakıncalı olanları vardı. Belirli sınırları aşıp sakıncalı alana girenler, daha 16 yaşında olsalar bile, suç işlemiş hale girebilirlerdi.
Ama dönemin olumlu çelişkileri de eksik değildi. Gençlik hayatında bir aşk şiiri yüzünden mimlenen bir şair, dört-beş yıl sonra dönemin iktidar partisinin şiir yarışmasında gene bir şiiriyle, iki büyük ödülden birini kazanabildi.
Attilâ İlhan, Türk sanat ve kültür hayatına yaptığı unutulmaz katkıların yanında, kendi yaşamının çizgileriyle de, yakın tarihimizin ilginç yanlarını yansıtan büyük bir sanat ve kültür adamımızdı.
Cenazesi bugün kaldırılıyor. Allah rahmet eylesin. Yakınlarının, okurlarının, izleyenlerinin başı sağ olsun.
Okuldan kovuldu ama, ödül de aldı...
Yanda: Attilâ İlhan'ı 16 yaşındayken okulundan ayıran resmi yazı... T.C. İzmir Erkek Lisesi Müdürü, 146 numaralı İlhan'ın velisine durumu bildiriyor:
Tarih 10 Aralık 1941... O zamana kadar hapiste de yatan İlhan, artık
'solcu' olarak 'mimlenmiş'tir.

Sağda: Attilâ İlhan 'mimli'dir ama, 5 yıl sonra, Ankara'da dönemin en önemli şiir yarışmasında ödül alır. Fotoğraf o yılların fotoğrafı...
Belgeli öğrenci
Attilâ İlhan İzmir'de tutuklanıp belge aldıktan sonraki 'okulsuz yıllar'ında Adana'da...
O yılları anlatırken "Herkes bana istikbali mahvolmuş bir çocuk gözüyle bakıyordu" diyor...
FotoĞraflar ve belge: SEL YAYINLARI- BÜYÜK YOLLARIN HAYDUTU-ÖNER CİRAVOĞLU